Evrim Ağacı Logo
Evrim Ağacı
Karanlığı bilimle fethet!
Nükleer Silahlar, Bir Yandan Var Oluşumuzu Tehdit Ederken, Diğer Yandan Ülkeleri Savaştan Nasıl Caydırıyor?
Nükleer Silahlar, Bir Yandan Var Oluşumuzu Tehdit Ederken, Diğer Yandan Ülkeleri Savaştan Nasıl Caydırıyor?

Yakın insanlık tarihine bakıldığında, küresel olarak hiçbir savaşın olmadığı tek bir yüzyıl bile bulunmamaktadır. Hatta daha da derine inildiğinde, kayıtların bize gösterdiği kadarıyla M.Ö. 1500’den günümüze kadar tam olarak savaşsız (en azından kaydedilmiş) geçen toplam yıl sayısı 250 civarındayken, nasıl oluyor da günümüzde yaşayan çoğu insan herhangi bir savaş korkusu olmadan 35 yıldır yaşıyor? Bunun en büyük nedenlerinden biri dünya üzerindeki son büyük global politik tansiyonun (yani soğuk savaşın) gerek gidişatı gerekse gerilimin doruğa çıktığı Küba Krizi'ne daha derinden bakıldığında oldukça netleşecektir. Peki temelde 2 farklı bloğun ya da ülkenin birbirine karşı topyekûn savaşını engelleyen faktör nedir ve neden nükleer silahlar, günümüzdeki pek çok çatışmayı oldukça caydırıcı kılar?

Eğer ilk soruyu ele alırsak her ne kadar oldukça farklı şekillerde cevap üretilebilse de temelde 2 grubun (ya da Oyun Teorisi terminolojisiyle "partinin" veya "oyuncunun") çatışması, bir oyuncunun diğerinden bariz bir oranda güçlü oluşu ya da diğerine onarılamaz bir hasar verebileceği inancı, çoğu potansiyel savaşı henüz başlamadan sonlandırır.

22
Paylaş
Roketler Nasıl Uçar? Devasa Roketler, Dünya Atmosferini Terk Ettikten Sonra Uzay Boşluğunda Nasıl Hareket Edebilirler?
Roketler Nasıl Uçar? Devasa Roketler, Dünya Atmosferini Terk Ettikten Sonra Uzay Boşluğunda Nasıl Hareket Edebilirler?

Roketler, gerçekten de muhteşemler. Bizler zamanımızın şanslı nesilleri olarak günlük hayatımızda sık sık roket uçuşlarına şahit olabiliyoruz. Çoğumuz kendi gözlerimizle tanık olmasak da gelişmiş iletişim teknolojilerimiz sayesinde roketi uzaydayken bile naklen takip edebiliyoruz. Peki kaçıncı kez olursa olsun izlemesi hala nefes kesici olan bu roketlerin nasıl uçtuğunu gerçekten biliyor muyuz? Bu onlarca tonluk roketler, gerek atmosferimizde gerek uzay vakumunda Dünya'nın yorucu yerçekimini yenerek nasıl saatte 27 bin kilometre gibi inanılmaz süratlere ulaşabiliyorlar? Gelin bu devasa kompleks makinelerin ardındaki basit prensipleri beraber keşfedelim…

1900 yılının başlarında uzay yolculuğu imkansız gibi gözüküyordu. Uzayda dikkate değer miktarda gaz bulunmadığı için, havayı iten pervane tarzı araçlarla uzayda yolculuk imkansızdı. Bunu gerçekleştirebilmek için aracı parçacıklar yardımıyla iten bir mekanizma gerekiyordu. İşte bu noktada itici roket motorları geliştirildi. Az sonra daha detaylıca inceleyeceğimiz Newton'un 3. Yasası'na göre işleyen bu motorlar, bir yöne doğru yapılan bir etkinin, o yönün zıt yönüne doğru bir tepkiye neden olmasını sağlayarak büyük kütleli roketlerin havalanmasını ve uzaya doğru hareket etmesini sağlar.

50
Paylaş
İnanç Önyargısı: İnsanlar Neden Mantık Yerine İnançlara Güvenir?
İnanç Önyargısı: İnsanlar Neden Mantık Yerine İnançlara Güvenir?

İnanç Önyargısı, insanların bir argümanın sonucuna varırken argümanın içeriği ve yapısını düşünmek yerine önceden var olan bilgi ve inançlarına fazlasıyla güvenmelerine neden olan bir bilişsel önyargıdır. Buna göre insanlar genelde halihazırda var olan inançlarıyla örtüşen yargıları zayıf, değersiz ve hatalı olsalar bile benimserler. Ayrıca inançlarına aykırı olan yargıları güçlü ve mantıklı olsa da reddedebilirler.

