Evrim Ağacı Logo
Evrim Ağacı
Karanlığı bilimle fethet!
Doğadan Antidepresan Toplamak: "Mod Yükselten Bitki" Olarak da Bilinen Sarı Kantaron, Neden Depresyona İyi Geliyor?
Doğadan Antidepresan Toplamak: "Mod Yükselten Bitki" Olarak da Bilinen Sarı Kantaron, Neden Depresyona İyi Geliyor?

Hypericaceae familyasına ait tüm dünyada 500’den fazla; Türkiye’de ise 2019 itibarıyla kayıtlı 108 Hypericum türünden biri olan Hypericum perforatum L., daha aşina olabileceğiniz ismiyle "sarı kantaron", terapötik etkileri yaklaşık 2000 yıldır bilinen en önemli tıbbi bitkilerden biridir. Dünyada yaygın olarak "St. John's Wort" adıyla tanınan sarı kantaron için "Mod Yükselten Bitki", "Doğadan Gelen Prozac", "Tabiatın Sunduğu Antidepresan" gibi tanımlamalar yapılmıştır. Peki, sarı kantaron bilimsel olarak bu tanımları gerçekten hak ediyor mu, yoksa bu da alternatif tıp adı verilen sahtebilim uygulamalarının yarattığı bir diğer "mucize bitki" safsatası mı?

Sarı kantaron "mucizesini" anlamak için ilk önce bitkinin tarihine bir göz atalım. Hypericum kelimesine tarihte ilk kez Nikander’in Theriaca et Alexipharmaca (MÖ 2. yüzyıl) adlı eserinde rastlanmıştır. Hypericum, Yunanca bir kelime olan “υπερεικον” (upereikon) sözcüğünden gelir. "Υπερ" sözcüğü "yukarı", "εικων" sözcüğü ise "ikon" anlamına gelmektedir ve upereikon, Antik Yunanlılar tarafından kötü ruhları uzaklaştırmak için yüksek yerlere asılan dini figürlere verilen isimdir.

36
Paylaş
iGEM Nedir? Sentetik Biyoloji Konusunda Öğrencilerin Hayallerini Nasıl Gerçeğe Dönüştürme Fırsatı Verir?
iGEM Nedir? Sentetik Biyoloji Konusunda Öğrencilerin Hayallerini Nasıl Gerçeğe Dönüştürme Fırsatı Verir?

Doğada var olan organizmaların yeni yeteneklere sahip olacak şekilde yeniden tasarlanması ve yararlı amaçlar için kullanılması, sentetik biyolojinin çalışma alanıdır. Tıp, eczacılık, endüstriyel üretimlerin verimliliğinin arttırılması ve tarım sentetik biyolojinin başlıca çalışma alanıdır. Uzun DNA parçalarının bir araya getirilmesi, yeni plazmid dizaynlarının yapılması ve hedeflenen organizmaya entegre edilerek tasarlanan sistemin çalıştırılması sentetik biyoloji işleyişidir. Sentezlenen genler, tasarlanan sistem içerisinde kendilerine yer bulur ve bu genler hedeflenen organizmanın kendisinde var olan ya da başka bir organizmaya ait olan genleri içerebilir. Yaşamı yeniden şekillendirme gücü sentetik biyoloji ile mümkün olmaktadır.[1]

Dünya genelinde araştırma ve geliştirme potansiyeli çok yüksek ve çalışma alanı çok geniş olan bu bilim dalı için pek çok organizasyon mevcuttur. International Genetically Engineered Machine (iGEM), bu organizasyonların en kapsamlı ve "kült" olanlarındandır. İnsanların sentetik biyoloji anlayışını geliştirmeyi ve aynı zamanda gruplar arasında açık bir topluluk ve işbirliği geliştirmeyi amaçlayan akademik bir yarışma olan iGEM, öğrenciler için "çılgın proje" fikirlerini hayata geçirme platformudur. iGEM, Herhangi bir konuda Dünya’nın yararına olacak bir değişimi biyolojik sistem tasarımları kullanarak hayata geçirmeyi teşvik eder. 2004 yılında başlayan yarışma, dünyanın dört bir yanından 300'den fazla takım mücadele ettiği büyük bir organizasyon hâlini almıştır.

10
Paylaş
Feed image

Ben Nikolas Kopernik, veya Niklas Koppernigk ya da Lehçe söylersek Mikolaj Kopernik, Almancaya ne dersiniz? Nikolaus Copernikus… Size biraz garip mi geldi? 1473 yılında Prusya krallığında doğduğum için bu isim karmaşası… O zamanlarda pek tuhaf sayılacak bir durum değildi. Polonya sınırları içinde kalan ama Almanca konuşulan Thorn kentinde, oldukça varlıklı ve dört çocuklu bir ailenin en küçüğü idim.   

