Evrim Ağacı Logo
Evrim Ağacı
Karanlığı bilimle fethet!
Feed image

Don, kaç veya savaş tepkisi (İng: "freeze-fight-or-flight response"), insan da dâhil bütün hayvan türlerinin, stres veya ölüm korkusu gibi var oluşu tehdit edebilecek tehlikeli bir durumla karşılaştığında verdiği otomatik bir fizyolojik ve psikolojik savunma tepkisidir.[1] Bu tepkiler zinciri, vücudumuzda tehlikeden kaçmamızı ya da onunla savaşmamızı kolaylaştıracak birtakım değişiklerin meydana gelmesini sağlar - ki bunları bu makalede daha yakından tanıyacağız.

Sizi kovalayan kocaman bir köpek olduğunu hayal edin. Köpekten kurtulmayı başarabilmeniz için vücudunuzun sonucunda daha hızlı kaçmanızı ya da köpekle savaşmanızı (fiziksel olarak dövüşmenizi) sağlayacak bir tepkiyi çabucak vermesi gerekir. Kaç veya Savaş Tepkisi, durumu anlık olarak değerlendirip, olabilecek en etkili kararı almanızı sağlayan tepkidir (veya tepkiler bütünüdür). Zira köpekle boğuşma veya ondan kaçma yönündeki tercihiniz, sizin hayatta kalıp kalmayacağınızı belirleyecektir.

Bionluk Logo yazarlarınca hazırlandı.
36
Paylaş
Volkanlardan Saçılan Küller, Yüzlerce Kilometre Uzaktaki Uçakları Düşürebilir!
Volkanlardan Saçılan Küller, Yüzlerce Kilometre Uzaktaki Uçakları Düşürebilir!

19 Şubat 2018'de yeniden aktif hale gelen Endonezya'nın Sinabung Yanardağı, yerden 7 kilometre yükseğe kadar küllerin saçılmasına neden oldu.[1] Bu patlama, havacılık endüstrisinde bir "kırmızı alarm"a neden oldu ve pilotlar, kül bulutundan uzak durmaları için uyarıldılar. Ama küçücük volkanik kül parçaları, koca bir uçağı düşürmeye yeter mi?

Kesinlikle! Aslına bakarsanız volkanik kül bulutu içindeki ezilmiş kayalar, gazlar ve küçük cam parçaları, uçağın dış yüzeyinin aşınmasına veya kumla kaplanmasına neden olabilir, motorların içinde eriyebilir ve hayati öneme sahip navigasyonel ve iletişimsel sistemleri yakabilir.[2] Bu nedenle Dünya çapında 9 farklı Volkanik Kül Tavsiye Merkezi bulunuyor ve bunlar, Sinabung Yanardağı gibi patlamalar sonrasında hava kontrol kulelerini ve pilotları risklere karşı uyarıyor. Volkanolog Janine Krippner, şöyle anlatıyor:

22
Paylaş
Etik Dışı 10 Psikoloji Deneyinin İncelemesi: Bilim Etiğinin Her İlkesi, Acı ve Çile ile Yazılmıştır!
Etik Dışı 10 Psikoloji Deneyinin İncelemesi: Bilim Etiğinin Her İlkesi, Acı ve Çile ile Yazılmıştır!

Bilimde etiğin değerlendirilmesi gerektiğinde sorulması gereken ilk sorular "Etik nedir?", "Bilim nedir?", ve "Bilim ve etik birbirleriyle nasıl ilintilidir?" olmalıdır.[1] Bu soruları cevaplamazdan önce, bilimin gelişimi ve kümülatif yapısının oluşumun sağlıklı olabilmesi için araştırmacıların göz önünde bulundurulması diğer paydaşlar tarafından dikkat edilmesi gereken gereken bazı noktalar vardır. Bu gelişim sürecinde rol alan tüm bireylerin payı olan çıktılara ulaşmada, geçilmesi gereken araştırma aşamalarının her birinde hassas davranmak gerekir. Bu nedenle bilimsel ve teknolojik gelişmelerin günümüzde toplum ve doğa üzerinde artan etkileriyle birlikte bilim insanlarına düşen toplumsal görevler ve etik sorumluluklar giderek artmadır.[2]

