İçerikler - Sayfa 631
İnfertilite (kısırlık), en az 1 sene boyunca yavru üretme amacıyla düzenli olarak seks yapılmasına rağmen başarılı olamama durumuna verilen isimdir. Çiftlerin deneyimlediği kısırlığın yaklaşık 3'te 1'i kadın infertilitesi, 3'te 1'i erkek infertilitesi olarak görülmektedir. Geri kalan vakalarda ise infertilitenin nedeni tespit edilememektedir veya kadın-erkek karışık faktörlerden kaynaklanmaktadır.
Kadın infertilitesi, teşhis etmesi zor bir hastalıktır; ancak bir kez teşhis edildikten sonra çok sayıda tedavi yöntemine başvurmak mümkündür. Hatta infertilite tanısı konmuş kadınların birçoğu, tedavi bile görmeksizin çocuk sahibi olabilmektedir; çünkü 2 yıl boyunca uğraşan çiftlerin %95'i başarıyla çocuk sahibi olabilmektedir. İnfertilite sınırı 1 yıl olarak belirlendiği için, "infertil" olarak nitelenen kadınların hepsi "çocuk sahibi olması mümkün olmayan" kişiler değillerdir.
Polikistik Over Sendromu (PKOS) literatürde ilk olarak Stein ve Leventhal tarafından 1935 yılında tanımlanmıştır. PKOS üreme çağındaki kadınlarda sıklıkla görülen hormonal bir bozukluktur. Polikistik Over Sendromlu kadınlarda seyrek veya uzamış menstrüel periyotlar görülmekle beraber yüksek androjen (testosteron, dihidrotestosteron ve androstendion hormonları) seviyeleri de görülebilir. Buna bağlı olarak yumurtalıklarda küçük sıvı birikimleri olarak bilinen folliküller oluşur. Sonuçta sağlıklı ve düzenli yumurtlamada sorunlar ortaya çıkar.
Polikistik Over Sendromu'nun asıl nedeni bilinmemektedir. Dikkate değer kanıtlar incelendiğinde hem kalıtımsal ve kalıtımsal olmayan faktörlerin hem de intrauterin (anne karnındaki yaşam) ve ekstrauterin (doğduktan sonraki yaşam) faktörlerin Polikistik Over Sendromu ile ilişkili olduğu görülmektedir. Polikistik Over Sendromu'nun bir "hastalık" değil bir "sendrom" olduğu düşünüldüğünde çoklu patolojik açıklamayla tanımlanabileceğini de akılda tutmak gereklidir. Erken tanı ve tedavi ile birlikte düzenli kilo kaybı, tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları gibi uzun dönem komplikasyonların gelişme riskini azaltmaktadır.
Tutankhamun (veya Tutankhamen veya kısaca "Kral Tut"), Milattan Önce 1341-1323 yılları arasında yaşamış ve 9 yaşındayken, yani MÖ 1332'de tahta geçip, ölümüne kadar 18. Hanedanlığın krallığını yapmış olan Antik Mısır firavunudur. Görkemli mezarının keşfi olmasaydı, Kral Tutankhamun kesinlikle dünya çapında tanınan bir isim olmayacaktı; çünkü çocuk kralın saltanatı pek de dikkat çekici değildi.
Genetik testler, Kral Tut'un meşhur firavun III. Amonhotep'in torunu ve çok büyük bir ihtimalle Yeni Krallık döneminin, MÖ. yaklaşık 1550-1295 arası hüküm süren 18. hanedanının tartışmalı figürü olan Akhenaton'un oğlu olduğunu doğruladı. Akhenaton, tek bir tanrıyı, güneş tanrısı Aten'i diğerlerinden üstün tutarak asırlık dinî sistemi altüst etti ve Mısır'ın dinî başkentini, Teb'den Amarna'ya taşıdı. Akhenaton'un ölümünden sonra, o zamanlar Tutankhaten denilen dokuz yaşındaki prens tahta geçmeden evvel araya giren iki firavun kısa süreliğine hüküm sürdü.
Daha önce hiç insanların sizi daha iyi anlaması için bir "aksan" kullandığınız oldu mu? Amazon yağmur ormanlarında ki bazı Tamarin maymunları, eğer yakın bir türle yaşam alanlarını paylaşıyorlarsa, buna benzer bir şey yapıyorlar. Kırmızı elli tamarinlerin, seslerini alacalı tamarinlerinkine benzeyecek şekilde değiştirdikleri görülüyor. Böylece iki tür, kendi bölgelerinden çıkmadan birbirlerini uyarabiliyorlar.[1]
Tamarinler, yakınlarına gelen diğer grup bireylerini uyarmak için uzun ve tiz ıslıkları kullanıyorlar. Cambridge Üniversitesinden araştırmaya katılan Jacop Dunn, şöyle diyor:
Marmara Denizi'ni kaplaması sonrası meşhur olan "müsilaj" ya da halk arasındaki adıyla "deniz salyası" (veya "deniz sümüğü"), neredeyse tüm bitkiler ve özellikle de fitoplanktonik protistalar olmak üzere çok sayıda mikroorganizma tarafından salgılanan, yapışkan ("zamksı") bir maddedir. Bu maddeyi oluşturan ana unsurlar proteinler (özellikle de glikoproteinler), karbonhidratlar (özellikle de ekzopolisakkaratlar) ve yağlardır. Yani kimi zaman haberlerde iddia edilenin aksine, "yosun" örneğinde olduğunun aksine, bu madde mikroorganizmaların kendisi değildir, salgılarıdır. Elbette müsilaj içinde mikroorganizmalar da yaşamaktadır. Buna az sonra geleceğiz.
Denizler söz konusu olduğunda, müsilajın ana kaynağı protistalardır; çünkü birçok protista, hareket etmek için bu zamksı maddeyi salgılar: Adeta bir roketin hareket etmesi gibi, ters yönde salgılnan müsilaj sayesinde protista salgı yaptığı yönün aksi yönde hareket eder.[1]
/old/content_media/eeb61c7e4c24148ca411016cdb4977db.jpg)
/old/content_media/c9188193b12e682f4570792b12d87029.jpg)
/old/content_media/3b9d99e46bc036aca37c95542f3896e0.jpg)
/old/content_media/07e096da4fcc99bb85e82f8c3298a8ee.jpg)
/old/content_media/10beddcc3c24bf6b6207357ecdfec6c2.jpg)