İçerikler - Sayfa 748
Kimi zaman bitkilerden bahsederken, hayvanların aksine evrimleşemediklerine dair bir kanı oluşabilmektedir. Evrim, genelde sadece "av-avcı" ilişkileri üzerinden anlatıldığı için, tamamen hatalı bir şekilde "hareket" veya "yer değiştirme" ile ilişkilendirilmektedir. Halbuki evrimin hareket etmek veya yer değiştirmekle hiçbir alakası yoktur; sadece aktif bir şekilde yer değiştirebilen canlılarda (örneğin hayvanlarda) bu özellikler de evrimleşir. Ancak nasıl ki hayvanların hücreleri, hücre altı yapıları ve hareketleriyle doğrudan ilişkili olmayan organları evrimsel süreçte durmaksızın değişiyorsa (ve bu sayede hayvanlar, hareket yetilerinden tamamen alakasız, yepyeni türlere dönüşebiliyorsa), bitkilerin de hücreleri, dokuları ve organları durmaksızın evrimleşir ve yepyeni türler ortaya çıkar. Kaldı ki, bitkiler de hareket edebilirler; sadece bu hareket, hayvanlarınkine göre daha kısıtlıdır ve buna bağlı olarak bitkilerde, hayvanlarda asla görülmeyen ve belki de hiçbir zaman görülemeyecek türde özellikler ortaya çıkmıştır.
Yani bitkilerin evriminden ve ilk ağaçlardan söz edebilmemiz için, öncelikle şunu anlamamız gerekiyor: Evrimsel süreç, sadece hareketle ilgili olanların değil, bir canlıyı oluşturan bütün özelliklerin çevreyle sınanması sonucunda, en başarılarının gelecek nesle daha çok aktarılması yoluyla olan, nesiller içerisinde yaşanan birikimli değişimlerle ilişkili olan bir doğa yasasıdır. Dolayısıyla bir organizmanın evrimleşebilmesi için aktif ve hızlı bir şekilde yer değiştirebilmesi şart değil; tek gereken, genlerle aktarılabilen çeşitliliğe sahip olması ve üremesidir. Bitkiler, bunların her ikisini de başarıyla ve fazlasıyla yaparlar; kimi durumda hayvanlardan bile fazla!
2015'te İskoç bilim insanlarından oluşan bir ekip, ışık hızını yavaşlatmanın bir yolunu bulduklarını açıkladı. Araştırmacılar fotonları özel bir maskeyle göndererek fotonların şeklini değiştirdiler. Bu hatalı durumdaki son derece küçük ışık partikülleri normal fotonlardan daha yavaş ilerledi.
Hız farkı neredeyse fark edilemezdi ancak elde edilen başarı çok çarpıcıydı. Saniyede 299.792.458 metre olan ışık hızı, kırılamaz, değiştirilemez bir hız sınırı olarak kalmıştı. Artık değil.
Evrim Ağacı olarak 2020 yılı boyunca da Türkiye'de modern bilimi anlatma çalışmalarımıza müthiş bir hız kattık ve bunun ülkenin bilime bakış açısında yaşattığı genel olumlu bakışı bizzat gözleme imkanımız oldu. 2018 ve 2019'da yaptığımız gibi, bu sene de yıl sonu istatistik raporumuzu yayınlayarak, hep birlikte attığımız başarıları bir listeye dönüştürmek istedik.
Umuyoruz ne kadar büyük, güçlü ve çok yönlü bir ailenin bir parçası olduğunuzu ve içeriklerimizi tüketip, etrafınızla paylaşıp daha geniş kitlelere ulaşmamızı sağlayarak Türkiye'deki bilimsel aydınlanma mücadelesine ne kadar büyük katkılar sağladığınızı nicel olarak da görmenizi sağlayacak bir çalışma olacaktır.
Samanyolu Galaksi'mizin en yakın komşusu olan Andromeda Galaksisi, yeterince karanlık ve berrak bir geceye sahipseniz çıplak gözle görebileceğiniz en uzak cisimdir. Galaksilerin yalnızca göz alıcı sarmallar olduğunu düşünüyorsanız işte bilmiyor olabileceğiniz bir gerçek: Birkaç milyar yıldır güvende olmamız sizi yanıltmasın; çünkü şu an Andromeda Galaksisi, Samanyolu Galaksi'miz ile çarpışma rotasında!
Andromeda Galaksisi'nin Dünya'ya olan uzaklığı "yalnızca" 2.5 milyon ışık yılı. Bu mesafe, onu diğer sarmal galaksilerle ilgili çıkarımlar yapabileceğimiz gözlemler için uygun bir hedef haline getiriyor. Son yıllarda bilim insanları, Andromeda Galaksisi'ndeki kara delikler, yıldızlar ve diğer cisimler üzerinde detaylı çalışmalar yapmaktalar. Hubble Uzay Teleskobu tarafından 2015'te çekilen ve çalışmalarda kullanılan 411 açıdan çekilmiş 7.398 fotoğrafın birleştirilmesiyle oluşan 1.5 milyar piksellik görüntü, Andromeda galaksisini bir bütün olarak gözler önüne seriyor.
Suç oranlarının arttığı durumlarda insanların bu duruma getirdiği çözüm, genellikle, cezaların ağırlaştırılmasıdır. Bu çözüm önerisinin temelinde bulunan varsayım, cezanın ağırlığı ile cezalandırılan davranışın sıklığı arasında sürekli bir ters orantı bulunduğudur. Oysa bazı araştırmalar bunun tam tersini işaret etmekte ve cezanın ağırlaştırılmasının suçu azaltma konusunda etkili olmayabileceğini göstermektedir. Hatta cezanın aşırı ağırlaştırıldığı ve şiddet içerdiği bazı durumlarda, suçların şiddetinde bir artışa sebep olabildiği de görülmektedir. Bu görüş ve bulgulara karşın, en uç cezalardan biri olarak görülen idam cezasının etkileri hakkında yapılan analizler, idamın kaldırılmasının veya yeniden yürürlüğe konulmasının (dolayısıyla cezanın ağırlaştırılmasının veya hafifletilmesinin), cinayet gibi vahşi davranışların sıklığını arttırma ya da azaltma yönünde hiçbir etkide bulunmadığını ortaya koymaktadır.[1]
Bu yazı, cezaların ağırlaştırılmasının suçun sıklığı üzerindeki etkilerini davranış bilimleri perspektifiyle inceleyerek, okuyucuya bu alanda farklı bakış açıları katmayı hedeflemektedir. Alan yazınında da bu konuda genel bir konsensüs bulunsa da cezaların ağırlığının suçun sıklığını etkili bir şekilde azalttığını savunan uzmanların, azınlıkta da olsa, bulunduğunu bilmekte fayda vardır.
/old/content_media/50aebd3092664172d0bccee551bda874.jpg)
/old/content_media/7e8bae8f9c0c1baefbcff9613bd75695.png)
/old/content_media/ac9f4ad7b5a61aae852c708140c6d610.jpg)
/old/content_media/a2975c0f306f325583e30835efde0acf.jpg)
/old/content_media/b1be64dc42408e9b0550a169bd45fc11.jpg)