Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Premium
Paylaşım Yap
50 ATP Ödüllü Soru: Yılan balıkları (anguilliformes) nasıl ürer? Hemen cevapla!
Tüm Reklamları Kapat
Keşfet
Bilimdeki Son Gelişmeler
Akış
İçerikler
Onkoloji
Komplo
Ecza
Sars Mers
Coğrafya
Gebelik
Hukuk
Evrimleşme
Solunum
Patojen
Su Ayısı
Avrupa
Deri
Teknoloji
Doğa Gözlemleri
Nadir
Diş Hekimi
Şüphecilik
Nötron
Metal
Modern
Tüyler
Bağışıklık
Psikanaliz
Stephen Hawking
Aklımdan Geçen
Tür Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Topluluk Kuralları
Bu alan, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu türün ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu alanın amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim topluluğuna değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Rastgele Soru
Ece Müker
Ece Müker
690.7K UP
12 Temmuz 2025
NASA’nın Parker Solar Probe (Parker Güneş Sondası), 24 Aralık 2024’te Güneş yüzeyine yalnızca 3,8 milyon mil (yaklaşık 6,1 milyon km) mesafeye ulaşarak tarihin en yakın Güneş geçişini gerçekleştirdi. Bu yakın geçiş sırasında elde edilen yeni görüntüler ve veriler, Güneş rüzgârı olarak bilinen ve saatte 1 milyon milin (1,6 milyon km) üzerine çıkan hızlarla hareket eden elektrik yüklü parçacık akışını benzeri görülmemiş detaylarla gözler önüne serdi.

NASA’nın WISPR kamerasıyla çekilen görüntüler, koronal kütle atımları (CME) adı verilen dev patlamaların çarpışmasını yüksek çözünürlükte gösteriyor. Bu tür çarpışmalar, manyetik alanların karışmasına ve enerjinin yeniden dağılmasına neden olarak astronotlar ve uydular için daha büyük tehditler yaratabiliyor. Bu veriler, Güneş kaynaklı uzay hava olaylarının daha iyi öngörülmesini sağlayacak.

Sonda ayrıca, Güneş’in görünür yüzeyinde bulunan manyetik huni bölgelerinde başlayan switchback (zigzaglı manyetik alan) yapılarının, hızlı güneş rüzgârının kaynağı olduğunu doğruladı. 2024 yılında yapılan bu keşif, 50 yıllık bir gizemi çözerken, yavaş güneş rüzgârının kökenlerini de anlamak için önemli bir adımdı.

Güneş’e en yakın geçişlerinde toplanan yeni veriler sayesinde bilim insanları, yavaş güneş rüzgârının iki farklı türünü doğruladı:

Alfvénik tür (küçük manyetik dalgalanmalara sahip)

Non-Alfvénik tür (manyetik değişkenlik göstermeyen)

Bunların sırasıyla koronal delikler ve helmet streamer adı verilen yapılardan kaynaklandığı düşünülüyor. Parker Güneş Sondası'nın bir sonraki Güneş geçişi 15 Eylül 2025 tarihinde gerçekleşecek ve bu süreçte yavaş güneş rüzgârının kökenine dair daha fazla bilgi toplanması bekleniyor.

Uzay hava tahminleri, iletişim sistemleri, uydu operasyonları ve astronot güvenliği açısından hayati önem taşıyan bu bulgular, NASA’nın Güneş’i ve onun uzaydaki etkilerini anlama çabasındaki en kritik gelişmelerden biri olarak değerlendiriliyor.

286 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
7
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ece Müker
Ece Müker
690.7K UP
12 Temmuz 2025
Rutgers Üniversitesi öncülüğünde yapılan yeni bir araştırma, beynin öğrenme ve hafıza işlevleri için kritik bir protein olan cypin'in daha önce bilinmeyen rollerini ortaya koydu. Science Advances dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, cypin adlı protein, nöronlar arasındaki bağlantı noktaları olan sinapslardaki proteinlerin doğru yerleşmesini sağlayan işaretleri (etiketleri) artırıyor. Bu da sinir hücrelerinin daha etkili iletişim kurmasını sağlıyor.

Ayrıca cypin'in, hücrede proteinleri parçalayan proteazom kompleksiyle etkileşime girerek bu süreci yavaşlattığı ve böylece sinapslardaki önemli protein seviyelerini artırdığı tespit edildi. Bu etkisi, öğrenme, hafıza ve sinaptik plastisite (sinapsların güçlenip zayıflama kapasitesi) açısından büyük önem taşıyor.

Çalışmanın başyazarı olan Prof. Bonnie Firestein, bu bulguların Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar ile travmatik beyin hasarlarının tedavisi için yeni yollar açabileceğini belirtti. Özellikle cypin’in, sinapslardaki bozulmalarla karakterize edilen bu hastalıklar üzerinde doğrudan etkili olabileceği düşünülüyor.

Cypin aynı zamanda başka bir protein olan UBE4A'yı da aktive ederek sinaptik proteinlerin etiketlenmesini daha da etkili hâle getiriyor. Bu durum, tedavi edici uygulamalar için cypin'in oldukça değerli bir hedef olduğunu ortaya koyuyor.

Sonuç olarak bu çalışma, laboratuvardan klinik uygulamalara geçebilecek nitelikte ve beyin hastalıklarının tedavisinde yenilikçi çözümler sunabilecek önemli bir temel araştırma olarak öne çıkıyor.

273 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
6
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ece Müker
Ece Müker
690.7K UP
11 Temmuz 2025
Norveç açıklarındaki Kuzey Denizi'nin dibinde keşfedilen dev kum yığınları, bilim insanlarını şaşkına çevirdi. Jeologlar, bu yapıların alışılmışın dışında bir jeolojik süreçle oluştuğunu ve şimdiye kadar bu ölçekte hiç gözlemlenmediğini belirtiyor. Yapılan yeni çalışmaya göre, yoğun kum katmanları milyonlarca yıl önce daha az yoğun olan ve fosil mikroorganizmalardan oluşan "çamurumsu tortuların" (ooze) altına sızarak bu daha hafif yapıyı yukarı doğru itti. Bu da, normalde üstte olması gereken genç katmanın altta, yaşlı tortunun ise üstte bulunmasına neden oldu.

Araştırmacılar bu benzersiz oluşumlara “sinkit” (batan kum) ve yukarı çıkan çamur kütlelerine “floatit” (yüzen katman) adını verdi. Bu keşif, jeolojik katmanların nasıl hareket ettiğine dair bilgilerimizi gözden geçirmemiz gerektiğini gösteriyor.

Çalışmanın başyazarı Mads Huuse’a göre, bu yapıların oluşmasında depremler veya yer altı basınç değişimleri etkili olmuş olabilir. Araştırmanın bir diğer amacı ise bölgenin karbon yakalama ve depolama için ne kadar güvenli olduğunu değerlendirmekti. Elde edilen veriler, yer altı rezervuarlarının güvenliği, sızdırmazlığı ve sıvı hareketleriyle ilgili anlayışımızı büyük ölçüde etkileyebilir.

Bu beklenmedik keşif, Dünya’nın derinliklerinde hâlâ çözülememiş birçok jeolojik gizem olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.









ChatGPT’ye sor


314 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
4
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ece Müker
Ece Müker
690.7K UP
11 Temmuz 2025
ABD’nin Colorado eyaletindeki Denver Doğa ve Bilim Müzesi’nin otoparkında yapılan jeotermal sondaj çalışması, sürpriz bir keşifle sonuçlandı: 67,5 milyon yıllık bir otobur dinozora ait omur fosili bulundu. Müzenin jeotermal enerji potansiyelini araştırmak için açılan 230 metre derinliğindeki sondaj deliğinden, hokey diski şeklinde fosilleşmiş bir kemik çıkarıldı.

Müzenin jeoloji küratörü James Hagadorn, "Böylesine dar bir sondaj deliğinden dinozor kemiği bulmak, Ay’dan golf oynayıp delik isabet ettirmek gibi," diyerek keşfin olağanüstü nadirliğine dikkat çekti. Tüm dünyada bu tür sondaj örneklerinde yalnızca iki benzer buluntuya rastlandığı biliniyor.