Etik ve bilim her zaman uyumlu çalışmasa da, araştırmacıların son yıllarda her ikisi için de uygun olan bir mekanizma arayışı içinde olduğu söylenebilir. Fakat yine de sosyal psikologlar (özellikle deneysel yöntemde) bilginin peşinde koşarken bazen katılımcıları şiddetli tecrübelere maruz bırakabilir ve insanların psikolojik güvenliklerini gözden kaçırabilir.[3] Bu davranışların 20. yüzyılda gerçekleştirilen araştırmalarda sıklıkla yapıldığı göze çarpmaktadır. Özellikle Soğuk Savaş döneminde, Amerika’nın yürüttüğü İnsan Genom Projesi (İng: "Human Genome Project") ile etik hassasiyet artmıştır.[1] Bu dönemler gibi, bilimin hızlı ilerlediği zamanlarda yapılan araştırmaların bazılarında vahşi ve insan onuruna aykırı deneyler olduğu görülmektedir.[4] Bu makalenin amacı ise, yapılan bu bazı araştırmaları etik açıdan incelemektir.

38
Paylaş
Geçmişten Günümüze Ötegezegen Keşfi: 2019 Nobel Ödülü'ne Layık Görülen Ötegezegen Keşfinin Tarihi ve Dönüm Noktaları
Geçmişten Günümüze Ötegezegen Keşfi: 2019 Nobel Ödülü'ne Layık Görülen Ötegezegen Keşfinin Tarihi ve Dönüm Noktaları

2019 yılı Nobel Fizik Ödülü, fiziksel kozmolojiye olan katkısından dolayı James Peebles ile, Güneş benzeri bir yıldızın yörüngesindeki ilk ötegezegeni keşiflerinden ötürü Michel Mayor ve Didier Queloz tarafından paylaşıldı. Bu yazının odak noktası, ödülün ikinci kısmı olan ötegezegen keşfi hakkında: 1995’te keşfedilen 51 Pegasi b ve bu keşiften öncesi...

Güneş Sistemi'miz dışındaki dünyaların varlığı, binlerce yıldır insanların merakını uyandırmıştır. Ancak bu merakın bilimsel yollarla giderilmesinin ilk adımı için, 1952 yılını beklememiz gerekti: Otto Struve, o dönemlerde çoklu yıldız sistemleri için kullanılan ve objelerin kütleçekimi sebebiyle radyal hızlarında oluşan değişimin ölçüldüğü bir yöntemin, gezegen keşfine de uygulanmasını öne sürmüştür. Ayrıca bir başka keşif yöntemi olarak gezegen tutulması dediği, günümüzde ise geçiş (İng: "transit") metodu olarak bilinen bir yöntemi de ileri sürmüştür (ötegezegen keşif yöntemleriyle ilgili daha fazla bilgiyi, buradaki yazımızdan alabilirsiniz). Yine aynı makalede, bu ölçümlerin yapılabilmesi için var olan ölçüm aletlerinin yeterince hassas olmadığını da belirtmiştir; gerçekten de bu alandaki ciddi araştırmalar, bundan anca otuz yıl sonra başlayabilmiştir.

24
Paylaş
Feed image

Hız sınırının aşılması, trafikte en çok yapılan ihlallerden biridir ve trafik kazalarının gerçekleşmesinde büyük bir etkisi vardır. ABD’de gerçekleşen ölümcül trafik kazalarının %30’una yüksek hızın sebep olduğu ve yalnızca 2012’de gerçekleşen 10 binin üzerindeki ölümün bununla ilişkili olduğu tahmin edilmektedir. Peki tüm bu tehlikenin farkında olmamıza rağmen hız yapmamızın arkasındaki sebepler neler? Neden hız yapmaktan haz duyuyoruz ve buna engel olamıyoruz?

Bu sorulara cevap bulabilmek için, belki de şu soruyu sormamızda yarar var: İnsanlık ne zaman hızdan haz duyar hale geldi? Birkaç yüz yıl önce atalarımızın ulaşabildiği en yüksek hız, bir atın hızıyla sınırlıydı. Otomobillerin hayatımıza girmesiyle birlikte herhangi bir yere ulaşmamız daha hızlı gerçekleşir oldu ve artık bu yeni normalimiz haline geldi. Bunun sonucu olarak algılarımız da hızla ilişkili olarak dönüştü diyebiliriz.

Bionluk Logo yazarlarınca hazırlandı.
39
Paylaş