Öykü ilk anda sade ve hatta neredeyse alaycı bir tonda ilerliyor. Anlatıcı sakin, olaylar sıradan gibi. Ama Poe’yu tanıyorsan biliyorsun: Bu sakinlik hayra alamet değil. Satır aralarında bir gariplik, bir yapaylık dolaşıyor. İnsanların inançları, kesin doğruları ve büyük lafları ince ince sorgulanıyor.
Poe burada kutsal olanla insan aklının kibri arasında sessiz bir gerilim kuruyor. Kim haklı, kim gerçekten biliyor, kim sadece inanmak istediği şeye tutunuyor — bunu yüksek sesle söylemiyor ama okura hissettiriyor. Ve bunu yaparken parmak sallamıyor, bağırmıyor; hafifçe gülümsüyor.
Öykü bittiğinde şunu hissediyorsun: Poe seni korkutmadı ama rahatlattı da sayılmaz. Çünkü aklına şu soru düşüyor: “Ya emin olduğum şeyler sandığım kadar sağlam değilse?”
Bir Kudüs Öyküsü, Poe’nun insan zihnini karanlıkla değil, ironiyle yokladığı metinlerden biri. Sessiz, kısa ama düşündürücü. Bitince insan bir an duruyor, bildiklerini yeniden tartıyor. Ve belki de tam bu yüzden etkisini uzun süre koruyor.