İçerikler - Sayfa 723
Rutherfordiyum, "Rf" sembolü ile gösterilen ve atom numarası 104 olan sentetik bir kimyasal elementtir. Sentetik bir element olduğundan dolayı doğada bulunmaz ve sadece laboratuvarda oluşturulabilir. Radyoaktiftir. Bilinen en kararlı izotop olan 267Rf'nin yarı ömrü yaklaşık 1.3 saattir.
Rutherfordiyumun normal koşullar altında katı olması beklenir. Yaklaşık 23,2 g/cm3 yoğunluğa sahip, çok ağır bir metal olduğu düşünülmektedir. Buna karşılık, yoğunluğu ölçülen en yoğun element olan osmiyum 22.61 g/cm3 yoğunluğa sahiptir. Fakat bu değerleri varsayım olarak değil de pratik olarak ortaya koymak şu an için neredeyse imkansızdır. Bu değerleri hesaplamak için oluşturulması gereken rutherfordiyum numunesi, büyük bir hızla bozunur.
Psikanalitik Teori, "psikanalizin babası" olarak da bilinen Sigmund Freud tarafından 19. yüzyılın sonlarına doğru geliştirilmiş bir teoridir. Freud'a göre psikolojik rahatsızlıklar, çözülmemiş ve bilinçdışında bastırılmış çatışmalardan meydana gelmektedir. Psikanalitik Teori'yi açıklamadan önce, "psikanaliz" kavramını açıklamakta fayda var: Psikanaliz, tedavinin genellikle konuşma yoluyla ilerlediği bir psikoterapi tekniğidir. Tedavi esnasında hastalar için rahat bir ortam sunulur ve hastanın zihninden geçenleri özgürce anlatması istenir. Analist, hastanın rahatsızlığıyla, bilinçdışında yatan ve hastalığa sebep olanlar arasında bir bağ kurmaya çalışır.
Freud'a kadar olan süreçte bazı insan davranışlarına, rahatsızlıklara, korkulara vb. mantıklı ve bilinçli bir açıklama getirilememesi durumunda, bu tür sorunların beyinde var olan bazı bozukluklardan kaynaklandığı düşünülüyordu. Ancak Freud, bunların var olan bilinç anlayışıyla değil, teorisi için oldukça önemli olan ''bilinçdışı'' kavramıyla açıklanabileceğini ileri sürmüştür.
Howard Gardner adlı bir psikolog, 1983 yılında yapmış olduğu çalışmalar sonucu ortaya koyduğu teoride, herkesin bırakın aynı şarkıyı sevmeyi, o şarkıyı dinleyip algılama hatta ve hatta o şarkıyı yorumlama kabiliyetlerinin farklı zeka türlerine dayandığını ileri sürmüştür. Bu teori, eğitim ve psikolojide oldukça geniş yankı bulmuş ve bireyler arası zeka farkları sebebiyle, eğitimde öncelik verilen zeka türleri yıllarca eleştirilmiş ve bütün türlerin özel eğitimlere tabi tutulması gerektiği savunulmuştur. Çünkü en nihayetinde müzik dinlemek kadar basit bir işleme yönelik algılarımız bile farklı zeka tiplerinden etkileniyorsa, eğitim algımızın etkilenmemesi mümkün mü? Bu durumda, her çocuğa aynı eğitimi verip, verim almayı nasıl bekleyebiliriz?
Çoklu Zeka Teorisi (İng: "Multiple Intelligence" ya da kısaca "MI") isimli bu teori çerçevesinde zeka türleri temelde yedi başlıkta toplanıyor. Ancak teorinin kimi savunucusuna göre bu sayı sekiz veya dokuza kadar çıkabiliyor. Daha geniş çalışmalar incelendiğinde bu sayı, "onuncu boyut" olarak isimlendirilen ahlak zekasını da içine alarak, on başlıkta toplanabiliyor. Yedi temel zekayı şu şekilde sıralayabiliriz:
Dubniyum, "Db" sembolü ile gösterilen ve atom numarası 105 olan sentetik bir kimyasal elementtir. Dubniyum oldukça radyoaktiftir ve bilinen en kararlı izotop olan dubniyum-268, yaklaşık 28 saatlik bir yarı ömre sahiptir. Bu, dubniyum üzerine yapılacak kapsamlı araştırmaları büyük ölçüde sınırlar.
Dubniyum, Dünya'da doğal olarak oluşmaz ve sadece yapay olarak üretilir. Sovyet Ortak Nükleer Araştırma Enstitüsü (JINR), elementi ilk defa 1968 yılında keşfetti ve 1970 yılında Amerikan Lawrence Berkeley Laboratuvarı da elementi üretmeyi başardı. Her iki ekip de yeni element için isimlerini önerdi ve resmi onay olmaksızın kendi önerilerini kullandılar. Uzun süre devam eden bu çatışma, 1993 yılında Uluslararası Saf ve Uygulamalı Kimya Birliği ve Uluslararası Saf ve Uygulamalı Fizik Birliği tarafından oluşturulan Transfermium Çalışma Grubu'nun keşif iddialarının resmi bir araştırmasıyla çözüldü ve bu keşif itibar kazandı. Element, JINR'nin bulunduğu Dubna kasabasından alarak 1997 yılında resmi olarak dubniyum olarak adlandırıldı.
2021'in ilk günlerinde, başarısıyla ses getirmiş yapay zeka GPT-3'ün arkasındaki araştırma kuruluşu olan OpenAI, DALL-E adlı yeni bir yapay zeka geliştirdiğini açıkladı. GPT-3'den daha az ses getirse de, DALL-E'nin, yapay zekanın geleceği için daha da derin etkileri var. İspanyol sürrealist sanatçı Salvador Dalí ve Pixar'ın bilimkurgu robotu WALL-E'nin adının birleşimini taşıyan DALL-E, bir sanatçı kadar yaratıcı ve bir robot kadar güçlü.
Kısaca DALL-E, metin başlıklarını girdi olarak alır ve çıktı olarak orijinal görüntüler üretir.[1] Örneğin, "beşgen yeşil bir saat", "ateşten yapılmış bir küre" veya "bir binanın yan tarafındaki mavi balkabağı duvar resmi" gibi çeşitli ifadeler verildiğinde, DALL-E, şaşırtıcı derecede doğru olan görsel yorumlamalar yapabilir. Bunlarla kendiniz de oynayabilirsiniz.
/old/content_media/7a63325abcbbf0620882149f5aaccaa3.jpg)
/old/content_media/ff90223f45a73a7165b54d9d3a3fae70.jpg)
/old/content_media/80862006b110f32049355cc47c9fa431.jpg)
/old/content_media/5173e8d0b93fb3b117b257bc33ccc986.jpg)
/old/content_media/33afe8e1958bdddffdcda7b8d6a48f7f.jpg)