Bilimsel Tartışma - 10: Burden of Proof / İspat Yükü veya Argumentatum Ad Ignorantiam / Cehalete Başvurma

Yazdır Bilimsel Tartışma - 10: Burden of Proof / İspat Yükü veya Argumentatum Ad Ignorantiam / Cehalete Başvurma

Cehalete Başvurma Safsatası, bir iddianın aksi ispatlanamadığı için o iddia doğru olduğunun savunulmasıdır. Bu size tanıdık gelebilir; çünkü bu kitapta bu konudan daha önceden bahsetmiştik: İspat Yükü konusunu anlatırken. Tekrar düşmemek için fazla detayına inmeyeceğiz; ancak şu temel noktayı tekrardan hatırlayalım: İddia sahibi, her zaman iddiasını ispatlama sorumluluğuna sahiptir. Hiç kimse, ispatı ortaya konmaksızın ileri sürülen bir argümanın yanlış olduğunu savunmak için, argümanın aksini ispatlamak mebcuriyetinde değildir. Carl Sagan’ın meşhur “Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir.” sözünü, yokluğun kanıtının varlığın kanıtı hiç olmadığına dair eklememizle birlikte hatırlayınız. Ayrıca Christopher Hitchens’ın “İspatlanmadan ileri sürülen bir argüman, ispatsız olarak çürütülebilir.” sözü de, bu safsatayı kolayca tespit etmenizi sağlayabilir. Örneğin elimizde Dünya-dışı yaşama dair en ufak bir kanıtın olmaması, iki şekilde yorumlanmalıdır: 1) Elimizde hiçbir kanıt olmadığına göre, o kanıtlara erişene kadar Dünya-dışı yaşamın var olduğunu iddia etmemeliyiz. Bunun, bilimin “boş hipotez”inden kaynaklandığını hatırlayınız. 2) Elimizde kanıt olmayışı, Dünya-dışı yaşamın olmadığı anlamına gelmemektedir. Elbette olabilir; hatta astrobiyolojik araştırmaların gösterdiği üzere, olması çok muhtemeldir. Ancak “muhtemel”ler kanıt olarak ileri sürülemez. Olsa olsa, kanıt bulmak adına itici birer güç olarak görülmelidirler. Bir şeyin bize olası gelmesi; o şeyin gerçek olduğu anlamına gelmemektedir. Bilimde her şey veri, kanıt, bulgu üzerine kuruludur. Safsatanın temel formu şu şekildedir:

İspat Yükü mantık hatasının temel formu şu şekildedir:

  1. X İddiası, A Kişisi tarafından ileri sürüldü.
  2. A Kişisi, X İddiası ile ilgili hiçbir kanıt üretemedi.
  3. A Kişisi, X iddiasının tersini ispatlama yükünü B Kişisi'ne yükledi.
  4. B Kişisi, X İddiası'nın yanlış olduğunu ispatlamaya çalışır.

Ancak genellikle bu mantık hatası bir "şey"in varlığının iddiası üzerine olan tartışmalarda karşımıza çıkar ve çoğu zaman da fark edilmemesi, tartışmaların gereksiz uzamasına sebep olur. Örneğin Tanrı, Kocaayak, Tuz Gölü Canavarı, Loch Ness Canavarı, Çupakabra, psişik güçler, astral seyahat, UFOlar, astroloji, vb. bu mantık hatasının çok sık görüldüğü tartışma başlıklarıdır ve mantık hatası görülürse, aslında ortada tartışılacak hiçbir konu olmadığı fark edilebilir ve enerji/zaman tasarrufunda bulunulabilir.

Örneklerle izah edelim. En meşhur örneği, filozof Betrand A.W. Russell’ın “çaydanlık argümanı”ndan gelmektedir. Şöyle yazar:

  • “Eğer Dünya ve Mars arasında eliptik bir yörüngede Güneş’in etrafında dönen Çin seramiğinden bir çaydanlık olduğunu öne sürseydim ve bu çaydanlığın en güçlü teleskoplarımızla bile tespit edilemeyecek kadar küçük olduğunu ekleyecek kadar da dikkatli olsaydım, kimse bu görüşümün aksini kanıtlayamazdı...”

Russell’ın göstermek istediği; böyle bir çaydanlığın var olduğunu ispatlama yükünün kendisinde olduğudur. Zira bilimin boş hipotezi, bir argümana yönelik kanıt bulunana kadar o argümanı yok saymamız gerektiğini söylemektedir. Ne yazık ki bu safsatayı tespit etmek her zaman kolay değildir; hele ki bir tartışmanın/münazaranın sıcağında... Halbuki bu safsatayı anlamak çok önemlidir; çünkü hukuk sisteminin en önemli ilkelerinden biri de, İspat Yükü’nü iyi tespit ederek Cehalete Başvurma Safsatası yüzünden masumları cezalandırmamaktır. Bunu, "Kişi, suçu kanıtlanana kadar masumdur." ilkesi olarak biliyor olabilirsiniz. Hukukta onis probandi ilkesi olarak bilinen bu ilke, davacının tarafının suçla itham edilen kişinin suçunu ispatlamakla yükümlü olmasını zorunlu kılar. Eğer ki suça yönelik kanıt yoksa, suç iddiası geçerlilik kazanamaz. Kimi zaman bu ilke nedeniyle suçunu gizlemeyi başaran kişiler adaletten kurtulabiliyor olsa da, masumların hayatlarının haksız yere yanmasının önüne geçilebilmesinin ve devlet kurumlarının hukuğu baskı aracı olarak kullanmasının engellenmesinin en etkili yollarından birisi olması bakımından çok önemlidir. Bir başka örnek üzerinden inceleyelim:

Babür: "Bence şehirlerarası karayolları yapım ihalelerine yatırım yapmalıyız."

