İklimi hızla değişen Kuzey Kutbu'nda, yakın bölgelerdeki koşullar elverişsiz hale geldiğinde, Grönland'ın kuzeyindeki bölge ve Kanada Arktik Takımadaları buza bağımlı türleri barındırmaya devam edebilecek bir sığınak olarak hizmet edebilir. Bu bölge, Son Buz Bölgesi olarak adlandırılmıştır; ancak Washington Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmalar, bu bölgenin bazı kısımlarında bulunan yaz deniz buzunda bir düşüş olduğunu gösteriyor.
Communications Earth & Environment dergisinde yayınlanan araştırmada, 2020'nin Ağustos ayında Grönland'ın kuzeyindeki deniz buzunun iklim değişikliğinin uzun dönem etkilerine karşı savunmasızlığı gösterildi.[1] UW Uygulamalı Fizik Laboratuvarı'nda kutup bilimcisi ve baş yazar Axel Schweiger şöyle dedi:
Nesher Ramla Homo tipi, daha önce bilim tarafından bilinmeyen tarih öncesi bir insan. Tel Aviv Üniversitesi ve Kudüs İbrani Üniversitesi'nden araştırmacılar, Nesher Ramla bölgesinde 140.000 ila 120.000 yıl öncesine tarihlenen yeni bir erken insan türü tespit ettiler. Araştırmacılara göre, Nesher Ramla insanlarının morfolojisi hem Neandertaller (özellikle dişler ve çeneler) hem de arkaik Homo (özellikle kafatası) ile ortak özellikler taşıyor. Aynı zamanda bu Homo türü, modern insanlardan çok farklı: Tamamen farklı bir kafatası yapısı, çenesi yok ve çok büyük dişleri var.
Araştırmanın bulgularını takiben araştırmacılar, Nesher Ramla Homo türünün Orta Pleistosen'deki çoğu insanın geliştiği "kaynak" popülasyon olduğunu düşünüyorlar. Ayrıca bu grubun, yaklaşık 200.000 yıl önce bölgeye gelen Homo sapiens ile çiftleşen "kayıp" popülasyon olduğunu öne sürüyorlar - ki bunları Misliya mağarasında bulunan fosiller üzerinde yakın zamanda yapılan bir araştırmadan biliyoruz. Nesher Ramla Homo türü, hem Avrupa'daki Neandertallerin hem de Asya'nın arkaik Homo popülasyonlarının atası olabilir!
Araştırmacılar, tıkınırcasına yemek (İng: "binge-eating") gibi yeme bozukluğu davranışlarının, beynin ödül tepki sürecini ve bu davranışları güçlendirebilecek gıda alımı kontrol devresini değiştirdiğini keşfettiler. Yeme bozukluğu davranışlarının ve nörobiyolojinin nasıl etkileşime girdiğini anlamak, bu bozuklukların neden sıklıkla kronikleştiğine ışık tutabilir ve gelecekteki tedavilerin geliştirilmesine yardımcı olabilir. JAMA Psychiatry'de yayınlanan çalışma, Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından desteklendi.[1] NIH'nin bir parçası olan Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü'nün Çeviri Araştırmaları Bölümü'nden Doktor Janani Prabhakar şöyle diyor:
Yeme bozuklukları, ölüm dahil ciddi komplikasyonlara yol açabilen, ciddi zihinsel sorunlardır. Yaygın yeme bozuklukları arasında anoreksiya nervoza, bulimia nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu bulunur. Yeme bozuklukları ile ilişkili davranışlar, tür ve şiddet açısından farklılık gösterebilir ve aşırı yemek yeme, kusma ve gıda alımını kısıtlama gibi eylemleri içerebilir.
Benmerkezci ön yargı, insanların yaşamlarındaki olayları incelerken veya olaylara başkalarının bakış açısından bakmaya çalıştıklarında, kendi bakış açılarına çok fazla güvenmelerine neden olan bilişsel bir ön yargıdır. Buna göre benmerkezci ön yargı, insanların diğer insanların bakış açısının kendilerininkinden ne kadar farklı olduğunu hafife almalarına veya diğer insanların bakış açısını tamamen dikkate almamalarına neden olur.
Örneğin, utanç verici bir şey yaparsanız, benmerkezci ön yargı, diğer insanların bunu fark etme derecesini abartmanıza neden olabilir; çünkü bu, siz eylemlerinizde nasıl pür dikkat iseniz, başkalarının da eylemlerinize aynı derecede odaklandığını varsaymanıza neden olabilir.
Çöktürme gravimetrisi, az çözünen katıların çöktürülmesine dayanan bir analiz yöntemidir. Analizini yapacağımız maddeyi çökelek haline getirip çöktürdükten sonra, çeşitli işlemlerden geçirerek analiz ederiz. Bu metodu uygularken bizim için en önemli şey, elde ettiğimiz çökeleğin özelliğidir. Çökelekler kolayca filtrelenebilmeli, madde kaybı olmadan yıkanabilmeli ve atmosfer bileşikleriyle reaksiyona girmemelidir. Kimyagerler, çökelekleri parçacık boyutlarına göre ikiye ayırır: Kristal çökelekler ve koloidal çökelekler.
Çöktürme süreci, kimyagerler tarafından uzun süredir çalışılsa da, dinamikleri tam olarak anlaşılamamıştır. Bu konudaki en önemli çalışmalardan birisi, von Weymarn'ın Çöktürme Teorisi'dir. Bu teoriye göre, oluşacak çökeleğin boyutunu belirleyen etkenler; madde konsantrasyonu, sıcaklık ve karıştırma hızıdır. Von Weymarn, 20. yüzyılın başında bağıl aşırı doygunluk (İng: "relative supersaturation" veya kısaca "RSS") adını verdiği bir kavramı tanımlamıştır. Von Weymarn'a göre bu kavram, oluşacak parçacıkların boyutunu belirlemektedir. Yazımızın kalan kısmında bağıl aşırı doygunluğu RSS olarak kısaltacağız.
/old/content_media/7bdc372ed2de688a908aae6304e7a607.jpg)
/old/content_media/1ae86ddb6a2930a8a0ff5a6bb24ef602.jpg)
/old/content_media/01c652921a8216abf2c9bec5c0643e85.jpg)
/old/content_media/c8b8160acec00d34e42708d273fddcb0.jpg)
/old/content_media/e8cbdb92aee9dd51f61fff0b62806d23.jpg)