Ancak kaleminin ardındakilerden pek haberimiz yoktur. Eser olan Hamlet’i tanırız ama -Shakespeare’in hayatını araştıranlar hariç- Hamlet ya da Hamnet diye bir oğlu olduğunu bilmeyiz.
Kimi kaynaklara göre Anne, kimilerine göre de Agnes olan karısı da sadece bir isimden ibarettir bildiğimiz tarihte. Edebiyat ise tarihin boşluklarını dolduruyor.
Bu kitapta yazar, bize Agnes’ın hikâyesini kurgulayarak anlatıyor.
Agnes, doğayla iç içe büyüyen, şifacı bir kadın. Bitkilerin dilini biliyor. Birini baş ve işaret parmağı arasındaki eti tuttuğu zaman onun düşüncelerini algılayabiliyor. Zamanın ona neler getireceğini sezgilerinde duyuyor. Kitap, gerçekçilik ve fantazya arasındaki tampon bölgede, büyülü gerçekçiliğin topraklarında geziniyor.
Stanford kasabasında eldivencinin oğlu olan Latince öğretmeniyle karşılaşmasını, birbirlerine âşık oluşlarını, evlenmelerini geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki yumuşak geçişlerle okuyoruz. Bu arada William Shakespeare’in adı kitapta bir kez bile geçmiyor. Onun adı “Agnes’ın kocası”. Nasıl tarih, William’ı ön plana çıkarmışsa kitap da tam tersini yapıp Agnes’ı öne çıkarıyor.
Agnes iki çocuğu olacağını söylüyor hep. Öyle seziyor. Fakat ikinci hamileliğinde ikiz çocuk dünyaya getiriyor: kordon dolanarak doğan zayıf bebek Judith, güçlü ve kuvvetli bir bebek olan Hamnet.
Büyüdüklerinde de bebekliklerindeki gibi olur ikizler. Judith sıkça hastalanan, narin bir kız çocuğudur. Hamnet ise genç bir erkek olma yolunda ilerlemektedir. Agnes, ölümün Judith’i alıp götürmesinden korkar hep. Onu korumak ister.
Bu sırada yalnızdır Agnes. Çünkü kocası, ailesinden uzağa, Londra’ya gitmiş, görkemli tiyatro kariyerine başlamıştır.
Kitaba iki yerde hayran oldum. Birisi, veba taşıyan pirelerin maymundan miçoya, oradan bir gemiye, Venedik’ten gelen cam hediyelikleri saran kumaşa geçişi, vebanın Stanford’a kadar taşınmasıydı.
Diğeri de ikinci kısımdaki cenaze sahnesi. Buradan itibaren yirmi otuz sayfa boyunca sessizce gözyaşı akıttım. Çocuğunu kaybeden bir annenin acısını öyle bir anlatıyor ki yazar. “Yaşatıyor” demek isterdim, ama umarım hiçbir anne böyle bir acı yaşamaz, birazını okurla paylaştırıyor diyeyim.
Kitabı bir parça kalbim kırık bitirdim.