Melbourne'ün ilk dönem punk sahnesinde Kafkaesk bir Prag'dan ya da Bram Stoker'ın Drakula'sından çıkıp gelmiş bir hayalet gibi beliren Rowland Howard, zamanla bir mitten yaşayan bir efsaneye dönüştü. Gotik bir aristokratı andıran büyüleyici narinliği ve gitar çalışındaki kendine has hırçınlık, onu doğrudan bir kuşağın muhayyilesine taşıdı. Sanatındaki tavizsiz yalınlık; ince yapılı silüetinde, sıra dışı zevklerinde ve kıvrak, ironik zekâsında somutlaşan kusursuz bir figürdü. Etrafına hiçbir zaman lekelenmeyen, sarsılmaz bir kişisel dürüstlük yayıyordu. Kariyerindeki tüm badirelere rağmen, sürekli imaj tazelemenin ve kendini yeniden pazarlamanın revaçta olduğu bir çağda Rowland Howard çizgisinden asla taviz vermedi. AUTOLUMINESCENT; dokunaklı yeni söyleşiler, arşiv kayıtları ve büyüleyici özgün görüntülerle Rowland S. Howard'ın yaşamının izini sürüyor. Sanatçının kendiyle geçen anları ve onu kapalı kapılar ardında tanıyanların samimi hatıralarını yakalayan yapım; sözcükler ve imgeler aracılığıyla, daima gizemli kalmış o karanlığa ışık tutuyor.
Melbourne'ün ilk dönem punk sahnesinde Kafkaesk bir Prag'dan ya da Bram Stoker'ın Drakula'sından çıkıp gelmiş bir hayalet gibi beliren Rowland Howard, zamanla bir mitten yaşayan bir efsaneye dönüştü. Gotik bir aristokratı andıran büyüleyici narinliği ve gitar çalışındaki kendine has hırçınlık, onu doğrudan bir kuşağın muhayyilesine taşıdı. Sanatınd
... Daha fazla göster