İçerikler - Sayfa 313
Kompleks yapı ve dinamik işlevleriyle proteinler; geometrinin kilit önem taşıdığı basit yapıtaşlarının eşsiz kombinasyonlarıyla çok sayıda biyolojik görevi yerine getirir. Neredeyse sınırsız olan düzenleme seçenekleri sayesinde ilgili işlevlere dönüşüm ve özel protein tasarımları yapılabilir.
Journal of Applied Physics'te yayınlanan bir çalışmada Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden Markus Buehler proteinleri daha iyi anlayabilmek için "transformatör" olarak adlandırılan dikkat sinir ağları ile grafik sinir ağlarını birleştirdi. Bu yaklaşım mevcut olan proteinlerle birlikte doğanın henüz tasarlamadığı proteinlerin yapısını da tahmin edebilmemiz için geometrik derin öğrenmeyle dil modellerinin güçlü yönlerini birleştiriyor. Buehler, bu konuda şunları söylüyor:
Türdiriltimi (İng:"De-extinction") kavramı, belki de bilim dünyasının görmüş olduğu en olağandışı ve ilginç kavramlardan biridir. Nesli tükenmiş canlıları, bir nevi yeniden hayata döndürme fikri, ilk duyulduğunda hem ilginç hem de neredeyse imkânsız gibi gelebilir. Ancak genel kanının aksine, bu fikrin gerçekleştirilebilirlik potansiyeli vardır ve hatta bazı başarılar elde edilmiştir. 2023 yılı itibariyle, türdiriltimi oldukça popüler bir araştırma alanı haline gelmiştir ve aldığı yatırımlar sayesinde de hızla gelişmektedir. Türdiriltimi, gelecekte ekosistem mühendisliğinden yapay rahim teknolojilerine kadar hayatımızın her alanını etkileyecek bir bilimsel araştırma sahası olma yolunda önemli adımlar atmaktadır.
Türdiriltimi, 21. Yüzyılda popüler hale gelen bir kavram olmasına rağmen, kökenleri çok daha eski zamanlara dayanmaktadır. Bu konseptin izleri, 1900'lerin başlarına ve hatta Nazi Almanya'sı dönemine kadar gitmektedir. Kulağa ütopik bir olgu gibi geldiği için birçok insan, türdiriltiminin gerçekleştirilebilir olup olmadığı sorusunu sormaktadır. Nitekim tarih boyunca çeşitli türdiriltim projeleri gerçekleştirilmiş; bazıları başarılı olmuş, bazıları ise başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Empati, Covid-19 salgını sonrasında davranışsal sağlık desteği eksikliği, yaygınlaşan tükenmişlik hissi ve ruhsal sağlık sorunu yaşayan 50 milyon Amerikalının olduğu bir dönemde, muhtemelen en değerli insan kaynaklarından biridir.[1][2]
Empati, sık sık birinin acısını anlamak ve o kişiye şefkat göstermekle ilgili bir kavram olan sempatiyle karıştırılsa da aslında kendini bir başkasının yerine koymakla ilgilidir. Bir başka deyişle empati; başka birisinin bakış açısını edinme, o kişinin deneyimsel gerçekliğini anlama ve bu gerçeği o kişiye tekrar iletme eylemidir. Bu eylem, yüksek miktarda zihinsel çaba ve toksik egodan arınmışlık gerektirir. Gerçek empati, kişinin kendi amaçlarından ve yargılarından bağımsızdır. Hassasiyet ve kabulleniş ile sunulduğunda empati, karşı tarafın belki de hayatlarında ilk kez kendisini gerçekten anlaşılmış hissetmesine yardımcı olur.
Davranışlarımızın nasıl oluştuğu sorusuna cevap vermek, daha az gerçekleşmesini istediğimiz davranışlarımızı değiştirmemiz için bir adım olma şansına sahiptir. Bu davranışların değişmesi ise bireylere, topluluklara ve çevremize yardımcı olabilir. Ancak davranışlarımız genelde düşünmeden yaptığımız, kafamızın içine yerleşen ve alışkanlık haline getirdiğimiz şeylerdir. Bu da davranışlarımızı değiştirmenin önünde büyük bir engeldir. Davranışlarımızı değiştirmekte etkili bir hamlede bulunmak istiyorsak, davranış değişikliği modellerini anlamak etkili bir yaklaşım olacaktır. Bu makale bu konuda önde gelen teorileri, ilgi çekici çalışmaları ve basit teknikleri açıklayarak davranışlarınızı değiştirmekte yardımcı olmayı hedeflemektedir.
Davranışsal değişim uzun vadede alışkanlık ve davranışları değiştirmekle alakalı bir terimdir. Sağlıkla ilgili davranışlara odaklanan araştırmaların çoğunluğu, küçük değişikliklerin büyük değişikliklere öncülük ettiğini göstermektedir. Bu değişikliklerin başkalarının sağlığı üzerinde de zincirleme etkileri olabilir. Bahsedilen davranış değişikliklerinden bazıları şunlardır:
Portekiz'den Transilvanya'ya kadar uzanan bir Alman-Avusturya hükümdar ailesi olan Habsburgların soy ağacı oldukça karışıktır. Pek çok kraliyet ailesi gibi Habsburglar da güçlerini pekiştirmek için stratejik evlilikler yapmış, bu evlilikleri genellikle yakın akrabalarıyla gerçekleştirmişlerdir.
Ancak hanedanın kıyafetleri ışıltılı ve sarayları görkemli olsa da kraliyet mensuplarının kendileri göze pek de hoş görünmüyordu: Nesilden nesle Habsburg hükümdarları keskin çıkık çenelere, şişkin alt dudaklara ve uzun burunlara sahipti. Annals of Human Biology dergisinde yayınlanan yeni bir analiz, bu dikkat çekici "Habsburg çenesinin" büyük olasılıkla akraba evliliğinden kaynaklandığını ortaya koyuyor.
/old/content_media/5c76b9da52901790be5b0c887e63a0e4.jpg)
/old/content_media/836298666712af5aca82a7031003357d.jpg)
/old/content_media/aefa78767eb2dafb710c9a851c71f359.jpg)
/old/content_media/d9bf9d7cfcfddcf1b0609cbaa1c32ed6.jpeg)
/old/content_media/357074d28dac562d9a92d4f3d51e1475.jpg)