Gözde: "Bence bu çok kötü bir fikir, hele ekonominin durumu düşünülünce."

Babür: "Nasıl yani?! Karayolları ihalelerine yatırımın kötü bir fikir olduğunu ispatlar mısın bana?"

Bu örnekte Babür, iddiada bulunan taraf olarak neden karayollarına yatırım yapmaları gerektiğini ispatlarıyla açıklamak zorunda olan, yani İspat Yükü'ne sahip olan taraftır. Ancak bunun yerine, Gözde ona karşı çıktığında, Gözde'den izah bekleyecek şekilde tartışmayı yönlendirmeye çalışmaktadır. Halbuki kendisi, sebeplerini ortaya koymamıştır. İşte bu sebeple mantık hatasına düşmektedir. Bir başka örnek:

Tarık: "Bazı insanların psişik güçlere sahip olduğunu düşünüyorum."

Kubilay: "Bunu nasıl ispatlayacaksın?"

Tarık: "Çok kolay, şimdiye kadar kimse insanların psişik güçlere sahip olmadığını ispatlayamadı. Demek ki var."

Bu, en sık görülen örneklerden birisidir. Bu kitapta da en sık ortaya koyacağımız safsata türü bu olacaktır. İzah ettiğimiz gibi, bir iddianın aksi yönde kanıtın olmayışı, o iddiayı geçerli kılan bir durum değildir.

Bu safsatanın en sık görüldüğü alanlardan birisi, Tanrı’nın varlığına yönelik tartışmalardır. Teizm-ateizm tartışmalarının en sıkıntılı taraflarından birisidir. Tanrı’nın var olduğuna dair bilimsel olarak geçerli hiçbir kanıt bulunmadığı için, teistler bilimsel değeri olmayan kaynakları “kanıt” olarak sunmakta ve ateistleri “kanıt olmadığı için Tanrı’yı reddetmenin saçma olmasıyla” itham etmektedirler. Hatta bilimi de bu “suç” ile itham ettikleri sıklıkla görülür. Bunu, ateistlerin harika argümanlar ürettiğini iddia etmek için yazmıyoruz; asla! Ancak birçok tartışma, “Tanrı’nın var olmadığına da kanıt yok, dolayısıyla Tanrı var.” noktasına geldiği için, bu safsatanın anlaşılmasının daha sağlıklı münazara ortamları sağlayabileceğiniz düşünüyoruz. Bu konuda kapsamlı bir örneğe, bu bölümün sonunda geleceğiz.

Bu kitabın yazarları olarak veya temsil ettiğimiz Evrim Ağacı çerçevesinde din-bilim tartışmalarına girmekten uzak durmamızın en temel nedeni de budur. Daha önceden izah ettiğimiz gibi, bilim Tanrı’yı reddetmeye çalışmamaktadır. Tek yaptığı, yaratıcı bir süpergücün varlığına dair bilimsel, somut, test edilebilir hiçbir veri bulunmadığı için, böyle bir gücün var olmadığını varsaymaktadır. Ki bu, sağlıklı bir varsayımdır. Tıpkı Dünya-dışı canlı (uzaylı) örneğinde olduğu gibi, bu varsayım sizi araştırmaya ve güvenli, bilimsel, tekrar edilebilir, test edilebilir kanıtlar bulmaya itmelidir. Ancak ve ancak o zaman bilimsel geçerliliği olan bir argüman  inşa edilebilir. Ancak bugüne kadar bunu yapabilen biri olmadığı için, boş hipotezi değiştirmek için de herhangi bir gerekçe bulunmuyor. Dolayısıyla Tanrı’nın varlığı konusunda bilimin herhangi bir argümanı da bulunmuyor. İspat Yükü, böyle bir yaratıcının var olduğunu iddia eden taraftadır. Ne zaman ki bilimsel kaliteye sahip bir kanıt üretilebilir; ancak o noktadan sonra bilimsel argümanlar çerçevesinde bir tartışma yürütülebilir. Aksi takdirde şahsi inançlar ve kişisel varsayımların ötesinde bir tartışma ortamı yaratmak mümkün olmayacaktır. Elbette ki din felsefesi veya ilahiyat alanlarında bu konuda kapsamlı tartışmalar ve argümanlar bulunmaktadır; bunlar görmezden gelinemez. Ne var ki bu argümanların “bilim” çerçevesinde değerlendirilmiyor oluşu, bilimin bu konuda söyleyecek bir şeyi olmadığından değil, bilimin argüman üretebileceği düzeyde veri ve kanıtın bulunmuyor olmasındandır. Siz de, bu konuda tartışmalara girerken, bu temel noktayı hatırlayacak ve karşı tarafa hatırlatacak olursanız, çok daha sağlıklı tartışmalar sürdürebilirsiniz.

0 Yorum