Çin'deki bilim insanları, somon sperminden yapılan çevre dostu yeni bir plastik icat ettiler. Bu çalışmada spermden alınan iki kısa DNA dizisi, onları birbirine bağlayan bir bitkisel yağ kimyasalıyla birleştirildi. Bunun yarattığı şey, hidrojel olarak bilinen yumuşak bir malzemedir. Bu jel, daha sonra farklı şekillerde kalıplanabilir, katılaşması için nemden arındırılır ve dondurularak kurutulur. Araştırmacılar şimdiden çevre dostu plastikten bir fincan, yapboz parçaları ve bir DNA molekülü yarattılar.
Çinli bilim insanlarından oluşan ekip, bu ürünleri için ihtiyaç duydukları hammaddeyi somon sperminden elde etmiş olsa da, Dünya'daki her canlıda DNA bulunmaktadır. 2015 yılında yapılan bir araştırma, gezegende yaklaşık 50 milyar ton DNA olduğunu hesaplamıştır. Bu, üretmek istediğimiz plastiği, teknik olarak; ekinler, algler veya bakterilerden kaynaklanan atık maddeler gibi diğer sürdürülebilir kaynaklardan elde edebileceğimiz anlamına geliyor.
Dünya üzerindeki yaşam, tam 4 milyar yıldır, biyolojik olarak evrimleşmektedir. Ama ilk kez bir canlı, bir yapay zeka tarafından tasarlandı ve biyolojik yollarla değil, bilgisayar programları içinde evrimleşti. Bu canlı, evrimleştiği o son hâliyle gerçek hayatta sıfırdan inşa edildi ve gerçekten de yaşamayı başardı. Tamamen bilgisayar-insan ortaklığıyla yaratılan, Dünya tarihinde hiç var olmamış, canlı bir robot hayal edin! Bilimkurgu, şimdi gerçek oldu. Xenobotlar ile tanışın...
Diyelim ki sıfırdan bir canlı inşa etmek istiyorsunuz. Ama daha önceden var olmayan bir canlı. Ne yapardınız? Şu anki en iyi tahminlerimize göre yaşam, daha önce de anlattığımız gibi, 4.54 milyar yıl önce doğan gezegenimizin erken evrelerindeki kimyasal bir çorba içinde, bugün "kimyasal evrim" dediğimiz bir yolla var oldu. Günümüzdeki bütün canlılık, o ilk canlının temel hücresel özelliklerini miras aldı, yani onun direkt torunu... Eğer cansızlıktan canlılığa geçişin biyokimyasını tamamen çözebilmiş olsaydık, bu kimyasalları bir araya getirerek yeni canlı formlarını sıfırdan yaratabilirdik. Bunu araştıran ve biyokimyanın alt dallarından biri olan Abiyogenez sahasında son 120 yılda müthiş atılımlar yapıldı, ama henüz tüm detayları çözebilmiş değiliz.
Günümüzdeki hücre biyolojisi çalışmalarının -bilgisayar temelli analizler dışında- büyük çoğunluğu, laboratuvar koşullarında yapılmaktadır. Ben, Dokuz Eylül Üniversitesi'ndeki İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi'nde çalışan bir araştırmacıyım ve burada okuyacağınız; ben ve ekibim tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçlarıdır. Çalışmamızda, lösemi (kan kanseri) hastalığının belli bir tipinde kullanılan ilaçlara karşı gelişen hücre ölümünün takibi, yeri ve önemini inceledik. Burada, Molecular Biology dergisinde yayınlanan çalışmamızın sonuçlarını sizlerle paylaşacağım.
Hücre ölümü, hücre biyolojisi ve moleküler biyoloji alanlarında sıklıkla çalışılan bir konudur. Hücre ölümünün dış etmenlere bağlı olarak (yanma gibi) olması ya da bazı uyaranlara yanıt oluşturarak basamaklı olarak (programlı) gerçekleşmesi mümkündür. Nekroz, apoptoz, nekroptoz, otofaji vb. isimlerle anılan ve moleküler düzeyde araştırılan birçok hücresel ölüm çeşidi vardır. Bu araştırmaların önemi, genel hücre biyolojisi bilgimizi artırmanın yanında, bugün kanser gibi hücre çoğalmasının kontrol edilemediği hastalıklarda tedavi hedefi olarak kullanılmasıdır. Tedavilerin asıl amacı aşırı ve kontrolsüz çoğalan hücreleri durdurmak ve mümkünse ortadan kaldırmak olduğundan, hücre ölümü araştırmaları tıp çalışmalarında önemlidir.
Dünya'da yaşamın evrimi sırasındaki muhtemelen en önemli olay, 2.4 milyar yıl önce gerçekleşti:[1] Bu, atmosferdeki ve okyanus yüzey sularındaki oksijen miktarının hızla arttığı ve gezegenimizde yeni bir yaşam evresi için zemin hazırlandığı bir zamandı. Erken dönem Dünya atmosferindeki oksijenin, "siyanobakteriler" adı verilen organizmalar tarafından üretildiği düşünülmektedir. Siyanobakteriler, karbondioksitten fotosentez yoluyla oksijen üreten bir bakteri sınıfa ait canlılardır ve bu özellikleri sayesinde Dünya üzerindeki yaşam formlarının çarpıcı bir şekilde değişmesine ve adeta yaşam çeşitliliğinin patlamasına neden olmuşlardır.
Siyanobakteriler, başlangıçta renklerinden ötürü sıklıkla "mavi-yeşil algler" olarak da anılsa, "alg" olmadıkları için günümüzde bu isimlendirme kabul görmemektedir. Bunun en önemli sebebi, basit tek hücreli canlılar olan siyanobakterilerin prokaryot, daha kompleks organizmalar olan alglerin ise ökaryot olmalarıdır. Ortak özellikleri ise, her ikisinin de güneşten gelen enerjiyi oksijene ve besin moleküllerine dönüştürmek için aynı fotosentetik reaksiyonları gerçekleştirmeleridir. İlk gerçek algler, diğer tek hücreli ökaryotlar gibi en az 1.4 milyar yıl önce ortaya çıkmış olsalar da, çeşit ve sayıca hızla çoğalmaları 800 milyon yıl daha gerektirmiştir ve bu uzun zaman diliminde, yaşam sahnesinin arka planında kalmışlardır.[2]
Pulmoner alveoler mikrolitiazis (PAM), akciğerlerde intraalveolar yaygın küçük taş yapılarının birikmesi sonucu ile karakterize olan ve az rastlanan bir kronik akciğer hastalığıdır. Hastalıkta, alveol boşluklarına çok sayıda kalsiyum fosfat çökeltileri birikmekte ve bu nedenle kalsifiye mikronodüler bir görünüm ortaya çıkmaktadır.
Hastalık, her yaş grubunda görülebilen türdedir ve etiyolojisi (nedeni) tam olarak bilinememektedir. Hastaların genellikle belirgin semptomlar göstermemesi ve şikayet öykülerinin yakınmasız olması nedeniyle bu hastalık akciğer görüntülenmesi yapılmadan tespit edilememekte, tanılar da bu nedenle rastlantısal biçimde konabilmektedir.[1][2][3][5][7]
/old/content_media/636c252705e9ef2f71f47316496044f2.jpg)
/old/content_media/faab79a238a187d70872806727c53057.jpg)
/old/content_media/1cd1bd0c2d6cb32c7fb0a9f31661b5c3.jpg)
/old/content_media/afbe459012f683be56fd801e45e8af7f.jpg)
/old/content_media/3f616e1deb356c1b4b06f051053338d5.jpg)