Maymunların birbirine benzediği iddianız tamamen bir algıda seçicilikten ve bir parça da ön yargıdan ibaret. Biz insanlar, bize benzemeyen canlıları birbirlerine benzer görmeye meyilliyiz. Hatta belirli ırk, renk ve etnik kökenleri bile. Türklere göre uzak doğulular hep birbirine benziyor. Ama bu gerçek değil. Ya da hayvanlar. Bütün sinekler aynı. Bütün zürafaalar aynı. Bütün maymunlar aynı gibi... Ama değiller. Çünkü hiç kimse, zürafaaların gözlerinin biçimlerine, insanların göz biçimlerine dikkat ettiği kadar dikkat etmiyor. Sineklerin ağızlarını yakından inceleyen kaç kişiye rastlayabiliriz sokakta? Maymun konusu da aynı. Tamamen bir algıda seçicilik. Çünkü onların hepsi birbirine benzemiyor hatta bizim kadar çeşitliler.
Aslında durum bizim sandığımız gibi değil. İnsanların, tüm omurgalı hayvanlar içindeki en düşük çeşitliliğe sahip hayvan türü olduğu gerçeği, bu algınızı sorgulamanıza neden olacaktır.
Canlılar Dünyasına sıradan bir göz ile baktığımız zaman, bir türe ait her canlının birbiriyle tıpatıp aynı olduğunu sanmaya meyilliyizdir. Özellikle de bizzat aşina olmadığımız canlı türleriyle ilgili olarak her birimizin kafasında belirli bir görüntü vardır ve o türün tüm bireylerinin bu kalıba uyduğunu düşünürüz. Bir gözden geçirecek olduğunuzda, "sincap işte", "geyik işte", "at işte", vb. biçimde tanımladığınız, tek bir kalıba soktuğunuz çok sayıda tür olduğunu fark edebilirsiniz.
Bu durum, özellikle de yakından tanımadığımız türler için geçerlidir. Örneğin köpeklerdeki ya da kedilerdeki çeşitliliği hepimiz biliriz; ancak eğer ki köy yaşantısı içerisinde değilsek, inekler ve koyunlardaki çeşitliliğe daha az hakimizdir. Buna bağlı olarak, bu canlıları tek bir kalıba uydurma eğilimimiz de daha yüksektir. Daha uzaklara gittiğimizde, örneğin belirli bir yılan, kuş, balık türü söz konusu olduğunda, çok daha geniş grupları tek bir kalıba sokabildiğimiz görülür.
Bir örnek olarak, Türkiye denizlerinde de avlanan Dicentrarchus labrax türü "levrek" balıkları bizim için "irili ufaklı" olması haricinde hep "levrektir işte". Ancak levrekler üzerine çalışan bir deniz biyologu, aynı türün farklı bireylerine baktığında diş yapısından ağız açıklığına, kuyruk genişliğinden yüzgeç açılarına, renk dağılımlarından davranışlara kadar inanılmaz geniş bir yelpazede çok geniş bir çeşitliliği tanımlayabilecektir. Gerçekten de, Aquatic Living Resources dergisinde yayımlanan bir makale, bu tür levreklerdeki çeşitliliğin genişliğini analiz etmektedir.
Bize her sincap, her goril, her çam ağacı, her bakteri aynı gelebilir. Bu, onların aynılığından değil, bizim o konudaki cehaletimizdendir. Sincaplar üzerine uğraşan bir mamalog için her bir sincap türü bambaşkadır; hatta aynı türün farklı bireyleri arasındaki farklar bile tabiri yerindeyse kabak gibi bellidir. Halbuki bize 58 cins altında toplanan 285 farklı sincap türünün hepsi aynı gelir: Yemiş peşinde koşan kıllı, dişlek ve komik kuyruklu bir hayvan... Benzer şekilde, Jane Goodall gibi köklü ve on yıllarını primatlara ayırmış bir primatologun bir gorile bakış açısıyla, hayatında gorili anca fotoğraflarda, belgesellerde veya hayvanat bahçelerinde üstünkörü görmüş bir kişinin algısı, kavrayışı ve tespitleri bir olabilir mi? Bizler Gorilla gorilla türü ile Gorilla beringei türleri arasındaki farkı bile ayırt edebilir miyiz? Kaldı ki, Gorilla gorilla gorilla, G. g. diehli, G. beringei beringei, G. b. graueri gibi alt türleri ayırt edebilelim! "Çam ağacı" dediğinizde gözünüzün önünde aynı ağaç canlanır; ama "çam" dediğimiz canlının Pinoideae alt ailesinin halk arasındaki adı olduğunu ve 126 ayrı çam ağacı türü olduğunu biliyor muydunuz? Bakteriler ise apayrı bir dünya... Mikroskop altında bakteri ile arkeyi, hatta bakteri ile paramesyumu bile ayırt etmekte zorlanabilecek olan bizler, on milyonlarca bakteri türü olduğunu öğrendiğimizde "Hepsi aynı canlı işte." deme cüretini nasıl kendimizde buluruz?
