metaverse dediğimiz şey aslında beynimizin dış dünyayı algılama biçimine yeni bir katman eklemekten ibaret. fiziksel varoluşumuzu tamamen kaybetmiyoruz, sadece zihnimizin anlamlandırmaya çalıştığı uyaranların alanını genişletiyoruz. yani beynimiz için fiziksel bir elma ile dijital bir elma arasındaki fark, beklediğimiz kadar büyük değil.
zihnimiz zaten sürekli bir tahmin makinesi gibi çalışıyor ve dünyayı bu tahminlere göre kurguluyor. bugün bile bir aleti veya akıllı telefonu kullandığımızda, beynimiz onu bedenimizin bir uzantısı gibi algılamaya başlıyor. metaverse bu bedenleşme (embodiment) hissini sadece daha kapsayıcı bir hale getirecek. varoluşsal olarak asıl mesele, sanal dünyada geçirdiğimiz zamanın gerçeklik algımızı nasıl şekillendireceği. ortamın fizik kuralları ve sosyal normları tamamen programlanabilir olduğunda, zihnimizin bu yeni kurallara uyum sağlarken ne kadar yorulacağı önemli bir soru işareti.
sürekli fiziksel ve sanal gerçeklik arasında geçiş yapmak ciddi bir bilişsel yüke sebep oluyor. bu durum, benlik algımızda ve kimlik inşamızda parçalanmalara yol açabilir. yani "ben kimim" sorusunun cevabı, bulunduğumuz evrene göre değişmeye başlayacak. dijital ortamda sahip olduğumuz otonomi ve hissettiğimiz bedensel sınırlar, gerçek dünyadaki kimliğimizi de ister istemez dönüştürecek. beynimiz her iki dünyayı da gerçek olarak işlemeye devam ederken, biz hangisinin daha "gerçek" olduğunu sürekli sorgulayıp duracağız.
Kaynaklar
- Andy Clark, David Chalmers. The Extended Mind. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Anil K. Seth. Predictive Processing, Interoception, And The Nature Of Conscious Reality. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı