İçerikler - Sayfa 626
NASA'nın Jet İtki Laboratuvarı ve New Mexico Üniversitesi'nden bilim insanlarının dahil olduğu uluslararası bir araştırma grubu, yakındaki bir M cüce yıldızının yörüngesinde 24 günlük bir periyotla dönen yeni, ılıman ve Neptün-altı boyutta bir ötegezegen keşfetti. Bu keşif, gezegenin önemli miktarda atmosfere sahip olması, küçük bir yıldızın etrafında dönüyor olması ve sistemin Dünya'dan uzaklaşma hızı nedeniyle heyecan verici araştırma fırsatları sunuyor.
TOI-1231 b: Yakınlardaki M3 Cüce NLTT 24399'dan Geçiş Yapan Ilıman, Neptün Büyüklüğünde Bir Gezegen başlıklı araştırma, The Astronomical Journal'ın önümüzdeki sayılarından birinde yayınlanacak (an itibariyle ön-baskı olarak yayınlanmış halde).[1] TOI-1231 b adı verilen ötegezegen, Geçiş Yapan Ötegezegen Araştırma Uydusu (TESS) tarafından toplanan fotometrik veriler kullanılarak tespit edildi ve sonrasında. Sonrasında, Şili'deki Las Campanas Gözlemevi'ndeki Magellan Kil Teleskopu (İng: "Magellan Clay Telescope" veya kısaca "MCT") üzerinde bulunan Gezegen Bulucu Spektrograf (İng: "Planet Finder Spectrograph" veya kısaca "PFS") ile takip edildi. Gezegen Bulucu Spektrograf, öte gezegenlerin ev sahibi yıldızları (etrafında döndükleri yıldız) üzerindeki kütleçekim etkilerine bakarak, bu ötegezegenleri tespit eden, gelişmiş bir araçtır. Ötegezegenler, ev sahiplerinin yörüngesinde dolanırken, yıldızlarına ait hız ölçümlerinin periyodik olarak değişmesine neden olurlar. Yani ötegezegenlerin mevcudiyeti, kütleleri ve yörüngeleri hakkındaki bilgileri ortaya çıkarır.
Gypinae, Eski Dünya akbabalarının 2 alt ailesinden biridir. Eski Dünya akbabaları: Avrupa, Asya ve Afrika'da yaşayan akbabalar için kullanılan geleneksel bir sınıflandırmadır.
Eski Dünya akbabaları içinde yer alan bu alt aile, Yeni Dünya akbabaları ile yakından akraba değildir. Eski Dünya akbabaları ve Yeni Dünya akbabaları arasındaki benzerlikler yakınsak evrime dayanmaktadır.
Doğa, insan türünün dünya üzerindeki evrimsel sürecinin başlangıcından itibaren yönlendirici, bilgilendirici ve ilham verici bir kaynak olmuştur. Doğayı kavrama biçimleri insanın ürettiği bilgi birikimini doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemiştir. Çünkü bir gerçeklik olarak doğa, insanların fiziksel ya da zihinsel aktivitesinin ürünü olan bütün etkinliklerde içkin olarak var olmaktadır. Bu durum; doğa felsefesi, bilim ve mimarlık disiplini arasındaki güçlü bağlantıyı gözler önüne sermektedir.
Doğayı kavrayış biçimimizin mimari tasarım kuramları üzerindeki etkisinde belirleyici rol oynayan birçok etmen bulunmaktadır. Dini inançlar, bilimsel gelişmeler, teknoloji ve insanın öznel deneyimi bu etmenlerin en önemlileri arasında yer almaktadır.[1] Bu kapsamda tasarımcının kişisel inançları ve tercihleri, yaşadığı dönemdeki bilimsel gelişmişlik düzeyi, kültürel arka plan ve teknolojik imkanlar; kurulacak doğa felsefesi-mimarlık ilişkisinin kuramsal arka planını oluşturmakta ve mimari tasarım metodolojilerinin mantıksal kurgusunu biçimlendirmektedir.
Kapitalizmin ilksel birikimini sağlayan ve bu sistemin ana damarlarından bir tanesini oluşturan burjuva sınıfını tanımlamak ve ayrıntılı olarak bu "sınıfın" niteliklerinden bahsetmek için yapılacak ilk iş bizatihi "burjuva" kavramını tanımlamak olmalıdır. Bu sayede burjuva sınıfının en temel nitelikleri daha net anlaşılacaktır.
Burjuva kelimesi, ilk kez 17. yüzyıl Fransası'nda burgeis kavramıyla ortaya çıkmıştır. Bu kavram, feodal yargıdan özgür olma hakkını kullanan Orta Çağ kasabalarının (bu kasabalar, kaynaklarda "bourgs" olarak geçer) sakinlerini belirtmek için kullanılmıştır. Zamanla bu "özgürlük" fikri, yeni anlamlar kazanmıştır. Ne ruhban ne soylu ne de işçilik yapmayan ve çalışmaksızın bir gelir sahibi olan anlam da bu kavrama eklenmiştir. Yani bu sınıfın temel nitelikleri öncelikle dönemine göre nispeten diğerlerinden özgür olmakla ve daha sonra bu özgürlük kavramına ekonomik gelirlerini farklı elde etmesi bakımından yeniden tanımlanmıştır. Böylece temel olarak "burjuva" adı şekillenmiş ve günümüze kadar bu adın taşıdığı çeşitli sıfatlar belirli değişiklikler geçirerek süregelmiştir.[1]
McMaster Üniversitesi Trombosit İmmünoloji Laboratuvarı'ndan (MPIL) araştırmacılar, aşıya bağlı kan pıhtılarından mustarip insanlar için hayat kurtaran yeni bir tedavi geliştirdiler. Araştırmacılar, aşı kaynaklı immün trombotik trombositopeni (VITT) ile mücadele etmek için pıhtılaşma önleyici ilaçlar ile yüksek dozlarda intravenöz immünoglobulin karışımı olan ikili bir tedavi öneriyorlar.
Tedavinin etkinliğini ilan eden makaleye göre çalışma, AstraZeneca (ChAdOx1 nCoV-19) aşısını olan ve ardından VITT geliştiren üç Kanadalı hasta üzerinde yapıldı.[1] Hastalardan ikisinin bacaklarında, üçüncüsünün ise beyin atardamarlarında pıhtılar oluşmuştu. Laboratuvarın bilimsel direktörü ve tıp doçenti olan Ishac Nazy, şöyle diyor:
/old/content_media/f821d634a82038a876d28ed6393c4047.jpg)
/old/content_media/90dc6ce845bcef3580a0ee053a206644.jpg)
/old/content_media/fe55cda1c925e015a29599e29f9a6124.jpg)
/old/content_media/9ac434fd302ef8f7b4163ecfed074448.jpg)
/old/content_media/2267301a67235c9cb0a7d8ec68704c71.jpg)