Yeni yapılan araştırmalarda, etkileyici ve "sanal" bir İzlanda manzarasına dalmanın, rahatsız edici tıbbi prosedürlerin neden olduğu sıkıntıları azaltabileceği keşfedildi. Çalışma, üretradan mesaneye sert bir teleskopun yerleştirildiği rijit sistoskopisi geçiren hastalara sanal gerçeklik (VR) başlığı verilen ve verilmeyenler arasındaki farkları karşılaştırdı. Araştırma, Avrupa Üroloji Derneği kongresinde sunuldu.
Mesane kanserini teşhis etmek ve tedavi etmek, genellikle hastalar tarafından rahatsız edici ve ağrılı olarak algılanan bir sistoskopi yoluyla, mesanenin kontrol edilmesini gerektirir. Bazı hastalar sırf bu nedenle bu hastalığın kontrolünden kaçınır ve bunun sonucunda kontrolsüz ve geri dönüşü olmayan hastalık gelişimi yaşarlar. Daha az ağrılı olan fleksibl sistoskopi yaptırmak mümkündür; ancak bazı tedaviler, ancak rijit sistoskopi ile yapılabilir. Rijit sistoskopi, lokal anestezi altında yapılabilir. Hem genel hem de spinal anestezi altında da yapılabilir; ancak bu prosedürler, ek komplikasyon riski taşır.
Herkes benzer durumda: Ya kendisi yabancı dil öğrenmek istiyor ya da çocuğuna yabancı dil öğretmek istiyor. Birçok insan, öğrenememekten şikâyetçi. Birçok insan, ne kadar zaman ayırması gerektiğini bilmiyor. Birçok insan ise "Kaç kelime yeterli olur?" sorusuna takılmış halde. Çocuğunu günümüz dünyasına hazırlamak isteyen ebeveynler, erken başlamanın avantajlarını sorgularken kimisi de geç mi kaldık acaba diye umutsuzluğa kapılmış durumda... Bu yazımızda kaç yaşında başlanması gerektiğini, kaç kelimenin yeterli olacağını ve kaç saat gerektiğini bilimsel yönlerden ele alacağız. Genel olarak herkesin ilk hedefi İngilizce öğrenmek olduğu için İngilizceyi ele alıyoruz. Bu yazımız diğer dilleri öğrenmek isteyen kişilere de referans olabilir.
Eric Lenneberg’in 1967 yılında Kritik Dönem Hipotezi, dünyada dil öğrenmede "ne kadar erken o kadar iyi" görüşünü hakim kıldı. Lenneberg’e göre dil öğrenmek için ideal bir yaş aralığı bulunmakta ve insanlar dili en iyi 2 yaş ve ergenlik çağı arasında öğrenmektedir.
Kütahya'nın Domaniç ilçesinde sonradan tabiat alanı ilan edilen bir kamp ve piknik alanında doğal gözlemler yaptığımız sırada bu küçük küpeli yılanı gördük. Yarı sucul yılanlar olsalar da vakitlerinin çoğunu suda ve dere, gölet gibi su kaynaklarının çevresinde geçirmeyi severler. Bu yavru birey de muhtemelen güneş gören ve suyun güvenliğine yakın bu alanda öğlen güneşinin tadını çıkarıyordu.
Kış uykusundan Mart ayında uyanırlar ve Ekim ayına kadar aktif olabilirler. Yetişkinleri 150 cm uzunluğa rahatlıkla ulaşabilir. Seksüel dimorfizm (cinsiyetler arası görünüş farkı) çok bariz olmasa da dişiler erkeklerden biraz daha iri yapılıdır. Agresif olmayan bir yılan türüdür. Zehirsizdir ve insanlar için bir tehlike oluşturmaz. Çoğu zaman ısırmayı tercih etmez. Savunma sistemini ölü taklidi yapmak (thanatosis) ve kloakından salgıladığı kötü kokulu bir sıvı-gaz karışımı oluşturur. Ayrıca yetişkin olanları kafalarını genişleterek üçgen biçimi verir ve yüksek sesle tıslar. Bu tehdit davranışlarıyla engereklere benzerler.