Uzun lafın kısası çeşitliliği tanımlamaktaki anahtar nokta, çeşitliliğini araştırdığımız canlıya aşina olma miktarımızdır. Her ne kadar canlıların bazı belli başlı farklılıkları görseniz bile (atların farklı renkte olabileceği, geyiklerin boynuzlarının farklı uzunluklarda olabileceği ve benzeri gibi), eğer ki uzman değilseniz, ince ayrıntıları görmekte zorlanırsınız ya da bunu hiç başaramazsınız. Buna karşılık örneğin söz konusu "modern insan" (Homo sapiens) türüyse, muhtemelen insanlar arasında fark gösterebilecek binlerce özelliği rahatlıkla sayabilirsiniz.
İşte bu, tür içi algıda seçicilik olarak tanımlanabilecek bir kavramdan kaynaklanmaktadır. Bu etki, eğer tür içi algıda seçicilikten söz ediliyorsa ırklar-arası etki (İng: "cross-race effect"), türler arasındaki algıda seçicilikten söz ediliyorsa türler-arası etki (İng: "cross-species effect") olarak da bilinmektedir.
İşin tuhaf tarafı ise, genetik çeşitliliğimizi ölçtüğümüzde görüyoruz ki insanlar, diğer tüm primatlar, memeliler ve omurgalılar arasındaki en düşük çeşitliliğe sahip hayvan türüdür! Hatta iki buğday bitkisi bireyi arasındaki genetik çeşitlilik bile iki insandan daha fazladır! Bu durum, türler arası etki ve tür içi algıda seçicilik kavramının gücünü daha da ilgi çekici kılmaktadır.
İşin biraz daha ayrıntısına inmek için: https://evrimagaci.org/cinlilerin-hepsi-birbirine-benziyor-diger-toplumlara-ve-turlere-ait-bireyleri-neden-birbirinden-ayirt-edemiyoruz-173
Bu konuyu burada detaylıca işlemiştik. Ancak özünde evet, insanlar özellikle de kendi türündeki yüz farklarını görmeye aşırı özelleşmiş beyin bölgelerine sahipler; bu nedenle çok daha hassas bir şekilde ayırt edebiliyoruz. Sincap olsaydık, muhtemelen sincaplardaki fiziksel farklılıkları ayırt etmeye çok meyilli olacaktık. Hatta aşina olmadığımız yüzleri ayırt etmekte zorlanıyoruz, bu nedenle "Çinliler hep birbirine benziyor." demeye meyilliyiz mesela. Ya da "Şempanzelerin hepsi aynı." diyoruz. Bu tamamen aşina olmakla ilgili bir durum; bir primatolog, her bir şempanzenin yüzünün bambaşka olduğunu bilecektir, çünkü o yüzleri görmeye aşinadır. Aslına bakarsanız insanlar arasındaki çeşitlilik, bütün memeliler ve bütün primatlar arasındaki en düşük çeşitliliğe sahip. Yani iki sincabın birbirinden farklı olduğundan çok daha az farklıyız birbirimizden (özellikle de genetik olarak).
Fakat şu da var: İnsan yüzü, cinsel seçilim açısından büyük role sahip. Dolayısıyla birbirimizden çok düşük oranlarla farklı olsak da, o ufak farklılığın büyük bir kısmı yüzde meydana gelen detayların özelleşmesine ayrılmış olabilir; çünkü türümüz için evrimsel anlama sahip.
Araştırma, insan yüzlerinin şekil ve yapısının, vücudun diğer bölümlerine göre çok daha değişken olduğunu ortaya koyuyor. Dahası, yüz yapısıyla ilişkili genler de vücudun diğer bölgelerindeki DNA'dan daha fazla çeşitlilik gösteriyor. DNA çeşitliliğinin fazla olması cevaplardan sadece 1 tanesidir diye düşünüyorum. mayoz bölünmede etkilidir.
Bu konu daha önce kaynaktaki Evrim Ağacı yazısında işlenmişti. Öncelikle insanlar kendi türleri içerisindeki yüz farklarını görmeye özelleşmiş beyin bölgelerine sahip; bundan dolayı daha kolay ayırt edebiliyoruz. Eğer başka bir canlı olsaydık örneğin kedi, diğer kedilerdeki fiziksel farkları anlamakta çok daha meyilli olurduk. Şempanzelerle çalışan bilim insanlarının şempanze yüzlerini daha keskin bir şekilde ayırt edebildiğini duymuştum ayrıca kendi türümüzün içinde bile misal kendimizden uzak bir kültür olan uzak doğuya baktığımızda oradaki insanları bir biriyle aynı görmeye meyilliyiz onlarda aynı şekilde bizleri aynı görürler. Aslında insanlar arasındaki çeşitlilik bütün memeliler arasındaki en düşük çeşitliliktir. Yani iki tane kedinin (veya sincabın :) ) bir birinden farklı olduğundan daha az farklıyız bir birimizden.
