Lise fizik derslerinde skaler büyüklük ile vektörel büyüklük arasındaki farkı öğrenmiş olabilirsiniz: Skaler büyüklükler, sadece büyüklüğü olan sayılardır. Mesela 10 kilogram kütle veya saatte 5 kilometre hız gibi... Vektörel büyüklüklerse, bir hızı ve yönü olan sayılardır: Yere doğru 50 Newton kuvvet veya doğuya doğru saatte 5 kilometre hız gibi...
Elektromanyetizmada söz konusu olan elektrik ve manyetik alanlar skaler değil, vektörel büyüklükler olduğu için, sadece sayısal büyüklüklerini değil, yönlerini de dikkate alarak matematiksel ve fiziksel analiz yapmak durumundayız. Bu tür çalışmalara vektör kalkülüsü veya vektör matematiği denmektedir.
Daha önceki bir yazımızda, Maxwell Denklemleri'ni kullanarak ışık hızının nasıl hesaplanabileceğini anlatmıştık. Ancak o yazıda, Maxwell Denklemleri'ni matematiksel olarak manipüle edip de ışık hızına tam olarak nasıl eriştiğimizin detaylarını atlamıştık, bunun sadece "matematiksel bir büyü" olduğunu söylemiştik, böylece anlatım kolaylığı sağlamıştık. Şimdi, o büyünün "büyü" olmadığını göstereceğiz ve işin matematiğini biraz daha yakından anlamaya çalışacağız.
Maxwell Denklemleri'nden ışık hızını nasıl çıkarabileceğimizi anlamak için, öncelikle 4 denklemde de karşımıza çıkan 2 önemli operatörü tanımamız gerekiyor. Çünkü önceki yazımızda Maxwell Denklemleri'ndeki tüm denklemlerin anlamını vermiştik; ancak ∇\nabla∇ işaretinden bashetmemiş ve bunun anlamını es geçmiştik. Benzer şekilde, ∇⋅\nabla\cdot∇⋅ ve∇×\nabla\times∇× şeklindeki işlemlerin (veya operatörlerin) anlamını da es geçmiştik. İşte burada, bu kavramlara odaklanacağız ve bu sayede konuyu çok daha sağlam bir şekilde anlayabileceğiz. Öncelikle, hatırlatma olması açısından Maxwell'in 4 denklemini de yazalım:
Alman bir ekip tarafından geliştirilen yeni bir drone, altı adet pervanesinin gürültüsüne rağmen insan seslerini duymayı başarıyor ve güçlendirilmiş akustik yazılımı ve mikrofonu sayesinde ses kaynağına gidebiliyor. Sesi çıkararak drone'u üzerine çeken kişi, iki odun parçasını birbirine vurup daha belirgin bir ses çıkarıyor ve drone'a kullanabileceği daha fazla veri sağlamış oluyor. Robot, bu sayede sesin çıktığı yeri tespit edip o bölgenin tepesine uçuyor. Yapılan testlerde ve aşağıdaki videoda da görüldüğü üzere, drone başarılı bir şekilde araştırmacıların yerlerini tespit edebiliyor. Drone teknolojisinin bu noktaya gelmesi arama kurtarma çalışmaları için son derece umut verici bir işaret, fakat gelecekte ölümcül drone'lar ve yapay zekaya sahip otonom silahlardan saklanmak zorunda kalabilecek insanlar için, bir o kadar da şanssız bir durum.
Ses avcısı drone, Yaşanan Felaketlerde İnsan Hayatını Drone ile Kurtarma başlığıyla yayınlanmıştır ve Almanya'daki bir araştırma enstitüsü olan Fraunhofer FKIE'de geliştirilmiştir.[1] Drone, enstitünün Sensör Verileri ve Bilgi Füzyon Departmanı tarafından üretildi ve yazarları, araştırmayı 8 Haziran 2021'de Amerika Akustik Derneği'nin toplantısında sundu.
