İçerikler - Sayfa 310
Mukus, çeşitli hayvanlar tarafından salgılanan ve hayatta kalma açısından kritik işlevlere sahip yapışkan, kaygan ve sümüksü bir maddedir. Yiyeceklerin sindirim sistemi boyunca geçişini kolaylaştırmaktan sümüklü böceklerin hareket etmesine yardımcı olmaya kadar biyolojik dünyada çeşitli roller üstlenir.[1] İlginç bir şekilde, mukus aynı zamanda tıbbi düşünceyi 19. yüzyılın ortalarına kadar hüküm süren "Humourism" adlı erken Batı fizyolojik teorisindeki dört vücut sıvısından biri olarak tarihsel bir öneme sahiptir.[2] Bugün Humourism terk edilmiş olmasına rağmen mukus, gerek hayati işlevleri gerekse kanser gibi hastalıklarla olan bağlantısı nedeniyle modern tıpta hâlâ önemlidir. Bu bağlantıyı anlamak için, mukusun ne olduğunu ve nereden geldiğini incelemek gerekir.
Mukus, insanlarda öncelikle bu iş için özelleşmiş epitel hücreler olan goblet hücreleri tarafından üretilir ve mukozal epitel altında bulunan bağ dokusundaki submukozal bez hücreleri tarafından da üretimi desteklenir. Salgılanan mukusun yaklaşık %95'i sudan oluşurken, geriye kalan %5 musinler, tuzlar, lipitler, DNA, ölmüş veya ölmekte olan hücreler, antimikrobiyaller ve immünoglobulinleri (inflamasyon sırasında) içerir.[3] İnflamasyon sırasında mukusun yeşil veya sarı renk alması, özellikle nötrofillerden oluşan lökositlerin varlığından kaynaklanır.[4] İmmünoglobulinler, inflamasyon sırasında bağışıklık tepkisinin bir parçası olarak mukusta çokça bulunsa da yapışkanlık gibi işlevsel özellikleri mukusa sağlayan bileşenler aslen musin glikoproteinleridir.[3]
Yeni klinik deney verileri, bir antiviral ilaç olan ensitrelvir'in COVID-19'un neden olduğu koku ve tat kaybı semptomlarının süresini kısalttığını gösterdi. İlaç, bu semptomları hafifleten ilk ilaçlar arasında yer alıyor ve diğer COVID-19 tedavilerinin aksine, sadece ağır hastalık riski yüksek olan kişilere yönelik değil.
Pandemi döneminin başlarında, COVID-19 yaşayan kişilerin yaklaşık %40 ila %50 kadarı koku ve/veya tat alma duyularında kayıp yaşamıştır.[1] Antiviral bir ilaç olan molnupiravir bu duyuların iyileşmesini hızlandırmaya yardımcı olmaktadır.[2] Ancak, genellikle sadece hastalık riski açısından en savunmasız kişiler bu ilacı alabilmektedir.
Sosyal davranış, bireyler arasında meydana gelen etkileşimleri karakterize eder. Her tür, hayatta kalabilmek ve başarılı bir şekilde neslinin devamlılığını sağlayabilmek adına sosyal davranışlarda bulunur. Böylece hayvan türleri arasında geniş bir etkileşim yelpazesi oluşur. Sosyal davranışlar değişikliklere göre uyarlanabilir ve düzenlenebilir ki neslin devamlılığı doğrultusundaki riskler minimize edilir ve hayatta kalabilme olasılıkları artırılır.[1]
Yalnız antiloplarla dolu bir ortamda aslanların av yakalama oranları oldukça yüksektir fakat bir araya gelen antilop süresindeki bireylerin avlanılma olasılığı oldukça düşüktür. Sosyal davranış örneklerinden biri olan sürü halinde gezme, bir antilobun hayatta kalma olasılığını sürüdeki birey sayısı ile doğru orantılı olarak artırır. Tek olan bir antilobun aslanların hedefi olma olasılığı %100 iken 100 kişilik bir sürüdeki antilobun %1, 1000 kişilik bir sürüde ise %0.1'dir.[1]
Astronom Carl Sagan, orijinal Cosmos televizyon dizisinin yazarlığı ve sunuculuğuyla tanınan büyük bir bilim iletişimcisiydi. Aynı zamanda üretken bir yazar olan Sagan, 1995 yılında Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı adlı kitabını yayınlamıştır. Bu kitapta maneviyattan uzaylılar tarafından kaçırılma olaylarının çürütülmesine kadar çeşitli konulara değinen Sagan, aslen bu eserinde bilimin kendisi ve bilimsel yöntem için tutkulu bir argüman sunmaya çalışmıştır.
Kitaptan bir alıntı, ABD başta olmak üzere birçok ülkenin günümüzde düştüğü hâli ürkütücü bir şekilde öngörüyor. Sagan genel olarak iyimserlik yansıtsa da, bu alıntı çok fazla bölünme, karışıklık, otoriteye güvensizlik ve sahip olanlar ile olmayanlar arasında büyüyen bir uçurum ile oldukça distopik bir toplumu tanımlıyor. Sagan, kitabında şöyle yazıyor:
Prader-Willi Sendromu; metabolik, endokrin, nörolojik sistemler üzerinde sayısız etkileri olan, davranışsal ve zihinsel zorluklarla seyreden nadir ve karmaşık bir genetik hastalıktır. Prader-Willi Sendromu temel olarak yaşamın ilk yıllarında beslenme güçlükleri ve hipotoni ile karakterizedir. Sendromdan etkilenen birçok hasta büyüme hormonu eksikliği nedeniyle boy kısalığı gösterir.
Bu bireyler aynı zamanda hipotalamik disfonksiyona sahiptir ve bu da hipogonadizm, hipotiroidizm, merkezi adrenalin yetmezlik ve düşük kemik mineral yoğunluğu gibi çeşitli endokrinopatilere yol açar. Bu nedenle bu hastaların yaşamları boyunca bir endokrinolog tarafından yakından takip edilmesi gerekir.
/old/content_media/55509ec695561accbe101dcfaf039fda.jpg)
/old/content_media/20a2212f347e384f674f9db447d28507.jpg)
/old/content_media/PQEiVbWLaSUpxJ9n9QUNJkSaR76yhyNg.jpeg)
/old/content_media/7a245470d7ddaf1c25c18d99d90ba782.jpg)
/old/content_media/1ca26cb1081d4d9b76f78171a22abe87.jpg)