İçerikler - Sayfa 676
Korozyon, metallerin çevre ile yaptığı elektrokimyasal tepkimeler sonucunda metalik özelliklerini kaybetmeleri olayıdır. Bu, metal malzemelere zaman içerisinde en çok hasar veren olaylardan birisidir. Korozyon sebebiyle, yaptığımız köprüler ve binalar çökebilmekte, boru hatlarımız hasar görebilmektedir. Metallerin kullanıldığı herhangi bir tasarım yaparken korozyon, göz önünde bulundurulması gereken önemli bir etkendir; çünkü yapı güvenliğini ve yapının ömrünü doğrudan ilgilendirmektedir.
Kısa zaman dilimleri içerisinde korozyonun etkisini gözlemek zordur; fakat zaman ölçeği arttıkça, korozyon dolayısıyla oluşan tahribatı çok daha net bir şekilde görmek mümkün olmaktadır: Bunun en meşhur örneği, kuşkusuz ABD'nin New York Şehri'nde bulunan Özgürlük Heykeli'dir. Özgürlük Heykeli, Fransa tarafından ABD'ye hediye edildiği zamanlarda aslen kahverengimsi bir renge sahipti. Ancak metal heykel, zamanla korozyonun etkisiyle, bugün bildiğimiz ve heykeli meşhur yapan yeşile benzer rengine bürünmüştür.
Yoğun ve sarı görüntüsü nedeniyle bezelye çorbasına (İng: "pea-soup") benzetilen sisler, 19. yüzyıl Londrası'nın karakteristik bir özelliği haline gelmişti. Fakat 1952 yılının aralık ayında, beş gün boyunca şehri kaplayan duman ve sis karışımı perde (İng: "smog"), alışılagelmiş sislerden oldukça farklıydı. Oluşan sis, görüş mesafesini o kadar düşürmüştü ki, araç trafiği neredeyse durmuş ve insanlar evlerini bulmak için çitler boyunca el yordamıyla yürümek zorunda kalmıştı. Ve bu, beraberinde beklenmedik bir felaketi getirecekti.
"Öldüren Sis" olarak bilinen bu dumanlı sise neden olan faktörlerden biri, o sene şehirde hakim olan ve normalin altında seyreden sıcaklıklardı. Günlük ortalama sıcaklık 80 yıllık ortalamanın altında olunca, şehir halkı soğukla mücadele etmek için, fabrikalar ve elektrik santralleri ise üretime devam edebilmek için, çok daha fazla miktarda kömür yaktı. Fakat o dönemde İngiltere'nin kömür politikası, kömürden elde edilen kârı maksimize etmeye odaklıydı: En iyi kalitedeki kömür ihraç edilir, şehir halkı ise "nutty slack" olarak bilinen, kötü kalite kömürü kullanırdı.
Helsinki Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, tarımsal faaliyetin doğada bitki hastalıklarının oluşumunu düzenleyen mekanizmaları karıştırdığını gösteriyor. Araştırmaya göre tarım alanlarına yakın olan çayırlarda, doğal çevrede bulunanlara göre daha geniş çeşitlilikte virüs türü bulunuyor; ancak bu çalışmada, bitki türlerinin zenginliğinin/çeşitliliğinin, virüs türlerinin sayısı üzerinde bir etkisi olmadığı görüldü. Ancak uzmanlar buna rağmen biyoçeşitliliği korumamız gerektiğini vurguluyor; çünkü çalışmalarında, bitki zenginliğinin çayırlardaki viral enfeksiyonların sayısını azalttığını gördüler.
Küresel arazi alanının artan payı nedeniyle, "tarımsal-ekolojik (agro-ekolojik) arayüz" olarak da bilinen, tarımsal arazi ve doğal arazi arasındaki sınırda kalan alanlar, tarımsal amaçlar için giderek daha fazla kullanılmaktadır. Aynı zamanda biyoçeşitlilik daralmakta ve salgınlar; insanları, hayvanları ve bitkileri tehdit etmektedir. Vahşi doğada türler birbirleriyle etkileşime girerek belirli bir alandaki konakçı türlerin zenginliğini ve dağılımını patojenlerin oluşumu da etkiler.
Perseid meteor yağmuru (ya da gök taşı yağmuru) her yıl Ağustos ayında gerçekleşen, gözlem şartlarının olumlu olması nedeniyle en belirgin ve en popüler olan meteor yağmurudur. Perseid meteor yağmuru, Swift-Tuttle kuyrukluyıldızının parçaları olan Parlak Perseidler'den kaynaklanan bir göktaşı yağmurudur. Bunları bir yıldız kayması şeklinde görebileceğiniz gibi zaman zaman ateş topları şeklinde de görebilirsiniz. Bu olay, atmosfere girerek yanan gök taşları tarafından oluşturulur.
2023 yılındaki Perseid Meteor Yağmuru, 12-13 Ağustos 2023'te yaşanacaktır. Saatte ortalama 50-75 meteorun gözlemlenebileceği bu dönemde, boyutları kum tanesiyle küçük bir çakıl arasında değişen pek çok gök taşı, Dünya'nın atmosferine girerek yanar ve meteor yağmurunu oluşturur. Aşağıdaki tablodan, her bir gün ve saatte bakmanız gereken yönü ve yüksekliği görebilirsiniz:
Her canlının olduğu gibi, bakterilerin de yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaçları vardır. Canlıların kullandığı temel enerji molekülü bildiğimiz gibi ATP'dir. ATP molekülü açılımı olan "Adenozintrifosfat" kelimesinden de anlaşılacağı gibi, 1 adet Adenin bazı (DNA'da da bulunan molekül) ve 3 adet fosfat molekülünün birleşmesiyle oluşmuş bir moleküldür. Ancak bu molekül, canlı organizmalarda kendiliğinden oluşmaz, ATP sentaz denilen bir enzim aracılığıyla, ADP adı verilen ve açılımı "Adenozindifosfat" olan (yani 1 Adenin bazı ve 2 adet fosfattan oluşan) bir moleküle fazladan 1 fosfat bağlanması ile oluşturulur.
Peki bu molekülü oluşturmak, ADP molekülü ile fosfat arasında yüksek enerjili fosfat bağlarını kurabilmek için gerekli enerji nasıl sağlanır? Halihazırda bir enerji molekülünü üretebilmek için gerekli olan enerji nasıl ortaya çıkar? Bunu açıklayabilmek için ATP sentaz enzimine biraz daha yakından bakmak gerekecek.
/old/content_media/9de3f4affc933042f2d347ffb67470be.jpg)
/old/content_media/6bbc4459ae03009d242a6d46ff473c85.jpg)
/old/content_media/c10c6aff14e424914851b28eb816592b.jpg)
/old/content_media/a867c43500979e2a86c38f39add55005.jpg)
/old/content_media/9333ffc9a1c98ea82b60ed90264e47b4.jpg)