'Ankara Wars: Nature Strikes Back' - 'Vahşi' Ankara'da Birkaç Gözlem...

Yazdır

 

Bugün Ankara'da, herkesin maskesi düşürüldü. Kim tarafından mı? Doğa tarafından...

 

Akşam, Kentpark AVM'nin sinemasında, 72. Koğuş isimli filminin 17.30 seansına gittim. Bunu söylüyorum, çünkü o film bugün ilginç bir şekilde karda yaptığım uzun yürüme sırasındaki gözlemlerimi tetikledi. Filmde, inanılmaz kötü şartlar altındaki bir hapishanede insanların "yaşam mücadelesi"ni anlatıyor. Orhan Kemal'in meşhur romanının uyarlaması. Filmi izlerken insanın bir "hayvan" olduğunu o kadar net olarak görüyorsunuz ki... Şu anda -özellikle kadınlar-, insanın bir hayvan olduğunu şiddetle reddediyor. Kendilerini üstün ve özel "yaratıklar" olarak görüyorlar. Filmde de bol bol "insanın, Allah'ın yarattığı üstün mahlukat" olduğundan bahsediliyor. Sadece boğaz (karın tokluğu) derdine düştüğünde şerefini ayaklar altına aldırabildiği gibi bir yanılgı yaratılmaya çalışılmış filmde. Dar bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum ve bu yazımda genişleteceğim:

 

Aslen bir hayvan olan insanoğlu, özellikle son 5000 yıldır gittikçe yükselen yaşam standartlarına kavuşmuştur. Vahşi hayattan tamamen uzaklaşmış ve kentler kurarak kendine yepyeni bir yaşam alanı yatratmıştır. Teknolojiyi her geçen gün daha da geliştirerek doğaya karşı bir üstünlük kurmaya çalışmıştır. Bu gelişmeler de apaçık bir şekilde insanın hayatını kolaylaştırmıştır. Ancak geçen uzun yıllar, gerçekleri görebilmemize engel olmaya başlamıştır. Artık geldiğimiz yeri unuttuk, özümüzü unuttuk. "Biz neyiz, neden varız?" diye soruyoruz ama kendi soyumuzu, gerçekleri inkar ediyoruz, onları göz ardı ederek cevaplar arıyoruz. Elbette bu bizi yanlış sonuçlara götürüyor.

 

Fakat doğa kimi zaman bize kim olduğumu hatırlatırcasına durumla yaratıyor. Ankara'da bugün bunu gördüm. Kar, adeta bir örtü gibi indi Ankara üzerine. Bütün ana ve ara yollar tıkandı, araçlar saatlerce trafikte kaldı, eminim onlarca da kaza oldu. Ben bu trafiği es geçebilmek adına, bugün ODTÜ'den önce AŞTİ'ye kadar, sonra da Ankaray ile Kızılay'a ulaştıktan sonra Kızılay'dan oturduğum Or-An bölgesine kadar yürüdüm; bu toplamda 25-30 km. kadar bir yol ediyor. Yolda pek çok olayla karşılaştım ve insanları gözlemledim. Gözlemlediğim şeyleri şöyle özetleyebilirim:

 

Darwin'in de Tierra Del Fuego yerlilerinin misyonerlik adına "modernize" edilmesinin başarısızlığını apaçık bir şekilde anlattığı üzere, canlılar özlerine dönme eğilimindedirler. Bizler, hala vahşi ve bencil hayvanlarız. Ben bugün bunu gözlemledim. İlk cümlemde de dedim... Bugün, herkesin maskesi düştü. Doğa, sert bir tokatla bizi özümüze döndürdü. Vahşi hayata...

 

Ne demek mi istiyorum? Bugün herkes, işten/okuldan çıktıktan sonra, insan zekasının yan ürünü olarak üretilmiş amaçlarına yönelmedi. Doğanın sert tokadı sayesinde, bugün herkesin aklında tek bir amaç vardı: Barınağa (eve) ulaşabilmek. Çünkü orası güvenliydi. Çünkü orası, bizi hayata bağlayan yerdi. Ve herkes, bir nevi "hayat mücadelesi" veriyordu. Ben de bunlardan sadece biriydim. Ancak Dünya'yı umursamaz bir şekilde evlerine ulaşmaya çalışan binlerce insandan farkım, bir yandan da diğerlerini gözlememdi.

 

İnsanlar kalabalık yerlerde birbirlerini iterek, hatta yer yer ezerek ilerliyorlardı. Kar şiddetlendikçe, mücadele de şiddetleniyordu. Kimsenin birbirini umursamadığını fark ettim. Araçlar birbirine çarpacak kadar yaklaşıyor, küfürleşiyor, ancak karın getirdiği zorluklar yokmuşçasına birbirlerinde suç arıyorlardı. Akıllarında ise apaçık tek emel vardı: Eve ulaşmak. Diğerleri ulaşmasa da olur... Ne olacak ki, "ben ulaşayım da"... Akıllardaki tek fikir buydu.

 

Ne olmuştu birliğe, beraberliğe, dayanışmaya, sosyalliğe, "tek bir komünite" olmaya? Bir anda hepsi yalan olmuştu, çünkü bunlar, bizim sakin ve normal zamanlarda kullandığımız ama bizler için çok da anlam ifade etmeyen kavramlardır. Bugün insanlar Tanrı yolunda, Tanrı için evlerine dönmeye çalışmıyorlardı. Bugün insanlar sanat için, bilim için, düşünmenin üstünlüğü için evlerine ulaşmaya çalışmıyorlardı. Bugün, herkes, hayatta kalabilmek için, donmamak için, eziyet çekmemek için uğraşıyordu. İnsanın binlerce yılda kurduğu medeniyet, bir anda doğa gibi bir savaş alanına dönüşmüştü. Tıpkı Darwin'in tanımladığı gibi... Makyajlı, makyajsız, türbanlı, türbansız, Evrim karşıtı, Evrim savunucusu, dinci, dinsiz, herkes ama herkes yaşam mücadelesi veriyordu. Süslenip püslenip dışarı çıkmış kadınlar, işinden yorgun argın çıkmış erkekler, herkes ama herkes... Kimse, insan tarafından sonradan üretilmiş şeylerle (din, sanat, vs.) ilgilenmiyordu. Herkes tek bir amaca kilitlenmişti.

 

72. Koğuş'a dönmek gerekirse... Gidin ve insanın nasıl "hayvanlaşabileceğini" kendi gözlerinizle görün. Yalnız filmin manipülatif içeriğinden çok, bilimsel ve tarafsız bir gözle o insanların neden ve nasıl o şekilde "insanlık"tan çıktıklarını düşünün. Eğer iyi birer gözlemciyseniz, "öze dönmek" tabirini çok net görebileceksiniz.

 

Sakın ama sakın hayatlarımızın kolaylıklarına aldanmayın. Şu anda vahşi hayatta olmamamız ve bundan doğan rahatlıklar, bizim birer hayvan türü olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Ve Testere gibi filmlerde de vurgulandığı gibi, gerçek vahşi hayatta ya da onun imitasyonlarında, en "insan" olan insan bile bir anda vahşi bir hayvana dönüşebilecek ve "en güçlünün hayatta kalması" ilkesi dahilinde bir "yaşam mücadelesi" verecektir.

 

Bu gözlemlerimi sizlerle de paylaşmak istedim, umarım aklınızda bir fikir yaratabilmişimdir. Görüşlerinizi bekliyorum konuyla ilgili.

 

Saygılarımla.


6 Yorum