Ayrıca insan yüzü cinsel seçilim açısından önemli bir farka sahip. Dolayısıyla bir birimizden çok daha farklı olsak bile o ufak farklılıkların büyük bir kısmı yüzdeki detayların özelleşmesine ayrılmış olabilir; çünkü türümüz için evrimsel anlama sahip.
(Bu cevap urlde Çağrı Mert Bakırcının verdiği cevabın kötü bir replikasıdır :) https://evrimagaci.org/soru/insanlar-farkli-gorunurken-hayvanlar-neden-ayni-gorunur-8934 burada cevabı okuyarak konuyu daha iyi anlayabilirsin. )
Bunun cevabı, hem doğanın işleyişinde hem de bizim nasıl baktığımızda saklı. Biz insanlar, çok uzun zaman önce dünyadaki farklı yerlere yayıldık. Her yerde hava, güneş, yemek gibi şeyler farklıydı. Afrika’da güneş çok güçlüydü, bu yüzden insanların cildi koyulaştı, güneşten korundu. Ama kuzeyde, mesela Avrupa’da, güneş azdı, bu yüzden açık tenli olmak faydalı oldu, çünkü vücut güneş ışığından vitamin alabiliyordu. Soğuk yerlerde burunlar küçülüp daraldı ki soğuk hava ciğerlere gitmeden ısınsın. Sıcak yerlerde ise burunlar daha geniş kaldı. Boyumuz, kilomuz da yaşadığımız yerin yemeklerine ve hayat tarzına göre değişti. Zamanla, bu değişiklikler birikti ve her yerde insanlar biraz farklı görünmeye başladı. Üstelik kiminle çiftleştiğimiz, neyi güzel bulduğumuz gibi şeyler de bu farklılıkları artırdı. Hayvanlara baktığımızda, mesela bütün kaplanların çizgili olduğunu görürüz. Neden? Çünkü o çizgiler onları ormanda saklıyor, hayatta kalmalarına yardım ediyor. Bir kaplanın çok farklı görünmesi, onun avlanmasını ya da gizlenmesini zorlaştırır. Bu yüzden aynı türdeki hayvanlar genelde birbirine çok yakın görünür. Doğada "farklı olmak" bazen dezavantajlıdır. Asıl mesele şu: Biz insanların yüzlerini tanımakta çok iyiyiz. Beynimiz, bir insanın gözlerini, burnunu, saçını hemen fark edecek şekilde çalışıyor. Bu, atalarımızın kimin dost, kimin yabancı olduğunu anlaması için önemliydi. Ama hayvanlara gelince, aynı dikkati göstermiyoruz. İki köpeğin kürkündeki küçük farkları görmezden gelebiliriz, çünkü beynimiz buna pek odaklanmıyor. Oysa köpekler ya da zebralar kendi türündekileri bizim sandığımızdan daha iyi ayırt edebiliyor. Biz insanlar, sadece doğadan gelen farklılıklarla yetinmiyoruz. Saçımızı kesiyoruz, boyuyoruz, kıyafetler giyiyoruz, takılar takıyoruz. Bir de yüz ifadelerimiz, konuşma şeklimiz var. Bütün bunlar, birbirimizden daha da farklı görünmemizi sağlıyor. Hayvanlarda böyle şeyler yok tabi; bir kedi her zaman kedi gibi görünüyor. Aslında genetik olarak insanlar çok da farklı değil. Mesela köpekler ya da maymunlar bizden daha fazla çeşitliliğe sahip olabilir. Ama bizim genlerimiz, cilt rengi ya da göz şekli gibi şeylerde ufak değişikliklerle bile büyük farklar yaratıyor. Ayrıca insanlar sürekli göç etmiş, başka insanlarla karışmış. Bu da çeşitliliği artırmış. Hayvanların birbirine benzediğini düşünmemiz, onların fazla farklı olmaya ihtiyaç duymamasından ve bizim de onlara çok dikkatli bakmamasından kaynaklanıyor. Ama insanlara gelince, hem doğa bizi biraz farklı yapmış, hem de biz kendimizi daha da farklı hale getirmişiz. Üstelik kendi türümüze öyle alışkınız ki, en küçük farkları bile hemen fark ediyoruz. Belki hayvanlar da kendi aralarında "Ne kadar farklıyız" diye düşünüyordur, ama biz bunu göremiyoruz.