Yaşamın Kısalığı Üzerine’den başlayalım. Bu kitabın ana fikri şu cümlede gizlidir: “Kısıtlı bir zamanımız yok, sadece çoğunu boşa harcıyoruz.”
Ona göre insanların ömrün kısalığından şikâyet etme nedeni zamanı iyi değerlendirememeleridir. Açgözlülük, şehvet, haz düşkünlüğü, üşengeçlik ve onun tersi işkoliklik, hırs gibi kötü hasletler yahut sürekli başkalarıyla meşgul olarak kendi içine dönmeyi unutmak, ömrü boşa geçirmenin nedenleridir.
Tarihte ileri gelen Romalılardan bahseder filozof. Mesela imparator Augustus’un inzivayı arzuladığını söyler. Zenginlik ya da yüksek makamlar çoğu zaman sahibine yük olmakta, sorumluluklarıyla bunaltmaktadır. Oysaki bunlar sıradan insanların en çok istediği şeylerdir. Seneca’ya göre bir insanın zamanını iyi değerlendirmesinin yolu onu kendi kendisine adamak, kusurlarını gidermeye ve bilge olmaya çalışmaktır.
Zamanı üçe ayırır: geçmiş, şimdi, gelecek. Geçmişi unutanların, şu anı es geçenlerin ve gelecekten korkanların ömrü çok kısa ve kaygıyla doludur. Onlarca yıl yaşasalar bile ömürleri verimsiz olduğu için kısa sayılır. Filozof, bu insanlara, boş vaktin de ağır geldiğini ve hemen meşgul olacak bir iş aradıklarını söyler.
Buraları okurken günümüze döndüm bir an. Kendi kendimizle baş başa kalmaktan nasıl kaçtığımızı fark ettim. Her boş anında sosyal medyaya koşup, kısa videolar kaydırarak zaman harcamak birçoğumuzun alışkanlığı. Halbuki ne büyük bir israf.
Bu kısmın incelemesini internette gördüğüm şu sözle bitiriyorum: Hayatına gün ekleyemezsin fakat günlerine hayat ekleyebilirsin. Günlerimizi dolu dolu geçirerek “yaşadım” diyebilmek dileğiyle.
Mutlu Yaşam Üzerine… Seneca kardeşi Gallio’ya hitaben yazdığı bu kitapta, mutluluk yolunun çoğunluğu takip ederek bulunamayacağını söyler.
İlk sayfadaki şu cümleyi okurken Robert Frost’un meşhur şiiri ve bir Kur’an ayeti çağrıştı aklımda.
“… bu yolculukta en çok ayak basılmış ve en iyi tanınan bu yol seni en çok aldatacak yoldur.” (Seneca)
“iç geçirerek anlatacağım bunu ben,
nice yaşlar nice çağlar sonra bir yerde:
bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben –
ben gittim daha az geçilmişinden,
ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.” (Robert Frost, çeviren Selahattin Özpalabıyıklar)
“Yeryüzünde bulunanların çoğu, kendilerine uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar zandan başka bir şeye tâbi olmuyorlar ve temelsiz bir tahminden başka bir şeye de dayanmıyorlar.” (En’am Suresi, 116. ayet)
Mutlu bir yaşama ulaşmanın "en yüce iyi"nin peşinden gitmekle olduğunu söyler. Bu “en yüce iyi” dış şartlardan etkilenmeyen ve insanın kendi içinde sağlam olarak duran erdemdir.
Seneca, Epikürcülerin haz ile erdemi yan yana koyan yaklaşımını eleştirir. Epikür felsefesinde erdem, nihai hedef olan hazza ulaşmak için bir araç olarak görülürken Stoacı gelenekte erdem, başka hiçbir gerekçeye ihtiyaç duymayan başlı başına bir amaçtır. Seneca’ya göre erdemli bir yaşam insana içsel bir huzur ve haz verebilir ancak bu haz eylemin nedeni değil, yalnızca kaçınılmaz bir yan ürünüdür. Çiçeğin açması nasıl kokuyu beraberinde getirirse, erdem de hazzı getirir ama çiçeğin açma nedeni koku yaymak değildir.
Bunun ardından zenginliğine yapılan eleştirilere sert bir dille yanıt verir. Filozof, kendisinin bir bilge olmadığını ve bilgeliği amaç edindiğini söyler. Ayrıca zenginlik ve iyi şartlar, bilge için kınanacak bir durum değildir. Arzulanabilir, yararlı ve yaşamı kolaylaştıran bir şeydir. Bilge parayı önemsemese bile iyi amaçlar için onu isteyebilir. Kolay ve keyifli bir yaşamı tercih edebilir. Başına zorluklar gelirse yılmaz ve pes etmez fakat bu zorluğu isteyeceği anlamına gelmez. Bilge parayı elinde tutar, yüreğinde değil. Böylece Seneca, bilgeliği, çilecilikten ayırmış olur.
Sonuç olarak her iki diyalog da aslında bize aynı şeyi söylüyor: Sorun ömrümüzün kısalığı veya hayatın zorlukları değil, bizim neleri dert edip zamanımızı nelere harcadığımız. 2000 yıl önceden gelen bu uyarılar, özellikle her şeyin çok hızlı tükendiği günümüzde durup kendimize bakmak için bir fırsat.