Fosilin, geç Kretase Dönemi’nde yaşamış, muhtemelen bir thescelosaurus ya da ördek gagalı bir türe ait olduğu düşünülüyor. Aynı sondajda fosilleşmiş bitki kalıntıları da bulundu. Bu da dinozorun zamanında bataklık benzeri, yoğun bitki örtüsüne sahip bir ortamda yaşadığını gösteriyor.

Fosil artık Denver Doğa ve Bilim Müzesi'nde sergileniyor. Ancak müze, otoparkın tamamında kazı yapmayı düşünmüyor. Hagadorn bu konuda esprili bir yorum yaptı: “Keşke otoparkın altına 233 metrelik bir çukur kazıp kalan fosili de çıkarabilsek, ama arabaları bir yere koymamız lazım.”

Keşif, bilimsel olarak tür tespiti yapılamayacak kadar sınırlı olsa da, yerel anlamda büyük ilgi gördü ve nadirliği nedeniyle heyecan yarattı.

237 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
7
2 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ece Müker
Ece Müker
690.7K UP
10 Temmuz 2025
Bilim insanları, Dünya’nın dönüş hızının gizemli bir şekilde arttığını ve bu durumun 9 Temmuz 2025’in yılın en kısa günlerinden biri olmasına yol açtığını açıkladı. Uluslararası Dünya Dönüşü ve Referans Sistemleri Servisi (IERS), Dünya’nın tam dönüş süresini yüksek hassasiyetle izliyor ve son yıllarda bu sürede belirgin bir hızlanma gözlemliyor.

Normalde 86.400 saniye süren bir gün, 9 Temmuz 2025’te yaklaşık 1.3 milisaniye daha kısa oldu. Benzer şekilde kısa günler 22 Temmuz ve 5 Ağustos'ta da yaşanacak.

Ancak 2020’den bu yana gözlemlenen bu hızlanmanın nedeni henüz bilinmiyor. 2011 Japonya depremi gibi büyük jeolojik olaylar Dünya’nın dönüşünü mikro saniyelik düzeyde etkileyebilse de, mevcut değişim çok daha sürekli bir artış eğilimi gösteriyor.

IERS bu nedenle 2025 yılına fazladan bir “artık saniye” eklememeyi tercih etti. 2029’da ise zamanı dengelemek için bir saniyenin geri alınması gerekebilir.

Bilim insanları bu durumun geçici olduğunu ve Dünya’nın zamanla yine yavaşlama eğilimine döneceğini düşünüyor. Ancak bu sıra dışı hızlanma, gezegenimizin dinamik doğasını ve hâlâ keşfedilmeyi bekleyen pek çok yönü olduğunu gösteriyor.

383 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
15
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Sena Küçükkıvanç
Aktaran 19 Eylül 2022 2 dk.

Gezegenin iklimi ısındıkça, toplu balık ölümleri de yaygınlaştı. Bu toplu ölümler, ekosistemlerin işleyişi üzerinde ciddi etkiler bırakabilir, mevcut balık populasyonunu tehlikeye sokabilir ve küresel besin miktarını azaltabilir. Eğer 21. yüzyılda küresel karbon salınımları büyük ölçüde azaltılmazsa, ölümlerin sıklaşmasıyla beraber dünyayı çok daha iç karartıcı sonuçlar bekliyor.

Bunlar; Arkansas Üniversitesi Biyoloji bölümü doktora öğrencisi Simon Tye, doçent doktor Adam Siepielski ve birkaç iş arkadaşlarının yakın zamanda yazdığı bir makalede yayımlanan bulgular. Bu makalede, 2003 ve 2013 yılında Minnesota ve Wisconsin'in göllerinde gerçekleşen 526 farklı toplu balık ölümü vakası incelendi.[1]

46
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Sena Küçükkıvanç
Aktaran 19 Eylül 2022 4 dk.

Fotovoltaik olarak da bilinen güneş panelleri, Güneş'ten gelen enerjiyi elektriğe çevirmek için yarı iletken cihazlara veya güneş pillerine ihtiyaç duyuyor. Güneş pillerinin ise elektrik üretmek için artı ve eksi yükleri birbirinden ayıracak bir elektrik alanına ihtiyacı var. Bu alanı elde etmek için imalatçılar, genelde güneş pilini kimyasallar ile katkılıyorlar. Böylece cihazın bir katmanı artı yük taşırken, diğeri eksi yük taşıyor. Bu çok katmanlı model, elektronların, cihazın negatif kısmından pozitif kısmına geçmesini sağlıyor. Bu, cihazın dayanıklılığı ve performansı açısından çok önemli. Fakat kimyasal katkılama ve katmanlı sentez, aynı zamanda güneş pili imalatına fazladan masraf çıkarıyor.

