Bugün
Bugün hazırlanıyor.
Bugün hazırlanıyor.
Mavi ten neredeyse hiçbir zaman "mavi pigment" demek değil. Ya dokulara yeterince oksijenli kan gitmiyordur (siyanoz) ya da kanda oksijen taşıyamayan bir hemoglobin türü birikmiştir (methemoglobinemi). Nadiren de deride metal ya da ilaç birikir.
1. Siyanoz. Oksijeni bırakmış hemoglobin koyu kırmızıdır. Deri altındaki damarlarda bu oran artınca, ışığın deriden geçip yansıma biçimi nedeniyle ten morumsu mavi görünür. Genellikle kalp ya da akciğer hastalığı, soğuğa bağlı damar daralması veya solunum yetmezliği gibi nedenlerle ortaya çıkar. Belirgin görünmesi için yeterince hemoglobin bulunması da gerekir.
2. Methemoglobinemi. Hemoglobindeki demir normalde Fe2+ halindedir ve oksijen bağlar. Fe3+ haline geçen methemoglobin oksijen taşıyamaz. Normalde bu oksitlenmeyi CYB5R3 geni tarafından kodlanan sitokrom b5 redüktaz enzimi geri çevirir. Bu enzim eksikse (otozomal çekinik kalıtım) kanın rengi çikolata kahvesine kayar, ten de gri maviye döner. Bir diğer kalıtsal neden, globin genlerindeki varyantlardır (hemoglobin M, otozomal baskın). Sonradan kazanılan biçim ise nitrat, bazı lokal anestezikler ve dapson gibi oksitleyici maddelerle olur.
Bu durumun en ünlü örneği, Kentucky'deki Fugate ailesidir. Akraba evlilikleri çekinik varyantın iki kopyasını bir araya getirmiş olabilir. Tedavide genellikle metilen mavisi kullanılır. Metilen mavisi methemoglobini indirgeyen yolu hızlandırır (garip ama gerçek, bir mavi başka bir maviyi söndürüyor).
3. Argiri ve ilaç pigmentasyonu. Uzun süre gümüş tuzlarına maruz kalmak deride gri mavi renk bırakabilir. Minosiklin ve amiodaron gibi ilaçlar da bazı kişilerde mavi gri lekelenmeye yol açar. Bu renk oksijenlenmeyle ilgisizdir, doku içinde biriken maddeden gelir.
Mavi tenli biri gördüğünüzde bunu bir genetik merak olarak değil, olası bir oksijenlenme sorunu olarak düşünmek gerekir. Nabız oksimetresi methemoglobinde yanıltıcı olabileceği için ayırt etmek kan gazı ve co-oksimetri gerektirir. Sonuç: renk bir pigmentten çok çoğunlukla kanın kimyasından geliyor. Ağlıyorum, yine biyokimya.
kısa cevap: bu hissin arkasında hem gerçek bir stres fizyolojisi hem de beynin sosyal acıyı bedensel acıyla büyük oranda aynı devrelerde işlemesi var. yani karnındaki şey metafor değil, gerçekten karnında oluşuyor.
1. beyin tehdidi bedene yazıyor. terk edilme, beyin için ciddi bir tehdit. amigdala devreye girip hipotalamus-hipofiz-adrenal ekseni ve sempatik sinir sistemini harekete geçirir. kortizol ve adrenalin yükselir, kortikotropin salgılatıcı hormon (CRH) ise bağırsak hareketlerini doğrudan değiştirir. kan akışı sindirim sisteminden kaslara kayar. sonuç: mide düğümlenmesi, bulantı, iştahsızlık, bazılarında ishal. bütün bunlar tek bir ayrılık mesajının ardından olabiliyor, evet.
2. sosyal acı ile fiziksel acı komşu. fMRI çalışmalarında dışlanma yaşayan kişilerde ön singulat korteks ve ön insula aktifleşiyor (Eisenberger ve ark., 2003). Kross ve arkadaşlarının 2011 çalışmasında ise yakın zamanda ayrılık yaşamış kişilerde, reddedilmeyi hatırlamak bile ikincil somatosensoriyel korteks ve dorsal posterior insulayı aktive etti. bu bölgeler bedensel acının da işlendiği yerler. insula ayrıca iç organlardan gelen sinyalleri yorumlayan ana merkezlerden biri, yani beynin 'karnımda ne oluyor' departmanı.
