Bir olay veya olgu, yazıya geçirildiği anda artık ölüdür ve o ana bağlı kalır. Artık onu, yazıya geçirildiği zamandan çekip çıkartmamız veya o anlatı üzerinde ekleme-çıkartma yapmamız imkansızdır. O artık bir taşa, kaplumbağa kabuğuna, papirüse ve/veya kağıda yazılmış ve mühürlenmiştir.
Ancak sözlü edebiyat ve bu edebiyatın ürünleri bunun tam tersi istikamette gitmektedir. Sözlü edebiyatın ürünleri, zamana bağımlı değildir. Aynı veya farklı kültürün insanları sözlü anlatılara (destan, mitoloji vs.) kendi zaman ve mekanına bağlı olarak eklemeler yapabilir veya beğenmediği tarafları bir kenara atabilir. Anlatı üzerindeki bu tarz oynamalar, onu zamana karşı canlı tutar. Artık o söylendiği zamanın ürünü değil, her zamanın ürünüdür. Söylendiği andan yüzyıllar geçse bile onu duyan insanlar onda kendisine dair bir şeyler bulur, söyler ve kendisinden sonrakilere aktarır, miras bırakır.