Berkeley Laboratuvarı ve UC Berkeley'deki bilim insanları, güneş pili imalatına çok daha basit bir yöntem sunan benzersiz bir geçici çözüm yolu ortaya koydular. Çözüm, yerleşik bir elektrik alanına sahip olan kristal bir solar malzemeydi (Güneş pillerinin imalatında kullanılabilen malzemeler) ve bu, bilim insanlarının ferroelektriklik diye adlandırdıkları bir özellik ile sağlanıyordu. Malzeme, Science Advances dergisinde tanıtıldı.[1]

40
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Sena Küçükkıvanç
Aktaran 17 Eylül 2022 2 dk.

Uçsuz bucaksız uzayda yön bulmak, uzay keşiflerinin en zor kısımlarından birisidir. Bilim insanları, günümüzde uzayda yön bulmayı kolaylaştırmak için çeşitli çalışmalar yapıp bu konuda çözümler arıyor. Bunlardan bir tanesi de yeni nesil Ay görevleri esnasında NASA'nın Orion uzay aracında denenecek. Orion, NASA'nın Yakın Uzay Ağı ve Derin Uzay Ağını kullanarak yön bulabilecek şekilde tasarlandı.

Ancak hâlâ aracın yeryüzüyle ve bu ağlarla olan irtibatını kaybetme ihtimali mevcut. Böyle bir durumda mürettebat, Optik Navigasyon (veya kısaca "OpNav") isimli bir yedek otomatik navigasyon sistemi kullanabilir. Bu sistem, uzay aracı tarafından çekilen Ay veya Dünya görüntülerini analiz edip gezegenlerden birine göre aracın pozisyonunu tespit edebiliyor.

47
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Sena Küçükkıvanç
Aktaran 17 Eylül 2022 2 dk.

2022 ESC Kongresinde sunulan bir araştırmada, aşırı sigara içtiği veya duman soluduğu için verilen nefesteki karbon monoksit düzeyi 13 ppm ve üzerine çıkan kişilerde kalp krizi nedeniyle ölüm veya kötü prognoz riskinin 23 kat arttığı keşfedildi! Araştırmacılardan olan Paris Lariboisiere Hastanesi Profesörü Patrick Henry şöyle açıklıyor:

Sigara yakıldığında; motorlu taşıtların egzozunda, pislikte ve bozuk ocaklarda da bulunan ve oldukça zehirli bir gaz olan karbon monoksit açığa çıkar. Karbon monoksit, kanda oksijenin yerini alabilir ve ölümcül olabilir. Profesör Henry şöyle söylüyor:

47
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Sena Küçükkıvanç
Aktaran 16 Eylül 2022 3 dk.

Gökbilimciler, geceleri göğü incelemek için radyo teleskobu kullandıklarında, genelde eliptik galaksilerle karşılaşıyorlar. Bu galaksilerin merkezlerindeki süper kütleli kara deliklerin iki tarafından da jetler çıkıyor. Ancak arada bir, %10'dan daha az bir olasılıkla, gökbilimciler özel ve nadir bir şeyle karşılaşıyorlar: Uzaya doğru uzanan dört jeti ile, X şeklindeki bir "radyo galaksi".

Bu gizemli X şeklindeki radyo galaksileri son 20 yıldır astrofizikçilerin kafasını karıştırıyordu. Northwestern Üniversitesi'nde yapılan yeni bir araştırma, bu galaksilerin nasıl oluştuğuna dair yeni bulgular sundu. Bulgulara göre bu galaksilerin oluşumu, beklenmedik bir şekilde oldukça basitti. Ayrıca bu araştırma, düşünülenin aksine X şeklindeki galaksilerin oldukça yaygın olabileceğini buldu.

39
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Güneşte yanmayan, gölgenin kıymetini bilmez."
Türk Atasözü
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)