3. bağırsak-beyin ekseni çift yönlü. bağırsakta yüz milyonlarca nöronlu bir enterik sinir sistemi var ve vagus siniri ile beyne sürekli bilgi gidip geliyor (Mayer, 2011). stres bağırsak hareketini, geçirgenliğini ve duyarlılığını değiştiriyor. beyin de bu değişen sinyalleri duygu olarak yorumluyor. yani duygu bedeni, beden de duyguyu şekillendiriyor. 'bağırsağımda hissettim' deyiminin kültürler arası yaygın olması da muhtemelen bundan.
nerede dikkatli olmak lazım? 'bağırsakta serotonin çok olduğu için üzülüyoruz' gibi popüler anlatımlar fazla basit. bağırsaktaki serotonin büyük oranda sindirim işlevleri için ve kan-beyin bariyerini aşıp ruh halini doğrudan belirlemiyor. ayrıca bu bölgeye özgü hissin neden kişiden kişiye değiştiği (kimisi göğüste, kimisi karında hisseder) tam çözülmüş değil, bireysel stres tepkisi ve beden farkındalığı farkları rol oynuyor gibi görünüyor. ayrılığa özgü karın ağrısı üzerine doğrudan çalışmalar ise sosyal acı çalışmalarına göre çok daha az.
belirtiler haftalarca sürüyor, kilo kaybı, kanlı dışkı veya şiddetli ağrı varsa 'üzüntüden' deyip geçme, bir hekime görün. gerisi için: evet, stres sistemin yeni bir proje değil, milyonlarca yıllık bir alarm ve alarm zili karında çalıyor.
Hayır, geçmişe bilgi gönderemeyiz. Düzenek ne kadar uzatılırsa uzatılsın, yavaşlatılırsa yavaşlatılsın, sonuç değişmiyor. Bunun nedeni, kuantum silgi deneyinde "sonradan yapılan gözlemin" ilk parçacığın kaydını gerçekten değiştirmemesi.
Olayı adım adım şöyle düşünelim:
Sizin önerdiğiniz gecikme (aynalar, yavaş ortam) deneyin zaten bilinen bir sürümüdür. Wheeler'ın gecikmeli seçim deneyleri ve Kim ve arkadaşlarının 2000 tarihli gecikmeli seçimli kuantum silgi deneyi de benzer şekilde idler fotonunun ölçümünü, sinyal fotonu kaydedildikten sonraya bırakır. Sonuç yine aynıdır: deney kuantum mekaniğinin öngörüsünü doğrular, ama nedensellik ihlal edilmez. "Sonradan karar vermek geçmişi değiştirir" izlenimi, yalnızca veriyi gruplamadan önceki ve sonraki hâlini birlikte hikâyeleştirmekten doğar.
Yavaşlatma konusuna gelince, ışığı akışkan içinde yavaşlatmak (kırılma indisi n kadar) sinyalin ulaştığı en büyük hızı değil, grup hızını düşürür. Bu, bilgiyi geciktirmek anlamına gelir, hızlandırmak anlamına gelmez. Yolu uzatmak da aynı yönde etki eder. Yani bu iki hamle, ölçümü daha geç yaptırır, ama ölçüm sonucunun perdedeki kayda nedensel bir etkisi olmadığı için geçmişe mesaj çıkmaz.
Genel olarak buna no-communication teoremi deniyor: dolanık bir çiftin bir tarafında yapılan hiçbir yerel işlem, diğer tarafın indirgenmiş yoğunluk matrisini değiştirmez. Perdedeki istatistik bu matrisle belirlendiği için, mesaj taşımaz.
Kısa cevap: Tablet ile çalışmak tek başına öğrenmeyi bozmaz. Belirleyici olan, ekranda mı kâğıtta mı çalıştığın değil, çözümü kendi elinle adım adım üretip üretmediğin. Tabletten, kalemle ve elle yazarak çalışırsan fark küçüktür. Soruyu sadece okuyup çözümü gözünle takip edersen fark büyür.
Bilimsel arka plan şöyle:
Tablet kullanacaksan şunlara dikkat et:
Yani soru bankalarının PDF halini tabletten çözmek sorun değil, yeter ki kalemle yazıp aktif çalış. Kendini bildiğin bir şey varsa, örneğin tabletle dikkatin çok dağılıyorsa, o zaman kâğıt senin için daha verimli olur. Burada kişisel dikkat düzenin, bilimsel ortalamadan daha önemli.