Babam Nikolas, bakır işiyle uğraşan varlıklı bir tüccardı. Aynı zamanda aktif olarak güncel siyasetle uğraşıyordu ve kutsal amaçlarından saparak ülkemize ait şehirlere saldıran Töton şövalyelerine karşı Polonya’yı destekleyen Krakov’lu bir yurtseverdi. Babam öldüğünde 10 yaşındaydım. Onun hikâyelerini annem Barbara ve dayım Lucas Watzenrode’dan dinleyerek büyüdüm. Dayım, babam öldükten sonra bana sahip çıktı ve bilimsel çalışmalarım sonucunda Dünya ve Güneş ile ilgili tespit ettiklerimi duysa, bana fena halde kızabilirdi. O, neredeyse tüm yaşamımı planlayan kişiydi. 

37
Paylaş
Feed image

Ocak ya da Şubat, tam olarak emin değilim... Ama Vezüv yanardağının kuzeydoğu yamacında bulunan küçük bir kasaba olan Nolano’da 1548 yılında doğduğumu biliyorum. Babam Giovanni Bruno profesyonel bir askermiş. Ben daha çok küçükken öldüğü için, hakkında annem Fraulissa Savolino’nun anlattıkları dışında pek bilgim yok. Adımı Filippo koymuşlar. 14 yaşındayken okumak için Napoli'ye gitmek üzere memleketim Nolano'dan ayrıldım. Napoli'deki San Dominik manastırında okurken Giordano adını aldığımda 17 yaşındaydım. 

Eğitim hayatımın başlamasından itibaren, sürekli farklı şehirlerde dolaştım durdum. Elbette bunda uslanmaz karakterimin ve tutamadığım dilimin de payı vardır. Ancak sizlere biraz 16. Yüzyıl Avrupa’sını anlatırsam eminim ki bana hak vereceksiniz. Amerika kıtası keşfedileli yaklaşık 50 yıl olmuştu ve sömürgeciliğin başlamasıyla birlikte gelişen ticaret, zenginleşmeyi de beraberinde getiriyordu. Yeni zenginler sınıfının etkisiyle krallıklar ve hanedanlar arasında süregiden bir güç mücadelesi vardı. Bu kargaşada, Hristiyanlığın egemen kurumu Papalık da taraflardan biriydi. Soykırımlar, savaşlar ve dini çekişmelerin hüküm sürdüğü, paylaşılamayan bir dünya! Örneğin, Calvinizm tarikatının rahiplerinin yönetimi altındaki Genf kentinde, bu şehre “Tanrı’nın Cenneti” adını vermişlerdi, daha ben doğmamışken dinsel kurallara aykırı davrandıkları için 58 bilim insanı ölümle cezalandırılmıştı. Ve aralarında kan dolaşımının yapısını incelediği için mahkûm edilen Dr. Servetus’ta vardı.  

55
Paylaş
Feed image

Ben Michael Faraday. İngiltere’de Güney Londra'nın bir parçası olan Surrey, Newington kırsalında 22 Eylül 1791’de doğdum. Babam demirciydi ve yıllarca kötü koşullarda çalışmaktan olsa gerek, sağlığı yerinde değildi. Çok sık hastalanıyor ve çalışamaz hale geliyordu. Annem ise taşrada büyümüş bir kadındı ve evlenmeden önce hizmetçilik yapmış, çocukları olduktan sonra ise işini bırakmıştı. Yoksulluk içinde, zor bir çocukluk geçiriyordum ama yine de şanslıydım. Dört çocuğunu da destekleyen, sevgi dolu, sakin ve bilge bir annem vardı. Kimi zaman yiyecek bile bulamadığımız oluyordu. Çocukken verilen bir somun ekmek ile bir hafta idare etmem öğütlendiğini hatırlıyorum.  

Dindar bir aileydik ve hayatımız boyunca bize manevi destek sağlayan Sandemanya adlı küçük bir Hristiyan tarikatının üyesiydik. Tarikatın öğretileri, üzerimizde güçlü etki bırakıyordu. Doğal ve sade bir yaşamı tercih ediyorduk. Zenginleşmek ve maddi kazançlar peşinde koşmak, cemaatimizce kabul gören davranışlar değildi. Eğitim almak ve bilimle uğraşmak, benim zamanımda varlıklı ailelerin sahip olduğu bir şeydi. Benim hikâyem bu gerçekliğe karşı akıl, merak ve tutkunun başarısı olarak kabul edilebilir. 

42
Paylaş