İçerikler - Sayfa 747
Alice Harikalar Diyarında Sendromu, aslında tam da kulağa geldiği gibidir. Lewis Carroll'un hemen her birimizin zihninde yer edinmeyi başaran eseri, bu sendroma sahip bireylerin gerçekliğine dönüşmektedir. Alice Harikalar Diyarında Sendromu, bireylerin beden algısını çarpıtmaktadır. Bireyler kendi beden parçalarını veya çevrelerindeki nesneleri, olduğundan farklı algılamaktadırlar. Şekil, boyut, hareket veya renk gibi; nesnelere ya da kendimize dair farkındalık oluşturmamıza katkı sağlayan özelliklerde bozulmalar meydana gelmektedir. Karıştırıcı bir nörolojik durum olan bu sendrom aynı zamanda işitme, dokunma ve zaman algısında da değişikliklere neden olabilmektedir.
Bireyler; mikropsi yani nesneleri olduğundan daha küçükmüş gibi algılama, makropsi yani eşyaları olduğundan daha büyük görme, teleopsi yani eşyaları kendinden daha uzaktaymış gibi algılama ve pelopsia yani nesneleri kendine çok yakında görme gibi deneyimler yaşamaktadır. Aynı zamanda işitsel halüsinasyonlar da sendromun bir parçası olabilmektedir. Bu tip halüsinasyonlar işitilen seslere yönelik algının da çarpıtılmasından kaynaklanmantadır. Algıdaki bu değişimler, garip müzik veya seslerin duyulmasına neden olmaktadır.
DNA, canlıların bütün genomik verilerini içerisinde bulunduran, hücrelerin "yönetici molekülü"dür. DNA, içerisinde bulunan bilgileri (genleri) RNA’lar aracılığıyla protein şeklinde ifade eder. DNA’nın sekanslanması (dizilenmesi), DNA’daki nükleotit dizilimlerini çözmek, yani aslında DNA’yı okumak anlamına gelir.
Genomların sekanslanması, DNA’nın yapısının 1953’de Franklin, Watson ve Crick tarafından aydınlatılmasının ardından, biyologlar tarafından üstünde çalışılan bir konu olmuştur. Özellikle insan genomunun sekansının aydınlatılması, genetik hastalıkların tedavi edilmesine giden sürecin ilk basamağı olduğu için ayrı bir önem kazanmıştır.
Dalgınlık Bozukluğu olarak da bilinen uyum bozucu dalgınlık (İng: "maladaptive daydreaming"), kişiyi günlük yaşamından; akademik, kişiler-arası veya mesleki fonksiyonlarından alıkoyan aşırı hayal kurma davranışı içeren bir durumdur.[1] Çoğu zaman, gerçek hayatta yaşanan bazı olayların (sohbet konularının, ses ve koku gibi duyusal uyaranların ve fiziksel deneyimlerin) bu durumu tetiklediği düşünülmektedir.[2][3][4]
Uyum bozucu dalgınlık, ilk olarak İsrail Haifa Üniversitesi'nden Prof. Dr. Eliezer Somer tarafından tespit edilmiştir.[5] Ancak uyum bozucu dalgınlık, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı'nda (DSM) baskısında henüz bulunmamaktadır ve psikiyatristler arasında bu durumun geçerli bir rahatsızlık olduğu henüz kabul edilmemektedir. Dolayısıyla rahatsızlığın henüz resmi olarak kabul edilen bir tanısı ve tedavisi de yoktur ve psikiyatrik geçerliliği de tartışmalıdır.[6][7]
2020 yılı, COVID-19 ve diğer nice felaketle anılacak bir olarak yaşandı ve bitti. Bizler, Evrim Ağacı'nda, felaketlerin suçunu yıl sayılarına atfetmekten yana değiliz; çünkü gezegenin Güneş etrafındaki konumunun yarattığımız felaketlerle hiçbir ilgisi yok. Dünya'da insan kaynaklı her sorundan ve her başarıdan mesul olan bizleriz, yıllar değil. Dahası, 2020 yılı sadece yıkım ile gelmedi; çok sayıda bilimsel atılım ve gelişmeyi gördüğümüz, çok önemli bir yıl oldu. Bu yazımızda, bu yıl yaşanan yüzlerce atılımdan sizler için seçtiğimiz 10 tanesini bulacaksınız. Keyifli okumalar.
Güzel haberlerle başlayalım: Mavi balinaları katlediyoruz. Hayır, elbette güzel olan haber bu değil. 100 yıl boyunca onların kökünü öylesine kurutma noktasına geldik ki, 1998-2018 yılları arasında Antarktika kıyılarında sadece 1 mavi balina gözlenmişti. Aynı coğrafyada 1904-1971 yılları arasında 42.000 mavi balina avlanmıştı, öyle düşünün. 1960'larda mavi balina avı yasaklandı ve nihayet, Ocak-Şubat 2020'de bilim insanları aynı coğrafyada 58 mavi balina gözlediler. Köpekbalıklarında da gördüğümüz gibi, koruma önlemleri alınırsa, türleri kurtarabiliyoruz. 2021'de de korumaya devam!
Özenle seçilmiş, lezzetli yağlar kullanarak hazırlanmış yemeğinizi yerken, yapılacak uygun bertaraf yöntemi, büyük olasılıkla aklınızdaki son şey olacaktır. Çoğumuz, yemeğimiz bittikten sonra içgüdüsel olarak tencere veya tavamızı lavaboda suya bırakır, ardından da akan suyu ve beraberindeki yağı gidere boşaltırız.
Kullanılmış yemeklik yağın kanalizasyona dökülmesinin lavabonuza, borularınıza ve çevreye zararlı olabileceğini duymuş olabilirsiniz veya belki de bunu bir efsane olarak görüyorsunuz ve kullanılmış kızartma yağı bertarafı ile aynı şekilde uğraşmaya devam ediyorsunuz.
/old/content_media/0815e50bf386cefc68daea3ab856c28c.jpg)
/old/content_media/48b92acc618cda6ab065addf39bb53e1.jpg)
/old/content_media/b791ac41ae4f9e10a554e60133dafd0f.jpg)
/old/content_media/cfdf5dbd28940104435e41cbcc7cc8cc.jpg)
/old/content_media/51ae1f81aff8957e94f148cc0d2bab2c.jpg)