Bilişsel-Davranışçı Terapi, davranışlar üzerinde bilişin etkili olduğunu ve duygu-düşünce-davranışın birbiri üzerinde etkisi olduğunu savunmaktadır. Bireylerin bilişlerinin olayları nasıl algıladığını, bu olayları nasıl yorumladığını belirlediğini söylemektedir. Bundan dolayı Bilişsel-Davranışçı Terapilerde de teknikler buna göre belirlenmektedir. Terapilerde öncelikle çarpıtılmış olan düşüncelerin değiştirilmesi istenmekte, ardından da bu düşüncenin meydana getirdiği davranışların değiştirilmesi hedeflenmektedir.
Buradaki temel varsayım şudur: Bizde var olan bazı yanlış bilişler olabilir. Örneğin, bir arkadaşımız çok emek vererek hazırladığımız ödevi "Şu başlığı eklemelisin, böyle biraz dağınık görünüyor." diyerek eleştirebilir. Bize göre hoş olmayan bu yorumu yaptığında, hemen ödevimiz için savunmaya geçebiliriz. Arkadaşımızın, ödevi ondan daha iyi yaptığımız için bizi kıskandığını ve bu yüzden bu kötü yorumu yaptığını düşünebiliriz. Bu, bizde var olan yanlış bir biliştir; çünkü neden o yorumu yaptığını ona sormadık. Sorsaydık, ödevin daha güzel görünmesi için bir katkı yapmak istediğini söyleyebilirdi. Bizi kıskandığına dair var olan bilişimizle yanlış bir davranış sergilemiş olduk. Arkadaşımızla aramızdaki bu iletişim etkili bir iletişim değildir. Buradan yola çıkarak, 3 temel gerçeği fark edebiliriz: