Duygulara ilişkin (en azından günümüzde) fikir birliğine varılan en temel konulardan biri, duyguların işlevsel olduğudur. Bu işlevlerin başında, duyguların evrimsel geçmişte hayatta kalmamıza yardımcı olması gelir.[1] Duyguların bir diğer işlevi ise, amaçlarımıza yönelik hareket edebilmek için davranışlarımızı düzenleme sinyalleri iletmeleridir. Hedeflerimize doğru ilerlerken engellendiğimizde öfkelenebilir, bir sorunla karşılaştığımızda üzülebiliriz. Bu duygular bize adımlarımızı yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini hatırlatır.[1] Ancak duygularımızla ilişkimiz, her zaman işlevsellik düzeyinde kalmaz. Duygusal deneyimin şiddeti ve süresi arttığında, duyguları düzenlemek adına farkında olarak ya da olmadan birtakım yöntemler kullanmak zorunda kalırız.
Bu yöntemleri kullanmaktaki amacımız, duygusal deneyimin şiddetini, türünü ya da duygusal deneyimi tetikleyen faktörü değiştirmektir. Bu yöntemler arasında duyguları kabul etme, problem çözme, yeniden değerlendirme "işlevsel duygu düzenleme yöntemleri" olarak kabul edilirler.[2] Bu yöntemlerin kullanımı ve duyguları düzenleyebilme ile fizyolojik sağlık, uyumlu ilişkiler, iş/okul performansı arasında olumlu ilişkiler bulunmaktadır. Bu yöntemlerin aksine duyguları bastırma ve duygulardan kaçınma ise "işlevsel olmayan duygu düzenleme yöntemleri" olarak anılırlar ve psikolojik bozukluklarla ilişkilendirilirler.[2] Peki, duyguları bastırmayı ve duygulardan kaçınmayı nasıl deneyimleriz? Şu cümleler tanıdık geliyor mu: