Yazar Maryse Condé ise tarihin adını silik harflerle yazdığı Tituba'yı ana karakter olarak alıyor, tarihe genel olarak sadık ve belgelerin eksik bıraktığını büyülü bir kurguyla tamamlıyor. Bizlere Tituba'yı zengin iç dünyası, özlemleri, aşkları ve zaaflarıyla anlatıyor.
Roman, Tituba'nın dünyaya gelişiyle başlıyor. Hikayesinin başı bile acıdır. İngiliz bir denizcinin annesine tecavüz etmesi sonucunda dünyaya gelen melez bir bebektir Tituba. 7 yaşında annesinin idamına ve üvey babasının intiharına şahit olur.
Man Yaya adında, bitkilerin dilinden anlayan şifacı bir kadınla karşılaşır. Ondan öğrenir cadılık sanatını. Maruz kaldığı ırkçılığa ve bunca travmaya rağmen kalbi kararmamıştır. Hayata duyduğu heyecan, doğanın güzelliklerini duyumsayışı bitmez. Ağlar, acı çeker ve üzülür; ama aşkı, neşeyi ve hazzı da tanır. Salem'e götürüldüğünde geride bıraktığı Barbados'u, doğduğu toprakları özler. Hayatı boyunca bir o yana, bir bu yana savrulurken yetenek ve bilgileriyle insanlara iyilikten başka bir şey yapmamıştır. Fakat çağ, katı yobazlık çağıdır ve şifacı kadınların adı "cadı"dır.
Etkileyici karakter gelişimiyle ve hafif masalsı anlatımıyla Tituba'nın büyülü dünyasına alıveren bu romanı severek okudum.