İçerikler - Sayfa 672

Evrim Ağacı Logo
Evrim Ağacı
Karanlığı bilimle fethet!
Sentetik Et ve Beslenmenin Geleceği: Yapay Et Teknolojisi, Etik ve Sürdürülebilir Bir Şekilde Gerçek Etin Yerini Alabilir mi?
MakaleSentetik Et ve Beslenmenin Geleceği: Yapay Et Teknolojisi, Etik ve Sürdürülebilir Bir Şekilde Gerçek Etin Yerini Alabilir mi?

Sentetik et (veya diğer isimleriyle "kültürlenmiş et", "temiz et" veya "in vitro et"), biyomühendislik teknolojileri kullanılarak, laboratuvar şartlarında üretilen etlere verilen bir isimdir. 2013 yılında Maastricht Üniversitesi profesörlerinden Mark Post tarafından ilk defa sentetik et ile üretilen hamburgerin ilan edilmesinden beri, bu sahaya olan ilgi giderek artıyor. 2019 yılında yapılan bir tahmine göre küresel sentetik et piyasası, 2022 yılında 16.3 milyon dolara ulaşacak; 2027 yılında ise 19.8 milyon dolarlık hacme erişecek.[1] 2020 yılında yapılan bir diğer tahmine göreyse sektör, 2020 yılında çoktan 206 milyon dolarlık bir endüstri haline geldi ve 2025 yılında bu sayının 572 milyon dolara ulaşması bekleniyor.[2]

Görebileceğiniz gibi saha, tahminlerin çok ötesinde bir hız ile büyüyor gibi gözüküyor. Belki siz de laboratuvarda üretilen yapay etleri duymuş; ancak pek üzerinde durmamışsınızdır çünkü sentetik et endüstrisi halen birçoklarınca "aktif bir sektör" olarak görülmüyor. Oysaki an itibariyle bu konu üzerinde çalışan en az 38 girişim var; üstelik bunlardan bir tanesi Türkiye'den! Yani bu alandaki yarışın çoktan kızıştığını söylemek mümkün.[3] Bu kızışmanın bir sonucu olarak, daha önceden detaylarını anlattığımız gibi, sentetik et üretimi akıl almaz bir hızla ucuzluyor. Dolayısıyla sentetik et teknolojisinin ne olduğunu anlamanın ve ne yöne doğru evrimleştiğini incelemenin tam zamanı!

51
Paylaş
COVID-19 Aşısı Olduktan Sonra Dikkat Edilmesi Gerekenler Neler? Aşıdan Sonra Maske Kullanımı ve Sosyal Mesafe Sonlandırılabilir mi?
MakaleCOVID-19 Aşısı Olduktan Sonra Dikkat Edilmesi Gerekenler Neler? Aşıdan Sonra Maske Kullanımı ve Sosyal Mesafe Sonlandırılabilir mi?

COVID-19 aşıları Dünya genelinde hızla uygulanmaya devam ediyor ve sahadan gelen veriler, akademik çalışmaların gösterdiği üzere, aşıların salgınla mücadelede çok etkili araçlar olduğunu doğruluyor. Buna bağlı olarak, aşıyı olanların neler yapıp, neler yapamayacakları konusu da gündeme gelmeye başladı: Aşı olanlar maskeleri çıkarabilecek mi? Sosyal mesafelendirmeye devam etmeleri gerekiyor mu? Amerikan Hastalık Kontrol ve Önlem Merkezi (CDC), nihayet bu konudaki yönergesini duyurdu.

Bu yönergeye göre, tek dozluk aşıları olanlar veya iki dozluk aşılarının 2. dozunu olan kişiler, aşılanmalarından itibaren (iki dozluk aşılarda 2. dozdan itibaren) 14 gün geçtikten sonra "tam aşılanmış" veya "tam koruma altında" sayılıyorlar. Yönergeye göre, tam koruma altında olan kişiler, artık şunları yapabiliyor:

26
Paylaş
SARS-CoV-2 Artık Çok Daha Hızlı Evrimleşiyor ve Bu, Salgınla İlgili En Büyük Problem: Virüs, İnsan Toplumunda Kalıcı Hale Gelebilir!
MakaleSARS-CoV-2 Artık Çok Daha Hızlı Evrimleşiyor ve Bu, Salgınla İlgili En Büyük Problem: Virüs, İnsan Toplumunda Kalıcı Hale Gelebilir!

