Selamlar,
Güzel bir soru ve dinler tarihi okuru olarak elimden geldiğince cevap vermeye çalışayım.
Öncelikle Yahudilik mi, Musevilik mi? hangi kelimeyi kullanmamız daha doğru olur. Her iki kelime aynı anlamda kullanılsa da aralarında temel farklar var. Musevilik denilince tek tanrılı bir inanç ve Hz. Musa'nın şeriatı olarak anlaşılmalı ve bu dine iman eden herkes Musevi olabilir. Yahudilikte ek olarak işin içine Hz. Yakup'un soyundan gelenler yani etnik köken, tarih ve kültür işin içine girer soy anneden devam eder ve canı isteyen Yahudi olamaz. Bu nedenle soruya cevap verirken Musevilik ve diğer semavi dinlerin karşılaştırmasını yapmaya çalışacağım.
Musevilik inancının kökenlerine girip küçük bir kitapçık haline gelebilecek bir cevap vermek benim için yorucu, sizin için okuması sıkıcı olabilir. Kısaca; bu inacın kökleri ilk yazılı tarihi belgelerden de anlaşılacağı üzere Sümer Medeniyetine kadar dayandırılmaktadır. Devamında gelen Hıristiyanlık ve İslam dini de, inanç geleneği, tek tanrı anlayışı, Hz. İbrahime kadar dayandırılan ortak peygamberler ve ilk yaradılış konuları (Hz. Adem gibi), kutsal metinler yani Tanrı'nın peygamberler aracılığıyla insanlar ile iletişim kurması, ahiret anlayışı, Museviliğin 10 emirine temel alan ahlak anlayışı, ibadetler ve ritüeller gibi pek çok konuda ortak yanları mevcuttur. Zaten sonradan gelen Hıristiyanlık Museviliği, İslam ise her ikisini birden reddetmez, sadece tahrif olduğunu ve sonradan gelenin "hak din" olduğunu iddia eder.
Gelelim üç din arasında uygulana gelen şeriat farklarına. Öncelikle Hz. İsa'nın kendisi de bir Yahudiydi, yani Hz. Meryem (ailesi Yehuda kabilesine mensuptur) bir Yahudi olduğuna göre gelenek gereğince kendisi de Yahudi olmuş oluyor. Bilinene göre Hz. İsa Musevi şeriatına göre yaşamıştır, yani sünnet olmuş, Şabat günü yasaklarına ve Tevrat'ın emrettiği beslenme (kaşer) kurallarına uymuştur. Hatta Matta İncilinde şöyle söylediği rivayet edilir " Tevrat'ı ya da peygamberlerin sözlerini yıkmaya geldiğimi sanmayın. Ben yıkmaya değil, tamamlamaya geldim."
Hz. İsa dahi bu şeriata uydu ise günümüz uygulamalarında neden farklar var? Hz. İsa'nın yaşadığı dönem ve konum (Nasıra ve Kudüs bölgesi) itibari ile Roma yönetimi altında olan bir bölge. Roma yönetiminin gerek yüksek vergiler ve baskıcı politikaları, gerekse, Yahudi din ileri gelenlerinin bu yönetimle çıkar amaçlı iş birliği, bölge halkını isyan noktasına getirmiştir. Zaten ilk dönemler Hz. İsa'nın hızlıca taraftar bulmasında ve Yahudi din adamlarının şiddetli tepkisini üzerine toplamasında bu durumun etkili olduğu söylenir. Hz. İsa öğretilerinde, özellikle şeriatın kurallarından ziyade özü ve insanlığa faydası üzerinde durmuştur. İncil anlatısından bir örnek verecek olursak; zina eden kadının recm edilmesi yani taşlanarak öldürülmesi Musevi şeriatında muvcuttur. Anlatıya göre zina eden kadın Hz. İsa'nın huzuruna getirilip hüküm vermesi kendisinden beklenir ve O "İlk taşı içinizden günahsız olan atsın" diyerek insanların kendileri ile yüzleşmelerini ve "günahkarlığın merhamet gösterilerek aşılabilmesi sağlanabilir" mesajını vermeye çalışmıştır. Diğer yandan Yahudi şeriatının uygulamadaki zorlukları örneğin Şabat gününde hiç bir işin yapılmaması (bu cumartesi gününe yani haftanın 6. gününe denk gelir ve yaratılış ayetlerine göre Tanrı 6. günde hiç bir iş yapmadan dinlenmiştir) gibi uygulamaların pratikte zorluğu Hz. İsa hayattayken çiğnenerek daha fazla taraftar toplanması sağlanmıştır.
Aslında temel farkların oluşmasına asıl neden olan kişi Hz. İsa değil, Tarsuslu Pavlus'tur. O'nun ilahiyat anlayışına göre; Tevrat şeriatı Mesih gelene kadar yürülükte olan ve insanlığı koruyup, yoldan çıkmasını engelleyen uygulamalardan ibarettir. Fakat İsa tüm insanlığın günahlarını üstlenip kendini feda edince, Eski Ahit yani Tevrat hükmünü tamamlamış oldu. Yeni anlayışa göre kurtuluş; sünnet olmak, domuz eti yememek, recm cezası vermek gibi ritüellerden ziyade, İsa'nın insanlık için kendisini feda etmesine imanla mümkündü. Ve M.S. 50 yılında toplanan ünlü Kudüs Konsili toplantısında bu durum resmiyet kazandı ve Hıristiyan olmak isteyen her kişinin Tevrat yasalarına uyma zorunluluğu ortadan kaldırıldı.