1933 yılında Çin'in kuzeydoğusundaki Heilongjiang bölgesindeki Harbin kenti yakınlarındaki Songhua Nehri'nde inşa edilen Dongjiang Köprüsü inşaatında çalışan bir taşeron işçi, inşaat kazısı sırasında gizemli bir kafatası fosili keşfetmişti. Bu keşif, 1929 yılında keşfedilen meşhur Peking Adamı fosilinin keşfinden hemen sonrasına denk geliyordu ve bu nedenle işçi, keşfettiğinin antropolojik olarak önemli olabileceğini düşünerek, fosili terk edilmiş bir kuyu içinde saklamaya karar verdi. Ömrü boyunca bölgesinde bol miktarda politik çalkantı yaşayan işçi, ölümünden kısa bir süre önce 3. kuşak ailesine fosilden bahsetti ve aile, 2018 yılında fosilin yerini bulup, kafatasını çıkarmayı başardılar. Sonrasındaysa Hebei GEO Üniversitesi'nden paleontoloji profesörü Dr. Ji Qiang, uzun tartışmalar sonucunda bu önemli fosilin üniversitelerinin müzesine bağışlanması konusunda aileyi ikna etti.[1]
Her ne kadar kare şeklindeki göz yuvarları, geniş ağzı, kalın kaş kemerleri ve büyük dişleriyle neredeyse kusursuz bir şekilde korunmuş olsa da o dönemde hiç kimse, bu kafatasının hangi türe ait olduğunu tespit edememişti - bu özellikler, onu "insana benzer" yapıyordu ama "Homo sapiens" diyebilmemiz için oldukça eşsiz yapıdaydı.[2] Bulunan fosilin kafatası, Homo sapiens ve diğer insan türlerinden daha iriydi; ancak beyin büyüklüğü insanınki ile büyük oranda aynıydı. Yıllar süren titiz incelemeler sonucunda, sadece bu fosili analiz eden 3 ayrı akademik makale The Innovation dergisinde yayınlandı.[3][4][5]
Stephen Krashen, 1981 yılında Anlaşılabilir Girdi Hipotezi'ni ortaya koydu. Bu hipoteze göre insanlar dili, içeriği anlamak şartıyla, en iyi şekilde dinleyerek ve okuyarak öğrenmektedir. Konuşmaya çalışmanın dili öğrenmeye dikkate değer bir faydası yoktur. Dinlerken ve okurken "anlamaktan" kasıt ise, dinlenen veya okunan içeriğin tamamını anlamak değil, önemli bir bölümünü (örneğin %80 civarını) anlamaktır. Eğer size dili öğreten kaynak, neredeyse hiç anlamadığınız bir şekilde iletişim kuruyorsa veya her şeyi anlayabiliyorsanız, doğru seviyede öğrenim almıyorsunuz demektir. Dahası, gramer yapısı öğrenmeye çalışarak veya konuşma derslerinde kendinizi zorlayarak anlamlı bir şekilde dil öğrenmeniz mümkün olmayacaktır. Örneğin aşağıdaki videoda, 3:20'den itibaren Almanca anlatımı dinleyiniz:
Muhtemelen, anlatılanların çoğunu (belki de %80'ini!) anladınız. İşte Krashen'e göre bu düzeyde bir eğitim görmek, sizin çok hızlı bir şekilde o dili öğrenmenizi sağlayacaktır. Bunu, aşağıdaki ilginç gözlem de doğrulamaktadır.
/old/content_media/c219ca321ff8a8f4db69c0e7884b252b.jpg)
/old/content_media/3a9e51d4e9784b0bcd5dcbba937c3d6a.jpg)
/old/content_media/b4be2ae5520b8cf5495b6e69e135f06b.jpg)
/old/content_media/7baecbdd6fbd1fe89139efe2f84697ae.jpg)
/old/content_media/06b5b9fa152df6a97810f8589ecadf9f.jpg)