İçerikler - Sayfa 717
Küriyum, "Cm" sembolü ve atom numarası 96 olan radyoaktif bir elementtir. Adını, radyoaktivite araştırmalarıyla tanınan Marie ve Pierre Curie'den almıştır. Küriyum, ilk kez Temmuz 1944'te Kaliforniya Üniversitesi'nde çalışmalar yapan Amerikalı kimyager Glenn T. Seaborg tarafından keşfedilmiştir. Seaborg'un yaptığı bu keşif Kasım 1947'de halka duyurulmuştur.
Küriyum, bir aktinit için yüksek erime noktasına (1345°C) sahiptir. Standart koşullarda sert, yoğun, gümüşe yakın renkli bir metaldir. Bulunduğu sıcaklığa göre değişken manyetik özellikler sergiler. Standart koşullarda paramanyetik iken, soğuduğunda antiferromanyetik hale gelir. Bileşiklerde, küriyumun +3 ve +4 değerlik aldığı bilinmektedir. Çok kolay oksitlenebilen küriyum, organik bileşiklerle güçlü flüoresan kompleksler oluşturur, ancak bakteri ve arkelerde bileşik oluşturduğuna dair bir kanıt bulunamamıştır. Küriyum insan vücuduna girdiğinde, kemiklerde, akciğerlerde ve karaciğerde birikerek kansere sebep olmaktadır.
İnsanlık tarihi boyunca belirli ihtiyaçlar doğrultusunda sayı sistemleri icat edilmiş veya keşfedilmiştir. Belirli insan toplulukları, bu ihtiyaçlar çerçevesinde, kendi medeniyetlerine özgü sayı sistemleri geliştirmişlerdir. Bu sayı sistemlerinin oluşumunda yatan temel faktörlerden birisi, sistemlerin "taban bazlı" olmasıdır. Roma sayıları ve Arap sayıları gibi sayı sistemlerinde farklı tabanlar kullanılmıştır. Örneğin günümüzde kullandığımız onluk tabanda sayma sistemine dayanırken, Babiller altmışlık tabanda bir sayma sistemi kullanmışlardır; Mayalar ise yirmilik tabanda bir sayma sistemi geliştirmişlerdir. Bu sayı sistemleri oldukça eskidir ve birçoğu artık terk edilmiştir; ancak İnyupikler tarafından bulunan yirmilik tabanlı sayma sistemine dayanan kakvotik sayı sistemi diğer sayı sistemlerine göre çok yenidir. Bu nedenle bu ilginç sayı sistemi, incelemeye değerdir.
İnyupikler, ABD'nin kuzeyinde yer alan Alaska bölgesinde yaşayan Eskimo toplumlarıdır (bu farklı terimlerle ilgili olarak buradaki yazımızı okuyabilirsiniz). Genel olarak belirli bölgede yoğunlaşmış olsalar da, kendi içlerinde bazı farklı toplulukları aşağıdaki görselden inceleyebilirsiniz. Bu toplulukların konuştuğu dil inupiaq dili olarak bilinmektedir. Bu dil, fonetik yapısı gereği onluk tabanlı sayma sistemine pek uygun değildir. Öyle ki bu sorun, okullarda belirgin hale gelmeye başlamıştır ve bu soruna kalıcı çözüm arayan İnyupikler, yaklaşık 25 yıl kadar kısa bir geçmişe sahip olan kakvotik sayı sistemini icat ettiler. Peki bu sayı sisteminin işleyişi nasıldır?