Örneğin İnanç Önyargısı, insanların "Her çiçeğin yaprakları vardır, güllerin de yaprakları vardır öyleyse güller çiçektir." cümlesini doğru kabul etmelerine sebep olabilir. Çünkü yargının sebebi sonuçtan bağımsız olduğundan ve bütün çiçeklerin yaprakları olmadığından argüman mantıksız olsa da insanlar güllerin birer çiçek olduğunu bilirler. Buradaki sorunu argümanı benzer yapıda ama daha az inanılır bir cümleyle kıyasladığımızda daha net görürüz. "Kuşların kanatları vardır, uçakların da kanatları vardır. Öyleyse uçaklar kuştur." gibi.

32
Paylaş
Telefonsuz Kalma Fobisi (Nomofobi) ve İnternetsiz Kalma Korkusu (Netlessfobi), İnternet Bağımlılığından Kaynaklanıyor Olabilir!
Telefonsuz Kalma Fobisi (Nomofobi) ve İnternetsiz Kalma Korkusu (Netlessfobi), İnternet Bağımlılığından Kaynaklanıyor Olabilir!

Dijitalleşme ile birlikte internet ve teknolojik cihazlar gündelik yaşamın vazgeçilmezi haline gelmiş, teknoloji ve internetin kontrolsüz kullanımı sonucunda çeşitli teknoloji kaynaklı patolojiler ortaya çıkmaya başlamıştır. Cep telefonsuz kalma korkusu olan nomofobi ve internetsiz kalma korkusu olan netlessfobi bu kapsamda örnek verilebilir.

Nomofobinin ve netlessfobinin oldukça yeni kavramlar olmaları, belirtileri ve tanı kriterleri açısından geliştirilmeye açık olduklarını gösterirken, her iki durumun da sürekli çevrimiçi kalma dürtüsü ile ortaya çıkması internet bağımlılığı kaynaklı ortaya çıktıkları savını desteklemektedir.[1][2][3][4][5]

16
Paylaş
Yeşil Kimya Nedir? Çevreyi, Yaşamı ve Sağlığı Korunmak İçin Kimya Yaklaşımlarımızı 12 İlke Çerçevesinde Nasıl Değiştirebiliriz?
Yeşil Kimya Nedir? Çevreyi, Yaşamı ve Sağlığı Korunmak İçin Kimya Yaklaşımlarımızı 12 İlke Çerçevesinde Nasıl Değiştirebiliriz?

Çevre ve doğanın korunması, insanlık için hayati öneme sahiptir. Hayatımızın hemen her yerinde kimyasalları ve kimyasallar sayesinde üretilmiş ürünleri kullanırız. Genellikle "kimyasal" sözcüğünü duyduğumuz zaman pek çoğumuzun aklına doğaya ve insan sağlığına zararlı bileşikler gelir. Ancak hayatta gördüğümüz her şey kimyasal moleküllerden oluştuğundan, esasında bu düşünce yapısı bizleri zararlı ve yararlı kimyasallar arasında doğru ayrımı yapmaktan uzaklaştırmaktadır (bu konuda algılarınızı daha isabetli hâle getirmek için buradaki yazımızı okumanızı öneririz).

Örneğin su, 2 hidrojen ve 1 oksijen atomundan oluşan bir kimyasaldır ve hayat için olmazsa olmaz bir bileşiktir. Ancak 2 hidrojene ek olarak 1 yerine 2 oksijen atomundan meydana gelen hidrojen peroksit, antiseptiklerde ve çamaşır suyu üretiminde kullanılan çok önemli bir ticari kimyasaldır ve tüketilmesi hâlinde hızlı bir şekilde zehirlenmeye neden olabilir. Sadece 1 adet oksijen atomu fazlalığı, suya kıyasla çok daha farklı özelliklere sahip bir kimyasal oluşumuna sebep olmaktadır. Su molekülü çevre, doğa ve yaşam için kilit öneme sahipken, hidrojen peroksit çevreye boşaltıldığında canlılığa kalıcı zararlar verebilir, temas hâlinde ciddi cilt yanıkları ve göz hasarına sebep olur. Hidrojen peroksit buna rağmen hayatımızın pek çok alanında sıklıkla kullandığımız, önlem alındığı takdirde zararları kolaylıkla engellenebilecek ve faydaya çevrilebilecek bir kimyasaldır. Bu noktada çevreye ve insan sağlığına görünür düzeyde zararları olan kimyasalların tehlikelerinin önlenmesi, azaltılması ya da alternatiflerinin bulunması konusunda "yeşil kimya" terimi karşımıza çıkmaktadır.

77
Paylaş