İçerikler - Sayfa 467
Sahtebilim, son birkaç on yıldır hızla zemin kazanıyor. Pazarladığı yalanlar açığa çıkarılmış olan Dr. Mehmet Öz ve benzerleri tarafından reklamı yapılan diyet takviyeleri ve homeopatik müstahzarlar, günümüzde artık milyarlarca dolarlık bir endüstri hâline geldi. Büyük üniversiteler; akupunktur, Reiki, Terapötik Dokunuş, qigong ve Vedik tıp dersleri veren ve Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) tarafından cömertçe finanse edilen "bütünleştirici sağlık merkezleri"ne ev sahipliği yapmaktadır. Saygın bir bilimsel yayıncı olan Elsevier, sahtebilime ayrılmış dergiler yayınlamaktadır. Vani Hari (nam-ı diğer "Food Babe") gibi popüler kültür ikonları, bilimsel olmayan taleplerini gıda endüstrisine kabul ettirmek için dilekçe imzalamaya hazır, yüz binlerce cahil vatandaştan oluşan bir ordu toplamıştır.
Bu tür yanlış bilgilerin en yıkıcı etkisi, halkın güvendiği profesyonellerden kaynaklanmaktadır: Etkileyici referanslara sahip birtakım tıp doktorları ve bilim insanları... Bu nedenle, bu sözde profesyonellerin mesajlarının gerçek içeriğini ortaya koymak ve sahadaki tanınmışlıklarına rağmen, mesajlarının, bir zamanlar uyguladıkları bilimle çeliştiğini göstermek elzemdir.
Freudyen psikolojide psikoseksüel gelişim, psikanalitik cinsel dürtü teorisinin merkezi bir unsurudur. Sigmund Freud, kişiliğin, id'den gelen ve zevk arayan enerjilerin belirli erojen alanlara (vücudun uyarılmaya özellikle duyarlı bir bölgeleri) odaklandığı bir dizi çocukluk evresi boyunca geliştiğine inanıyordu.
Beş psikoseksüel aşama oral, anal, fallik, gizli ve genitaldir. Her aşamayla ilişkili erojen bölge, bir zevk kaynağı olarak hizmet eder. Herhangi bir aşamada tatminsiz olmak, "sabitlenme"ye (İng: "fixation", Tür: "fiksasyon") neden olabilir. Öte yandan, cinsel olarak tatmin olmak da sağlıklı bir kişiliğe neden olabilir.
Birçok nörolojik bozuklukta olduğu gibi, kırılgan X sendromu hakkında da anlamadığımız çok şey var. Ancak bir süre hastalığı araştırdıktan sonra, Lynne Maquat'ın ekibi iki önemli gerçeği keşfetti.[1] Birincisi hücre büyümesi ve hayatta kalması için önemli olan AKT enzimiydi. İkincisi ise "NMD" olarak bilinen bir kalite kontrol yolağıydı.[2]
Ekip, Molecular Cell dergisinde, bu iki kilit oyuncu arasındaki etkileşimleri detaylandıran ve kırılgan X sendromu için gelecekteki tedavilerin yaratılmasına yardımcı olabilecek karmaşık bir moleküler dansı vurgulayan yeni bir çalışma yayınladı.[3]
Damarlı bitkiler ya da bilimsel adıyla trakeofitler bugün yeryüzünün büyük bir kısmını kaplayan, bir damar sistemine sahip 260,000 tür bitkiye verilen genel addır. Damarlı bitkiler arasında at kuyruğu, açık tohumlular ve çiçekli bitkiler bulunmaktadır. Bitki damar sistemleri, temel olarak suyun emilmesini sağlayan ksilem yani odun borusu ve şeker gibi besinlerin taşınmasını sağlayan floem yani soymuk borusundan oluşur.
Ksilemin oluştuğu borular ölü, sert-duvarlı, boş hücrelerden oluşur. Bu hücreler suyun taşınmasını sağlayan dosyalardan oluşan tüplerden meydana gelir. Buna karşın, floem süzgeç boru parçalar denilen yaşayan hücrelerden oluşur. Süzgeç-boru parçaları, moleküllerin arasından geçmelerine izin veren gözenekler bulunan süzgeç tabakaları kapsar. Süzgeç-boru parçalar çekirdekler (nuklei) veya ribozomlar gibi organlardan mahrumdur. Ancak, onların yanındaki hücreler, diğer bir deyişle, kılavuz hücreler, süzgeç-boru parçaları canlı tutma işlevi görürler.[1]
Uranyum geri kazanımı için birkaç farklı yaklaşım ve yöntem vardır. Geleneksel bir uranyum madeninde ve değirmeninde, uranyum cevheri, tipik olarak derin yeraltı şaftları veya sığ açık ocaklar yoluyla yer altından çıkarılır. Cevher, ezilmek ve uranyumu çıkarmak amacıyla kimyasal bir işleme tabi tutulduğu bir değirmene taşınır. Uranyum, sarımsı rengi nedeniyle "sarı kek" (İng: "yellowcake") adı verilen bir malzeme üretecek biçimde konsantre edilir. Alternatif olarak, bir yığın liç işlemi kullanılarak cevherden uranyum geri kazanılabilir. Yığın liç işleminde cevher, tasarlanmış bir bariyerin önüne yerleştirilir ve üzerine asit püskürtülür. Uranyum, çözelti içinde çözülür ve bariyerde toplanır. Çözelti, "sarı kek" üretmek için ek kimyasal işleme tabi tutulur.
Yerinde geri kazanım (İng: "in situ recovery" veya kısaca "ISR") işleminde, tipik olarak oksijen ve/veya hidrojen peroksit ile karıştırılmış su ve ayrıca sodyum karbonat veya karbon dioksit içeren, "sıvılaştırıcı" adı verilen bir çözelti, yeraltına pompalanır. Çözücü, uranyumu çözelti içinde çözer. Çözelti daha sonra yüzeye pompalanır ve burada yine "sarı kek" üretmek için ek işleme ve konsantrasyona tabi tutulur. ISR, şu anda örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde uranyum çıkarmak için kullanılan baskın yöntemdir. Ancak, ISR yöntemi yalnızca belirli yeraltı koşulları altında gerçekleştirilebilir.
/old/content_media/ab375de17a499bfc02a84bc8089d8952.jpg)
/old/content_media/7209fd188faf760343d6b0d9fb2d0218.jpg)
/old/content_media/27ea453f8290a106f97b3e851256d2a6.jpg)
/old/content_media/78e28aa88b045c82a8e769b8a8e446ed.jpg)
/old/content_media/6420589e1f462922738e7b316a77e145.jpg)