İster beslenme, ister eğlence, gelenekler, bilimsel araştırmalar ya da vahşi yaşam işletmeleri için olsun, insanın diğer türlerle etkileşimleri sayısızdır, komplekstir ve ta insanın kökenlerine kadar gider. Bu etkileşimler, çoğu zaman sadece faydacı bir amaca dönük değildir. Hayvan refahı ve doğanın korunması tartışmalarında devamlı su yüzüne çıkan ve hatta kimi zaman radikal eylemlere yol açan, farklı yönlere dönük ve karmaşık duygular içeren bir doğaya sahiptir.[2][3]
Aynı gezegende, Dünya'da, evrimleşen milyonlarca organizmanın hepsi, insan türüne eşit düzeyde etki etmezler. Bu eşitsizlik öyle belirgindir ki, -olabildiğince objektif olması gereken- biyolojik çeşitlilik ve doğayı koruma araştırmaları bile, türlere karşı toplumsal genel yargılarından etkilenir.[4][5] Bu toplumsal genel yargılar hakkında birçok faktör öne çıkar: estetik, vücut ölçütü, savunmasızlık hissi...[6][7][8][9] Ne var ki, bir türe yönelik duygusal kavramalarımızın, o türün insan morfolojisini yansıtma (insan özelliklerinin, duygularının veya niyetlerinin insan olmayan varlıklara atfedilmesi) oranıyla direkt ilişkisi göze çarpar: Bize fiziksel, davranışsal veya bilişsel benzerlikler gösteren türlere karşı daha pozitif tepkiler uyandırırız. Empatik tepkilerimizin, omurgalı sınıflar arasında arasında, bize en yakın olanlara karşı ise çok yüksek olduğunu görüyoruz.[10][11][12]