İçerikler - Sayfa 659
Morgellon Hastalığı, bugüne kadar pek iyi bir şekilde tanımlanmamış bir dizi semptomla kendini gösteren, çoğu semptomu deriyle alakalı olan, ilginç bir hastalıktır. Morgellon Hastalığı'na sahip kişinin derisinde siyah, mavi ya da kırmızı renkte lifler üretilir ve bu lifler yüzeye çıkarak dışarıya sarkabilir.
Hastalık, şu anda resmi olarak tanımlanmış semptomlara sahip klinik bir hastalık olarak kategorize edilmemektedir. Hatta birçok dermatolog, Morgellon Hastalığı'nı gerçek ve ayrık bir hastalık olarak görmemekte, daha ziyade sanrılı parasitoz (İng: "delusional parasitosis") ile eş anlamlı olarak görmektedir.
Dünya, üzerindeki tüm varlıkları kendisine doğru çeken bir kuvvet uygular. Kütleçekimi (veya Dünya özelinde yerçekimi) olarak tanımladığımız, Latince karşılığı olan gravitas sözcüğünden ötürü küçük g harfi ile ifade edilen bu kuvvet, ayaklarınızın yere basmasını sağlamakla kalmaz, doğanın bütün işleyişini belirler! İnsan vücudunun gelişimi ve fizyolojisi de yerçekimi etkisi altında şekillenir. Yerçekimi etkisi yapay yollarla veya uzaya çıkarak ortadan kaldırıldığında (veya en aza indirildiğinde), yalnızca insanların değil, diğer canlıların da normal davranışlarından uzaklaştığı görülür. Örneğin aşağıdaki videoda, halk arasında yaygın olarak "kütleçekimsiz" olarak tabir edilen, daha doğrusu "ağırlıksız" olan, en doğrusu ise "mikrokütleçekimli" olan bir ortamda kedilerin 4 ayak üstüne düşme davranışındaki sapmayı görebilirsiniz.
Tabii ki kütleçekimsiz ortamdan söz edildiğinde akla ilk gelen, Dünya yüzeyinden 350-450 kilometre kadar yüksekte olan, insan yapımı en büyük nesne unvanına sahip olan Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) isimli uzay aracıdır. Ne var ki, yerden yüzlerce kilometre yukarıda olan Uluslararası Uzay İstasyonu bile, yerçekiminin etkisinden kaçamaz. Aslına bakarsanız, Uluslararası Uzay İstasyonu'na etki eden yerçekimi kuvveti, Dünya yüzeyinde sizin hissettiğinizin %90'ı kadardır! Bir diğer deyişle, yeryüzünde 100 kilogram çeken biri, yerden 408 kilometre yükseğe, yani Uluslararası Uzay İstasyonu kadar uzağa gidecek olsa, kendisini hâlen 90 kilogram olarak deneyimlerdi (elbette kütlesi değişmezdi; ancak ağırlığı %10 oranında azalırdı; “kilogram” aslında kütle birimidir ama günlük yaşamda -hatalı bir şekilde- ağırlık için de kullanmaktayız).
Birbirinden ayrı iki grup olan testere balıkları ve testere köpekbalıkları, kıkırdaklı balıklar (Chondrichthyes) sınıfına ait 2 balık grubudurlar. Köpekbalıkları, testere balıkları, kimeralar (hayalet köpekbalıkları) ve vatozlar; kıkırdaklı balıklar filogenetik sınıfına aittir. Kıkırdaklı balıklar sınıfını ayırt etmemizi sağlayan en temel özellik, bu balıkların iskeletlerinin (isimden de anlaşılacağı gibi) kemikten değil, kıkırdaktan oluşmasıdır.
İnsanlar gibi çoğu omurgalı hayvanın iskeleti, kafatası gibi bölümler haricinde, embriyolojik dönemin en erken safhalarında tamamen kıkırdak yapılıdır. Yavru büyüdükçe, bu kıkırdak doku kireçlenir (kemikleşir) ve bu işlem sırasında iskeletin kalsiyum hidroksiapatit ve kolajen oranlarındaki değişiklik, esnekliği azaltıp, sertliği artırır ve kıkırdaktan kemiğe geçişi sağlar. Bunun sonucunda, bu tür omurgalı hayvanların yetişkin formlarının kulak ve burun gibi bazı istisnai organları haricinde, tamamı kemik yapılıdır. Kıkırdaklı balıklarda bu işlem, yalnızca dişlerde (dentin oluşturacak şekilde) gerçekleşir. Hatta bu yüzden köpekbalıklarının dişleri, iskeletin kalanına göre daha iyi korunur; çünkü iskeletin kalanı kıkırdaktır ve çabuk bozulabilir.
Yeni bir çalışma, düzensiz uyku saatlerinin, uzun vadede bir kişinin depresyon riskini, her gün birkaç saat az uyumak veya çoğu gece geç yatmak kadar arttırabildiğini gösterdi. İnsanların ertesi günkü ruh hallerine bakılan çalışmada, uyku saatleri günden güne değişen insanların, gece geç saatte yatan ya da sabah daha erken saatte uyanan insanlar gibi kötü bir ruh halinde olduğu görüldü.
Michigan Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bir araştırma ekibi, NJP Digital Medicine dergisinde yayınlanan analizlerini, kariyerinin başında olan 2100’den fazla doktorun 1 yıl içinde uyku ve ruh hallerinin doğrudan ölçeklendirildiği veriye dayandırdılar. Tıp fakültesindeki teorik eğitimden sonraki hastane eğitiminde "intern" olarak adlandırılan doktor adaylarının hepsi, bu dönemin belirgin özelliği olan yoğun çalışma günlerini ve düzensiz bir çalışma rutini deneyimlediler. Günden güne değişen bu faktörler, intern adaylarının eskiden düzenli olan uyku düzenlerini değiştirdi.
Ufak bir detay hariç, sıradan bir yaz akşamıydı: Tony Cornell, İngiltere'nin Cambridge kentinin sakinlerini, bir hayalet olduğuna inandırmaya çalışıyordu. Üzerine bir çarşaf geçirdi ve kollarını sallayarak, halka açık bir parkta bir o yana bir bu yana yürüdü. Bu sırada asistanları, civardaki insanların tavırlarını izleyip, ortada tuhaf bir şey olduğunu fark edip fark etmediklerine dair ipuçlarını gözlüyorlardı.
Hayır, bu Candid Camera programı için çekilen bir bölüm değildi. Cornell, doğaüstü olaylarla ilgilenen bir araştırmacıydı. Buradaki fikir, önce insanların olan biteni fark etmelerini sağlamak ve sonra, gözleriyle gördüklerini nasıl yorumladıklarını tespit etmekti. Hayaleti gerçek bir "hayalet" olarak mı, yoksa çarşaf giymiş bir budala olarak mı görürler?
/old/content_media/41c6d18f71ac1c87d052530e2cb74d90.jpg)
/old/content_media/e6dd6b269ad96bed96f120ca12757f31.jpg)
/old/content_media/a3f8ade02411fcff786710b01f11cb00.jpg)
/old/content_media/718e2dbeb89b0e18533a5d9597c50d2a.jpg)
/old/content_media/d7db494fb674b84465de409da4224810.jpg)