Bilimsel Tartışma - 10: Burden of Proof / İspat Yükü veya Argumentatum Ad Ignorantiam / Cehalete Başvurma

Yazdır Bilimsel Tartışma - 10: Burden of Proof / İspat Yükü veya Argumentatum Ad Ignorantiam / Cehalete Başvurma

Merhaba arkadaşlar,

 

Yazı dizimizin 10. yazısını, bilimsel tartışmaların en "sessiz ve derinden" ilerleyen düşmanı olan mantık hatasına ayırmak istedik. Çünkü kimi zaman tartışmanın heyecanı ve gerginliği içerisinde hissedilmeyen bu mantık hatası, fark edildiği anda saatler sürecek bir tartışmayı birkaç saniyede sona erdirebilecek kadar kilit noktada olan bir mantık hatasıdır. Her ne kadar kimi zaman Başvurma/Yalvarma tipi mantık hataları arasında sayılsa da, çok özel olmasından ötürü biz ayrı tutacağız. Lafı uzatmadan hemen konuya girelim:

 

Burden of Proof / İspat Yükü

 

Bilindiği ve yazı dizimizin başında açıkladığımız gibi bilimsel tartışmalar ön kabuller (sınırlar), bunların ispatları ve bunlar üzerine kurulan iddialar (çıkarımlar) sonrasında ulaşın sonuçlardan oluşmaktadır. Ancak belki de bu dizilimin en önemli noktası, tartışmaları üzerine kuracağımız sınırları bilimsel olarak ispatlamaktır. Çünkü argümanlarımızın temelini sağlam atmadığımız sürece, üzerine kuracağımız çıkarımların hiçbir anlamı olmayacaktır ve kibritten bir ev gibi, kolayca yıkılacaktır. İşte bu sebeple, tarafların iddialarını ispatlaması ve bu ispatta, karşı tarafı ikna etmeleri çok büyük önem arz etmektedir.

 

Ancak bu durum, başka bir durumu doğurmaktadır: Tartışma sırasında taraflar, birbirlerinden iddialarını ve bu iddialarının dayanaklarını (ön kabullerini) ispatlamalarını bekleyebilirler. Çünkü aklıbaşında tartışmacılar, boş yere muhalefet olup ayak diremektense karşı taraf tarafından ikna edilmeyi beklerler. Çünkü ikna edilebilmeleri, karşı tarafa hak vermelerini sağlar ve tartışma konusu, en başta olması gereken amacına ulaşır ve çözümlenir. Ancak ikna edilmeyi beklerken, aynı zamanda taraflar karşı tarafı ikna etmeye de çalışmaktadırlar. Zaten "tartışma" dediğimiz olay, bu ikisi arasındaki dengenin sağlanmasına kadar geçirilen sürece verilen isimdir.

 

Ne yazık ki, tartışma kültürü ve bilinci olmayan kişi ve toplumlarda, bu temel kurallar kötüye kullanılabilmektedir. Bu, çoğu zaman bilinçli olarak değil, cahillikten yapılmaktadır. Ve bu cehaletin doğurduğu en önemli mantık hatalarından bir tanesi, İspat Yükü'dür.

 

Burden of Proof, ya da İspat Yükü (yükümlülüğü olarak da geçebilir), tartışma sırasında iddiada bulunan tarafın ispatlaması gereken argümanların tümüne verilen isimdir. Buraya kadar bir mantık hatası yoktur ve İspat Yükü, bilimsel tartışmaların temel ilkelerinden bir tanesidir, yukarıda açıkladığımız gibi. Ancak mantık hatası, ispat yükünün kendinde olduğunun farkına varmadan karşı taraftan ispat beklemekten kaynaklanmaktadır. Burayı biraz açalım:

 

Kimi zaman tartışmalarda taraflar, argümanlarını destekleyecek kanıtlara sahip olmazlar. Bu sebeple, argümanlarının geçerli olduğunu ispatlamak için, karşı taraftan argümanlarını çürütecek ispat beklerler. İşte bu, İspat Yükü mantık hatasıdır. Tartışmada, taraflardan kendi argümanlarını ispatlamaları beklenir. Eğer ispatlayamıyorlarsa, karşı taraftan argümanlarının geçersiz olduğunu gösterecek ispat beklemek ve karşı taraf bu ispatı bulamadığında, argümanın geçerli olduğunu iddia etmek, mantık hatasıdır. Çünkü İspat Yükü, her zaman iddia sahibine aittir. Karşı taraf, sizin iddianızı desteklemeyen ispatlar sunmak yükümlülüğünde değildir. Ve bu yükümlülükte olmadığı için, bu ispatları ileri sür(e)mediği zaman, sizin argümanınız ispatlanmış sayılmaz. Bu, tartışmalarda çoğu zaman gözden kaçan ve inatla tartışmaların anlamsız bir şekilde sürmesine sebep olan kritik bir mantık hatasıdır. 

 

İspat Yükü mantık hatasının temel formu şu şekildedir:

 

  1. X İddiası, A Kişisi tarafından ileri sürüldü; ancak (yukarıda açıkladığımız) İspat Yükü, B Kişisi'ndedir.
  2. B Kişisi, X İddiası'nın yanlış olduğunu iddia eder, çünkü X İddiası'nı destekleyen kanıt bulunmamaktadır.