Evrilebilirlik (ya da evrimleşebilirlik), en basit tanımıyla doğal seçilimin etkili olduğu bir evrim sistemi içerisinde, bir canlının kalıtsal fenotipik varyasyonlar geliştirme kapasitesidir. Daha detaylı açıklamak gerekirse evrilebilirlik; tür içerisindeki bir popülasyonun genetik çeşitlilik oluşturma yeteneğinden öte, doğal seçilimin etkili olduğu bir evrim sistemi içinde uyumsal yani adaptasyon sağlayan genetik çeşitlilik oluşturma yeteneğidir. Burada uyumsal veya adaptasyon sağlayan genetik çeşitlilik oluşturma yeteneğinden kasıt, popülasyonun yararına olacak çeşitliliğin kazanılmasıdır
Aynı zamanda evrilebilirlik; evrimsel sürece hücre biyolojisi, gelişim biyolojisi ve moleküler biyoloji gözünden modern bir bakış olarak da düşünülebilir. Darwin’in evrim teorisinin de yansıttığı gibi evrim; oldukça başarılı işleyen, bir o kadar da yaratıcı ve doğal ilkelerin ürünü olan bir süreçtir. Evrim kuramının tam olarak anlaşılması ve eksikliklerinin giderilebilmesi için evrilebilirlik kelimesinin de doğru bir şekilde anlaşılması gerekir. Bunun için öncelikli olarak Darwin’in evrim teorisi fikrine biraz daha yakından göz atalım.
Yapay zeka dünyasında, GPT-3 olarak bilinen bir teknoloji, 2020 yılında büyük bir heyecana neden olmuştu. Basitçe söylemek gerekirse; OpenAI tarafından geliştirilen GPT-3, insan veya makine dili gibi bir dil yapısına sahip içerikler oluşturmada kendinden önce gelen her modelden daha iyi olan bir yapay zeka modelidir. Ancak tam olarak ne yaptığı (ve aslında yapmadığı) konusunda bazı karışıklıklar var. Bundan dolayı bu yazımızda, arkasındaki temel ilkeleri anlamak isteyen, teknik bilgisi olmayan okuyucular için konuyu basit bir şekilde ele alacağız.
İlk olarak, GPT-3, Üretken Önceden Eğitilmiş Transformatör 3 ("Generative Pre-trained Transformer 3") isminin kısaltılmış halini ifade eder. Adından da anlaşılacağı üzere, GPT-3, önceden eğitilmiş algoritmaları kullanarak metin oluşturabilen, OpenAI tarafından modelin piyasaya sürülmüş 3. versiyonudur.
Yapılan araştırmalara göre COVID-19 virüsüne karşı bağışıklık kazanmak en az 6 ay sürüyor. Hatta 5 Kasım 2020 tarihinde BioRxiv’de yayınlanan bir ön baskıda, bağışıklık kazanmanın çok daha uzun sürebileceğinden bahsedildi.[1] Bu ön baskı, sonradan Nature dergisinde yayınlanarak bilimsel literatüre kazandırıldı.[2]
COVID-19 atlatan 87 kişi arasında yapılan araştırmada, SARS-CoV-2’ye karşı kazanılan antikorların 6 ay sonra bile kişilerde hâlâ tespit edilebilir durumda olmasına rağmen, ilk aya göre azaldığı görüldü. Bu hastalardan altısının örnekleri daha detaylı incelendiğinde, enfeksiyondan 6 ay sonra vücutta bulunan antikorların, enfeksiyondan yaklaşık 1 ay sonra vücutta bulunanlara göre virüsü nötralize etmede daha başarılı olduğu görüldü. Ayrıca daha güçlü antikorlar oluşturan hafıza hücrelerinin sayısının zamanla değişmediği de saptandı. Ekibi New York'ta pandeminin ilk günlerinden beri COVID-19 hastalarında antikor tepkilerini izleyip kaydeden, Zanvil A. Cohn ve Ralph M. Steinman Profesörü ve aynı zamanda Rockefeller Üniversitesi Moleküler İmmünoloji Labaratuvarı başkanı olan Michel C. Nussenzweig şöyle dedi:
/old/content_media/6fcedbd7d9433b4d470744ad49ebcab9.jpg)
/old/content_media/b6c723955b1cafb07c521627b8055f28.jpg)
/old/content_media/bb9eac1f52de4abf4c135a614c65b859.jpg)
/old/content_media/a76cd1ed5c700f27e911b258a5bcb164.jpg)
/old/content_media/7a183e175b2140681020370f2c74de3f.jpg)