İçerikler - Sayfa 373
Özgül bir fobi olan tripanofobi, enjeksiyon veya hipodermik iğne kullanılan tıbbi prosedürlere karşı aşırı korku duyulması halidir. İğneden şiddetle korkan kişi doktorlardan ve tıbbi bakımdan kaçmak isteyebileceğinden bu fobinin ciddiyeti hafife alınmamalıdır. Tripanofobi, 1994 yılında DSM-IV'te kan-enjeksiyon-yaralanma tipi fobinin (BII fobisi) spesifik bir fobisi olarak tanımlanmıştır.[1]
Tripanofobi belirtileri kişiden kişiye değişmektedir. Ayrıca tripanofobisi olan her kişinin korku düzeyi birbirinden farklıdır.[2] Ancak bu fobiye sahip çoğu birey iğnelerle etkileşime girmesi gerektiğinde şu belirtileri gösterebilir:[1][3]
Yazma sanatı üzerine kaleme alınmış en iyi kitaplardan birisi olarak kabul edilen, William Strunk ve Elwyn Brooks White tarafından yazılan The Elements of Style kitabının temel alındığı bu yazıda kitaptaki kilit noktalara dikkat çekilmekte ve deneyimli yazarların yanı sıra yeni başlayan yazarlar için de erişilebilir olması amaçlanmaktadır.[1]
Bu yazma rehberi, ilki güçlü, ikincisi anlaşılır, üçüncüsü kısa ve öz ve sonuncusu iyi yazı biçimi olmak üzere her biri yazı sanatının farklı bir tarafını ele alan dört bölümden oluşmaktadır ve oldukça uzun ve kullanışlı içeriklerle doludur. Dolayısıyla daha iyi bir yazar olmak istiyorsanız, bu rehberden işinize en çok yarayacağını düşündüğünüz kısımları okumanız ve yazılarınıza yansıtmanız, ardından sırasıyla diğer bölümlere odaklanmanız sizin için daha uygun olacaktır.
"Yurt" kelimesi, Orhun Abidelerinde, tespit edebildiğimiz kadarıyla iki yerde geçmektedir. Bunlardan birincisi Kültigin anıtının Kuzey yüzünün 9. satırında bulunur ve kavram şu şekilde geçer:[1]
İkincisi ise, Tonyukuk anıtının Doğu yüzünün 5. satırında şöyle geçer:[1]
Francis Crick ve James Watson, 1950'lerde Cambridge Üniversitesinde DNA'nın yapısını araştırıyordu. Bu sırada Linus Pauling ve Maurice Wilkins gibi başka bilim insanları da bu konuda araştırmalar yürütmekteydi. Pauling, maddenin kristalinden geçirilen ışınlarının oluşturduğu desenlerle moleküler yapının incelendiği bir metot olan X ışını kristalografisi kullanarak proteinlerin ikincil (sekonder) yapısını keşfetmişti. X ışınlarının oluşturduğu desenler, araştırmacılara incelenen molekülün yapısı hakkında birçok bilgi veriyordu. Wilkins'in laboratuvarında çalışan Rosalind Franklin de DNA'nın yapısını anlamak için X ışını kristalografisinden yararlanıyordu. Watson ve Crick, Franklin'in elde ettiği verilerden yararlanarak DNA molekülünün yapısını çözmeyi başardı. Bu çalışmalarında Chargaff Kuralı gibi başka araştırmacılardan aldıkları başka bilgileri de kullandılar. Chargaff, DNA molekülünde dört farklı tür monomer (veya nükleotit) gözlendiğini ve ilk iki türün diğer iki türle her zaman aynı miktarda bulunduğunu kanıtlamıştı. Bu da monomer türleri arasında bir eşleşme olduğu anlamına geliyordu. 1962'de James Watson, Francis Crick ve Maurice Wilkins DNA'nın yapısını açıklayan çalışmalarından ötürü Nobel Tıp Ödülü'ne layık görüldüler.
Nükleik asitler, Deoksiribonükleik Asitler (DNA) ve Ribonükleik Asitler (RNA) olmak üzere ikiye ayrılır. DNA'nın temel yapı taşı; deoksiriboz (5 karbonlu şeker), fosfat grubu ve azotlu bazdan oluşan nükleotitlerdir. DNA'da 4 farklı azotlu organik baz bulunur. Bunlardan Adenin ve Guanin çift halkalı pürinlerken Timin ve Sitozin tek halkalı pirimidin bazlarıdır. Nükleotitler bulundurdukları organik baza göre isimlendirilir.
Ökaryotik hücrelerde, glikoliz sürecinin sonunda açığa çıkan pirüvat molekülleri, hücresel solunum bölgeleri olan mitokondriye taşınır. Mitokondride oksijen bulunuyorsa aerobik solunum süreci devam edecek; pirüvat, bir karbondioksit molekülünün çıkarılmasıyla B5 vitamininden oluşan koenzim A (CoA) adlı taşıyıcı bir bileşik tarafından alınacak iki karbonlu bir asetil grubuna dönüştürülecektir. Ortaya çıkan bileşik, asetil CoA olarak adlandırılır. Asetil CoA, hücre tarafından çeşitli şekillerde kullanılabilir, ancak ana işlevi pirüvattan elde edilen asetil grubunu glukoz katabolizmasındaki bir sonraki yola iletmektir.
Ökaryotik hücrelerdeki sitrik asit döngüsü de pirüvatın asetil CoA'ya dönüşümü gibi mitokondri matrisi üzerinde gerçekleşir. Sitrik asit döngüsü, glikolizden farklı olarak kapalı bir döngüdür; yani döngünün sonunda üretilen bileşik, döngünün ilk adımında kullanılır. Sekiz adımlı bu döngü sırasında gerçekleşen kimyasal reaksiyonlarla iki karbondioksit molekülü, bir ATP molekülü (veya eşdeğeri), NAD+ ve FAD+'ın indirgenmiş formları (NADH ve FADH2) açığa çıkar. Döngü ile üretilen NADH ve FADH2, elektronlarını sistemde bir sonraki yola aktarır. Bu aktarım işlemi oksijen gerektirmektedir; bu nedenle döngünün bir kısmı aerobik yol olarak kabul edilir. Oksijenin bulunmadığı durumlarda elektron transferi gerçekleşmez.
/old/content_media/a5d80b7e94c6c06c4af88e2a2d0857a4.jpg)
/old/content_media/8fc0883646f428806205a5baf095bb76.jpg)
/old/content_media/16104202c1ea117a574e1e77fde26d1c.jpg)
/old/content_media/876090b532fff3402b9012959f62c18e.jpg)
/old/content_media/796d1cea70949450c6d17437e8c9cdec.jpg)