2020 yılının neredeyse tamamında, COVID-19 hastalığının etmen faktörü SARS-CoV-2 isimli virüsün evriminde dikkate değer hiçbir şey yoktu. Diğer koronavirüs türleri gibi, kısmen yavaş evrimleşen bir virüs olarak seyrediyordu; Nextstrain gibi sitelerde coğrafyaya bağlı olarak virüsün çeşitlendiğini görüyor olsak da, bunun hızı oldukça düşüktü ve dikkate değer değildi. Bu nedenle virüse tek seferde, güçlü bir aşı mücadelesi verirsek, onu tıpkı çiçek hastalığı gibi (veya aşısız bir şekilde çözülen SARS ve MERS kuzenleri gibi), kökünden alt etmemiz olası gözüküyordu.

2020'nin sonundan itibaren, her şey değişti. Salgını yeterince hızlı durduramadık; bir avuç ülke haricinde hiçbir ülke salgınla mücadelenin gereksinimlerini yerine getirmedi. Buna bağlı olarak virüs, on milyonlarca, hatta tespit edilemeyen vakaları da sayarsak belki yüz milyonlarca kişiye bulaştı. Bu kişilerin farklı savunma tepkileri dolayısıyla, virüs üzerindeki seçilim baskısı çeşitliliği de arttı. Artık SARS-CoV-2, ürkütücü bir hızla evrimleşiyor ve bu sorunla yüzleşme vaktimiz geldi. Eğer böyle giderse, COVID-19 da tıpkı grip gibi; ancak ondan belki de kat kat ölümcül bir virüs olarak hayatlarımızda kalıcı bir hâl alabilir. Virüsün bir noktadan sonra evrim hızının artacağını öngören evrimsel biyolog Jesse Bloom, şöyle diyor:

33
Paylaş
Alzheimer Amiloid-Beta Plaklarını Çözen Nanopartiküller Geliştirildi!
MakaleAlzheimer Amiloid-Beta Plaklarını Çözen Nanopartiküller Geliştirildi!

Çağın en yaygın nörodejeneretif hastalıklarından biri olan Alzheimer hastalığı; birçok hücresel, moleküler ve genetik faktöre bağlı olarak veya hâli hazırda var olan bir nörolojik bozukluğun tetiklemesiyle ortaya çıkar. Yaşla birlikte insan beyni küçülmeye (atrofi) uğrasa da, Alzheimer ve diğer demans türleri gibi nörodejeneretif hastalıklarla birlikte gelen ciddi nöron kaybı sonucu beyin atrofisi daha belirgin görünür ve oluşturduğu etkiler daha yoğundur.

Geçmişte yapılan farmakolojik çalışmalarda Alzheimer gibi hastalıkların tedavisi tam olarak anlaşılamasa bile, bilim ve teknolojinin gelişmesiyle bu tip nörodejeneretif hastalıkların tedavi yolları yavaş yavaş aydınlanıyor. Kaliforniya Üniversitesi'nden bilim insanları, Alzheimer hastalığının tedavisinde ümit vadeden çalışmalarını yayımladılar. Bu çalışmalarında, nöronlar arası biriken amiloid-beta plaklarını çözen kase şeklinde bir nanopartikülü (İng: "nanobowl") tanıttılar. Bu nanopartikülle birlikte Alzheimer hastalığının tedavisi mümkün olabilir mi?

25
Paylaş
İnsan Türü, Diğer Primatlara Göre Metabolik Açıdan Suyu Neden Daha Verimli Kullanıyor?
Makaleİnsan Türü, Diğer Primatlara Göre Metabolik Açıdan Suyu Neden Daha Verimli Kullanıyor?

"Bilge insan" olarak da bilinen türümüzün (Homo sapiens) beyni, vücudumuza oranla çok büyüktür; yaklaşık bir sayı vermemiz gerekirse, hayvanlar aleminin geneline bakıp da gördüğümüz ortalama beyin:vücut oranından yola çıkarak türümüzden beklenenden ortalamada 7.5 kat büyüktür![1] Bu devasa beynimiz, duyu organlarından ve vücudun içinden gelen verileri işleyip, anlamlı sonuçlar üretebilmek için inanılmaz yüksek miktarda enerji tüketir; öyle ki, beynimiz vücudumuzun sadece %2'sini oluştururken, enerji sarfiyatımızın %20'sinden tek başına sorumludur.[2] Yani anlayacağınız beynimiz, yakın akrabamız olan türlerden çok daha fazla kaloriye ihtiyaç duyuyor. Fakat su (H2O) için durum, bunun tam tersi!

Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmaya göre vücudumuz, kuzenlerimiz olan diğer primatlara nazaran günlük metabolik faaliyetleri için daha az suya ihtiyaç duyuyor.[3] Araştırmacıların tespit ettiğine göre insanlar, günlük ortalama 3 litre (12 bardak) su tüketiyor (bu tüketime, besinlerden aldığınız sıvılar da dahil). Diğer yandan şempanzeler (Pan troglodytes), bonobolar (Pan paniscus) ve goriller (Gorilla sp.), bunun neredeyse iki katını tüketiyor!

39
Paylaş