İçerikler - Sayfa 627
1905 yılında Alfred Binet'in ilk IQ testini tasarlamasından beri geçen süre zarfında, bilişsel psikolojinin uzmanları arasından tutun popüler kültürün birçok ögesinde IQ günlük hayatımızda bile sıklıkla karşımıza çıkan bir kavram haline gelmiştir. Bir yandan zeka araştırmaları alanındaki bilirkişiler arasında IQ'nun kalıtsallığı ve sosyoekonomik statü gibi sosyal faktörlerin etkileri tartışılırken; konuya vakıf olmayan halk IQ üzerine zıt perspektifler sunan Gattaca ve Harrison Bergeron gibi eserler yoluyla konuya aşina hale geldiler. 2021'de 27 yaşına basan Çan Eğrisi kitabının yarattığı tartışmalar fırtınası günümüzde de aynı şiddetle devam etmektedir. 1996 yılında Amerikan Psikoloji Derneği'nin (APA) oluşturduğu çalışma kolu, Çan Eğrisi kitabının yayınlanmasıyla başlayan tartışmaları ele alan bir rapor yayınlamış, IQ ölçüm yöntemleri, bu skoru etkileyen çeşitli parametreler ve zaman içerisinde IQ'nun değişimi ile ilgili kapsamlı bir inceleme yapmışlardır.[1] Bu yazının amacı, bu konudaki tartışmalardan ziyade, IQ'nun çaba sarf ederek geliştirilip geliştirilemeyeceği ve ne tür yöntemlerle bunun yapılabileceğini aktarmaktır.
Çoğumuz, günlük yaşamamızda reklamlar veya çeşitli sosyal medya paylaşımları vasıtasıyla "IQ'nuzu Test Edin!" ya da "Şu Bulmacayı Çözerek IQ'nuzu Artırın!" gibi başlık bombardımanlarına tutuluyoruz. Birçoğumuz, bu tür başlıkların kulaktan dolma bilgilerin bilimsel mahiyete büründürme çabası olduğunu bilecektir; ama yine de insan sormadan edemiyor: IQ ya da daha doğrusu genel olarak "zeka", artırılabilir bir özellik mi? Örneğin basketbol oynayarak boyumuzu artıramayacağımızı veya halter kaldırarak boyumuzu kısaltamayacağımızı biliyoruz. Peki bir bulmaca çözmek, çocuklarımıza erken yaşta klasik müzik (örneğin Mozart) dinletmek, "beyin egzersizleri" yapmak, IQ testlerine çalışmak gibi uğraşlar, gerçekten zekayı ve bunu ölçen IQ değerlerini değiştirebilir mi?
Bu zamana kadar sadece insanların diğer insanlarla işbirliği yaptığından söz edilirdi. Diğer primatların birbirleriyle rekabet içinde olmayı tercih ettikleri düşünülürdü. Fakat şimdi, sanılanın aksine, şempanzelerin de ortaklaşa bir şeyler yapmaktan keyif aldığı gösterildi.
Her insan, daha çocuk yaşlarındayken yardımlaşmanın bu temel düşünce biçimini öğrenir. Bilim insanları, bu yardımlaşma isteğinin fazlasıyla "insana özgü" bir özellik olduğunu düşünüyorlardı.
Dünya'da biyoçeşitliliğin azalmasıyla birlikte araştırmacılar, henüz isimlendirilmemiş 9 milyon türün %90'ını temsil eden Dünya’daki tüm böcekleri ve diğer omurgasızları kataloglamak için can atıyorlar.
DiversityScanner ile tanışın.[1] Bu araç, tekil böcekleri ve diğer küçük yaratıkları tepsilerden teker teker toplayan ve fotoğraflarını çeken bir robotu içeriyor. Daha sonra bir bilgisayar, her birinin bacaklarını, antenlerini ve diğer özelliklerini bilinen örneklerle karşılaştırmak için makine öğrenmesi (veya yapay öğrenme) olarak bilinen bir tür yapay zeka kullanır.
Yediğimiz gıdaların çoğu, aslında doğrudan ya da dolaylı olarak mikroorganizmalardan gelmektedir. Sonuçta elmanın büyümesi için ağaca gereken nitrojeni de toprağa mikroorganizmalar kazandırmaktadır; etin geldiği hayvana da besini sağlayan onlardır. Ama bugün bahsedeceğimiz besin, başlı başına ve kendi başına bir mikroorganizma kolonisi! Yani saf bir tek hücreli canlı: Spirulina!
Spirulinanın "tecuitlatl" adı ile antik Aztekler döneminde kullanıldığına dair bazı bulgular vardır.[11][12] Hatta litre başına 16 gram kabartma tozu, 2 gram potasyum nitrat, 1 gram deniz tuzu, 0.1 gram potasyum nitrat ve 0.0378 gram demir sülfat içinde, yaklaşık 8.5 pH ve 30 santigrat derecede kendiniz de yetiştirebilirsiniz.[10] Ancak bu bakterilerin bir besin ögesi olarak yeniden popüler hale gelmesinde, NASA'nın astronotların tüketimi için spirulinanın uzayda yetiştirilebilmesini önermesinin büyük etkisi vardır.[6][7]
Çoğunlukla kayın ve meşe gibi geniş yapraklı ormanların gölgeliklerinde rastlanan bir bitki türü olan Hayalet Orkide (İng: "Ghost Orchid", Lat: Epipogium aphyllum), çok nadir görülmekte ve görüldüğü takdirde tüm dikkatleri üstüne çekmektedir - ki bu yönüyle de neredeyse eşsiz bir özelliğe sahiptir. (Başlangıçta şunu belirtmekte fayda var: Dendrophylax lindenii isimli bir başka "hayalet orkide" ile karıştırılmamalıdır.)
Gerçekten de bu bitkinin ilginç yanları saymakla bitmeyecek cinstendir. Öyle ki, bitki demek bile oldukça güçtür; çünkü, diğer bitkiler gibi, fotosentez işlemi ile kendi besinini üreten bir ototrof canlı olmak yerine, miko-heterotrofik bir yaşam biçimini benimsemiştir. Bunun anlamı şudur: zaten halihazırda ormanlık alanlardaki ağaçlar ile mikoriza mantarları, karşılıklı yardımlaşma temeline dayanan bir besin alışverişi içerisindedirler. Ağaçlar, azot ve fosfor gibi ihtiyaç duyduğu mineral maddeleri mantarlardan temin ederken, mantarlar da ağacın fotosentez ile ürettiği şekeri ağaçtan temin ederler. Hayalet orkideler ise bu mutualist ilişkiden faydalanarak, kökleri yardımıyla, mikorizal ağlardaki hiflerden (ipliksi mantar yapısı) şekeri ve diğer besin maddelerini çalarak parazitik bir yaşam biçimi oluşturur. Ancak doğal olarak, bitki-mantar simbiyozu gibi bir sürdürülebilirliğe sahip değildir. Bu nedenle, oldukça düzensiz ve rastlantısal bir yaşama sahiptir.
/old/content_media/8cb2a9791963ff28cabf792d8031cfb9.jpg)
/old/content_media/45023f897472e78302239af63d1c53fd.jpg)
/old/content_media/1d05e5a22fb4635541d5fe80c0945b61.jpg)
/old/content_media/ba23f6dd1ea8c654325d2287bdb66ab0.jpg)
/old/content_media/c502903d16e0f14ede915a7600600036.jpg)