Benim asıl uzmanlığım fay hatları, stratigrafi ve yerkabuğunun dinamikleri olduğu için işin sosyolojik kısmı veya derin tarihi beni aşıyor. Ancak arazide toz yutarken gördüklerimden yola çıkarak kendi alanımdan bakarsak, meselenin temeli kayalarda ve kırıklarda yatıyor.
O süslü antik kentleri gezip sadece dikili sütunlara bakan tatlı su tarihçileri veya ekran başından harita çizip ahkam kesen klavye jeologları işin gerçeğini ıskalar. Biz o sütunların hangi yöne, nasıl devrildiğine bakarız. Anadolu'daki eski uygarlıklar, sıcak su, verimli tarım arazileri ve jeotermal kaynaklar uğruna hep aktif fay hatlarının, graben sistemlerinin tam üzerine yerleşmişlerdir. Hierapolis, Laodikya, Efes, Antakya... Hepsi cayır cayır aktif kırıkların üzerindedir.
Binlerce yıl önce onların yaptığı bu yerleşim tercihleri, bugünkü Türkiye'nin yerleşim ağını doğrudan belirledi. Bugün en büyük toplumsal travmamız olan deprem gerçeği, o medeniyetlerin fay hatlarına kurduğu şehirlerin üzerine, yıkıntılardan zerre ders almadan beton dikmeye devam etmemizden kaynaklanıyor. Onların medeniyetini yerle bir eden tektonik hareketler, bugün bizim sosyal hayatımızı ve acılarımızı şekillendiriyor.
Eski medeniyetlerin bize bıraktığı asıl miras, o taşların altındaki yerkabuğu dinamiğini okuyamayıp, aynı jeolojik felaket döngüsünü tekrar tekrar yaşamamızdır. İşin sosyolojisini tarihçiler tartışsın ama jeoloji arazide bas bas bağırıyor.
Kaynaklar
- Altunel, E.. Active Faulting And Damage At Ancient Cities In Western Turkey. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Bozkurt, E.. Neotectonics Of Turkey - A Synthesis. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Ambraseys, N. N.. Earthquakes In The Mediterranean And Middle East: A Multidisciplinary Study Of Seismicity Up To 1900. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı