Tarihi ve Evrimsel Arka Plan: İlkel İnsan Tanrı’ya Neden İnanıyordu?
Doğa açıklanamazdı. Şimşek, deprem, ölüm, hastalık gibi olayların nedeni bilinmezdi. İnsan, anlamlandıramadığı her şeye bir "fail" atfetti. Bu, Tanrı’nın doğuşudur.
Hayatta kalma içgüdüsü: Tanrı inancı, korkuya karşı bir tür psikolojik zırh gibiydi. Kabileler arasında birlik duygusu yaratıyor, ahlak sistemini kuruyordu. Tanrı kavramı, evrimsel olarak toplumsal düzenin aracı oldu.
Antropologlar, ilk inançların doğada kutsal gördükleri varlıklara (güneş, ateş, hayvanlar) yönelik olduğunu gösteriyor. Yani insan, en çok doğaya bağımlıyken Tanrı’ya inanıyordu.
Modern Toplumda Tanrı İnancı Azalır mı?
Bilim arttıkça inanç azalmaz, dönüşür.
Örneğin: Güneş’in fiziksel yapısı anlaşılsa da, hâlâ bazıları onun ardında “ilahi kudret” arar. Bu nedenle bilim her şeyi "açıklasa bile", insanın anlam arayışı sürer.
Sekülerleşme Teorisi (Peter Berger gibi sosyologlar):
“Toplum modernleştikçe, din geri çekilir.[1]"
Ancak bu teori her zaman tutmamıştır. Afrika ve Ortadoğu gibi yerlerde modernleşme arttıkça dini hareketler de güçlenmiştir.
Toplumlar Arası Fark: Fakirlik mi, Zenginlik mi Tanrı’ya Yaklaştırır?
Gallup araştırmaları (dünya çapında):
Dini inanç, düşük gelirli, daha az eğitimli ve siyasi istikrarsızlığı olan toplumlarda daha yüksektir. Örnek: Nijerya (yüksek inanç), İsveç (düşük inanç)
Neden mi?
Fakir toplumlarda insan daha çok kontrol dışı olaylara maruz kalır. Daha çok teselli arar. Ölüm ve acı daha yakındır bu da metafizik arayışı tetikler.
Psikolojik Perspektif: Yalnızlık ve Anlam Boşluğu
İlkel insanın sosyal çevresi dardı ama doğayla iç içeydi. Modern birey, kalabalıklar içinde yalnızdır.
İlkel insan Tanrı’ya daha çok "muhtaçtı", modern insan ise daha çok "sorguluyor."
Kaynaklar
- P. L. Berger. (1991). The Social Construction Of Reality: A Treatise In The Sociology Of Knowledge. ISBN: 9780140135480. Yayınevi: Penguin Books.