Ursula K. Le Guin tarafından kaleme alınmış ödüllü bir öykü olan Omelas'ı Bırakıp Gidenler, distopik bir şehrin insanlarını ve bu insanların baş etmek zorunda oldukları bir vicdani muhasebeyi anlatmaktadır.
Omelas, son derece mutlu olan, refahın ve bereketin olduğu, masmavi bir göğe, yeşil çayırlara, sık ormanlara, yüce dağlara sahip olan görkemli bir şehirdir. Her yaştan, her meslekten insanlar oldukça güzel bir hayat sürmektedirler. Yazar, bu güzel ve coşkulu havayı, bir yaz şöleninin arifesindeki heyecan ile betimler. Omelas’ta her şey o kadar eksiksiz ve kusursuzdur ki düzeni ve tertibi sağlayacak, sorunları çözecek otoritelere gerek yoktur. Kral, asker, polis, din adamları, merkezi bir yönetim yoktur. Sınıflar, hiyerarşi, ezen, ezilen, sömüren, semiren ya da köle olan yoktur. Ekonomisinin bir borsası veya ürünlerini sattıracak reklamları yoktur. Öte taraftan cinsellik, ön yargısızca ve katı normların çeperine alınmadan kabul edilir; mutluluğun kaynağı olarak görülür ve sakınılmaz. Hem içki hem de uyuşturucu türü maddelerin kullanılmasında beis görülmez, çekince duyulmaz. Öyküdeki şehir tasvirleri, ilahi dinlerin cennet tasvirlerini çağrıştırır.
Avrupa Üroloji Derneği kongresinde sunulan yeni araştırmaya göre, testosteron takviyesi, hormon seviyeleri doğal olmayan şekilde düşük olan erkeklerde kalp krizi ve felç riskini önemli ölçüde azaltıyor. On yıllık çalışma; aile öyküsü, kan basıncı, kolesterol düzeyleri, diyabeti veya kiloları yüksek kalp krizi veya felç riskine sokan testosteron eksikliği olan Almanya ve Katar'dan 800'den fazla erkeği içeriyordu. Araştırmaya sadece testosteron seviyeleri normalin altında olan ve düşük ruh hali, iştah azalması, depresyon, erektil disfonksiyon, libido kaybı veya kilo alımı gibi düşük testosteron semptomları gösteren erkekler dahil edildi.
Erkeklerin yarısından biraz fazlası uzun süreli testosteron replasman tedavisini seçmişti ve araştırmacıların bu grubu, durumu tedavi edilmeyenlerle karşılaştırmasını sağladı. Tüm erkekler, kardiyovasküler sağlıklarını iyileştirmek için diyet, alkol, sigara ve egzersiz açısından yaşam tarzı değişiklikleri yapmaya teşvik edildi. Testosteron tedavisi gören 412 erkekten 16'sı öldü ve hiçbiri kalp krizi veya felç geçirmedi. Testosteron takviyesi almamayı seçen 393 erkekten 74'ü öldü, 70'i kalp krizi geçirdi ve 59'u felç geçirdi. Yaş farkı hesaba katıldığında bile -testosteron alan grup diğer gruptan ortalama olarak beş yaş daha gençti- bu farklar net olarak kaldı. 55 yaş altı erkeklerde kalp krizi ve felç riski %25 azaldı, 60 yaş üstü erkekler için risk %15 azaldı.
/old/content_media/a27c5e9a94a6bb0e25f0a44234f71f98.jpg)
/old/content_media/cf88d109ff1b2037073df30514d1270d.jpg)
/old/content_media/2e34a7e0e9e99fc566565e5581a650f0.jpg)
/old/content_media/4de844c007b2c538acd202075c3c3c10.jpg)
/old/content_media/2e718a78a7bbb32e0ddd7e7ad3f28e97.jpg)