Çoğu zaman, yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu mantık hatasını "görünmez" kılan, İspat Yükü'nün kimde olduğunun belirlenememesidir. Kimi zaman, bu gizliliği ortadan kaldırmak için, bazı ön kabullerle tartışmaya başlamak iyi olabilir. Örneğin, pek çok anayasada "Kişi, suçu kanıtlanana kadar masumdur." ilkesi yer alır. Bu ilke sayesinde İspat Yükü, şikayetçi tarafa otomatik olarak verilmektedir ve şüpheli ne kadar suçlu davranırsa davransın, somut ve bilimsel delillerle suçu ispatlanmadığı sürece suçsuz sayılır. 

 

Ancak genellikle bu mantık hatası bir "şey"in varlığının iddiası üzerine olan tartışmalarda karşımıza çıkar ve çoğu zaman da fark edilmemesi, tartışmaların gereksiz uzamasına sebep olur. Örneğin Tanrı, Kocaayak, Tuz Gölü Canavarı, Loch Ness Canavarı, Çupakabra, psişik güçler, astral seyahat, UFOlar, astroloji, vb. bu mantık hatasının çok sık görüldüğü tartışma başlıklarıdır ve mantık hatası görülürse, aslında ortada tartışılacak hiçbir konu olmadığı fark edilebilir ve enerji/zaman tasarrufunda bulunulabilir. 

 

Örneklerle izah edelim:

 

Babür: "Bence şehirlerarası karayolları yapım ihalelerine yatırım yapmalıyız."

Gözde: "Bence bu çok kötü bir fikir, hele ekonominin durumu düşünülünce."

Babür: "Nasıl bir insan şehirlerarası karayollarını geliştirmeye karşı olabilir ki?"

 

Bu kapalı örnekte Babür, iddiada bulunan taraf olarak neden karayollarına yatırım yapmaları gerektiğini ispatlarıyla açıklamak zorunda olan, yani İspat Yükü'ne sahip olan taraftır. Ancak bunun yerine, Gözde ona karşı çıktığında, Gözde'den izah bekleyecek şekilde tartışmayı yönlendirmeye çalışmaktadır. Halbuki kendisi, sebeplerini ortaya koymamıştır. İşte bu sebeple mantık hatasına düşmektedir.

 

Bir başka örnek:

 

Tarık: "Bazı insanların psişik güçlere sahip olduğunu düşünüyorum."

Kubilay: "Bunu nasıl ispatlayacaksın?"

Tarık: "Çok kolay, şimdiye kadar kimse insanların psişik güçlere sahip olmadığını ispatlayamadı. Demek ki var."

 

Bu, oldukça açık bir örneğidir ve en sık görülen tipi de budur. İnsanlar, "Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir." şeklindeki saçma ve eksik sözü bilgece bir sözmüş gibi lanse etmeye çalışmaktadırlar. Söz, temelde doğrudur; ancak içerik bakımından çok ciddi bir eksiğe sahiptir ve doğrusu şu şekilde olmalıdır: "Kanıtın yokluğu, hem yokluğun hem de varlığın kanıtı değildir." Çünkü bu şekilde düzeltilmediğinde, İspat Yükü'nün önü açılmış olur: "Eh, elimde kanıt olmaması, iddiamın geçersiz olduğu anlamına gelmez. Demek ki iddiam gerçek". Evet, elde kanıtın olmaması iddianın geçersiz olduğu anlamına gelmez; ancak aynı miktarda, iddianın geçerli olduğu anlamına da gelmez. Kısaca, elimizde bilimsel ispat olmayan konuların geçerliliği %50'dir gibi düşünebiliriz. Gerçek olabilir de, olmayabilir de. Bunu zaman ve bilim gösterecektir.

 

Bir başka örnek:

 

Özgür: "Bir kere bilimsel konuşalım, Tanrı kesinlikle var."

Selim: "Hmm, bu konuda herhangi bir bilimsel verin ya da ispatın var mı?"

Özgür: "Hayır yok. Ancak senin de elinde Tanrı'nın var olmadığına dair ispat yok. Bu durumda Tanrı vardır."

 

Evrim Ağacı olarak din-bilim tartışmalarına girmememizin sebebi budur. Bu tartışmalarda bilim tarafının hiçbir iddiası olmadığı için, hiçbir İspat Yükü de bulunmaz. Tüm İpsat Yükü, din tarafındadır. Ancak onların elinde de hiçbir bilimsel veri ve kanıt bulunmadığı için, tartışmanın anlamı kalmaz. Eğer ki elde bir veri olasydı, zaten o zaman Tanrılar ve dinler inanç değil, bilim olurdu. Bu sebeple, size de tavsiyemiz, herkesin dinini ve Tanrısını kendisine bırakmanız ve bu konulara hiç girmemenizdir. Bilim, çok değerli ve önemli bir kurumdur ve kişilerin şahsi inançlarına, en temel ilkesine aykırı olacağı için takılmaz. İspat Yükü din tarafında olduğu sürece, bilim ve din tartışmalarının hiçbir anlamı yoktur ve olmayacaktır da.

 

Bu yüzden, Evrim Ağacı'na yapılan dini yorumların (ateizmi de buna dahil ediyoruz) hepsi kaldırılmaktadır. Çünkü bunlar, sizlerin şahsi görüşleridir, bilimi ve dolayısıyla bizi hiç ilgilendirmez. İstediğinize inanıp inanmamakta özgürsünüz. Yeter ki bunları, bilimsel bilgiye alet etmeyiniz.

 

Umarız açık ve net olabilmişizdir.

 

Saygılarımızla.

ÇMB (Evrim Ağacı)

6 Yorum