Zeka bana göre bağlantı kurmaktır. Birbirinden farklı şeyleri ilişkilendirebilmek, yorumlayabilmek ve olası sonuçları değerlendirebilmektir. Bir kişi çok zeki olabilir fakat elinde bağlantı kuracak bilgisi yoksa, zeka pek işe yaramaz. Bu durumda, yeni bilgiler öğrenmek, var olanı pekiştirmek oldukça önemlidir bana göre.
Benim için zeka ve bilgi tıpkı bilgisayarlarda bulunan ekran kartı ve işlemci gibi. Biri çok iyi olsa da diğeri de belirli bir seviyede olmazsa, performans gösteremez. Zeka olarak zaten istisna değilseniz belirli bir düzeydesinizdir. Bunu geliştirmek için daha çok bilgi ve deneyime ihtiyacımız var sadece. O yüzden okumaya, izlemeye daha önemlisi merak etmeye önem verin. Bir şey nasıl oluyor diye sorgulamayın sadece, neden oluyor diye de sorgulayın. Şüphesiz sorgulayan insan gelişen insandır.
İnsanın Sınırları Nedir?
İnsanın sınırları, hem fiziksel hem de zihinsel olarak, doğuştan gelen yeteneklerimiz, çevresel koşullar ve kişisel çabalarımızla şekillenir. Bu sınırlar, bazen bir "daire" gibi algılanır; bize biçilmiş, kaçınılmaz bir alan gibi görünebilir. Evet, bu düşünce hayal kırıklığı yaratabilir. Ne kadar çabalasak da bir Newton, Farabi, Platon ya da Einstein olamayacağımız fikri, insan potansiyelinin ulaşılmaz zirveleriyle yüzleştiğimizde içimize bir ağırlık çökebilir. Ancak bu durum, bir son değil, aksine kendi yolculuğumuzu keşfetmek ve sınırlarımızı zorlamak için bir başlangıç noktası olabilir.
Bu sorular gerçekten de insanlığın en temel felsefi meselelerine değiniyor. "Sınır" kavramının kendisi paradoksal - bir yandan gerçekten var olan kısıtlamalar, öte yandan belki de aştığımızda fark ettiğimiz hayali duvarlar.
Zeka meselesine gelince, bence burada büyük bir kavram karmaşası var. IQ testleri veya akademik başarı gibi ölçümler zekanın çok dar bir kesitini yakalıyor - sanki bir orkestranın sadece flüt sesini dinleyip tüm müziği değerlendirmek gibi. Newton'un matematiksel zekası, Farabi'nin felsefi kavrayışı, Platon'un soyutlama yetisi, Einstein'ın düşünce deneylerindeki yaratıcılığı... Bunların hepsi farklı türde zeka manifestasyonları.
Zeka, toplumda sıklıkla bir "değer gösterisi" olarak ele alınır. Genellikle IQ testleri gibi araçlarla ölçülür ve bu, zekanın karmaşık doğasını basite indirgeyen bir yaklaşım gibi hissedilebilir. Peki, bu ölçümler gerçekten neyi ifade eder? IQ testleri, bilişsel yetenekleri (örneğin problem çözme, mantık yürütme) değerlendirse de, yaratıcılık, duygusal zeka, pratik beceriler gibi insan varoluşunun diğer önemli yönlerini göz ardı eder. Bu durumda, zekanın kolayca ölçülüp bir insanın sınırlarını belirlediği fikri yanıltıcıdır. Zeka, hayalleri yıkan ya da ufkumuzu daraltan bir engel değil, aksine onu nasıl kullandığımıza bağlı olarak sınırlarımızı genişletebileceğimiz bir araçtır.
Peki, zeka neden bu kadar kolay ölçülüyormuş gibi görünüyor? Bunun nedeni, toplumun zekayı standardize etme ve karşılaştırma ihtiyacıdır. Ancak bu ölçümler, bir insanın gerçek değerini ya da potansiyelini tam olarak yansıtmaz. Zeka, varoluşumuzun yalnızca bir parçasıdır ve tek başına bizi tanımlamaz.
Belki de asıl soru şu: Bu isimleri neden "aşılmaz" görüyoruz? Newton fizikte devrim yaptı ama bugün bir lise öğrencisi onun bilmediği şeyleri biliyor. Einstein bile "Ben özel bir yeteneğe sahip değilim, sadece tutkulu bir meraklıyım" diyordu.
Daireyi Genişletmek İçin Ne Yapmalıyız?
Kendi sınırlarımızı, yani bize biçilen "daireyi" genişletmek mümkün mü? Kesinlikle evet! Bu süreçte izlenebilecek bazı yollar:
[1][2]
Zeka kolayca ölçülen, hatta tam olarak nedir ne değildir bilinen bir şey bile değildir. IQ testleri ve benzerleri bir tahmin yürütme metodundan ibarettir. İyi çalışır ama bu testlerin sonuçları illa zekayı göstermez.
Saydığınız isimler ve daha fazlası sadece iq'lqrı yüksek olduğu için başarılqr göstermediler. Hatta açıkçası çoğuna iq testi yapılmadığı için zaten tam olarak iq'larını bilemeyiz. Saydığınız isimleri farklı dönemlerden seçmişsiniz. Her birinin yüzyılında ve çevresinde bilinen çok farla büyük bilim adamı vardır. Peki Platon'dan 200 yıl sonra - Farabi'den yüzyıl önceye kadar kimler var? Farabi'den 200 yıl sonra - Newton'dan 150 yıl önce kimler var? Birden bire büyük bilim adamı ve filozof sayısı azalıyor. İnsanların o ara iq'su mu düştü? Peki 2300 yıl önce Özbekistan'da İran'da neden Platon, Arşimet yoktu? Neden 1000 yıl önce Yunanistan'da Farabi Ibn-i Sina, Bruni, Cahiz yoktu? Neden her ikisinde de 300 yıl önce Newton yoktu? Bölgeye göre de mi iq belli yüzyıllarda yükselip alçalıyor?
Bazı şeyler doğru zamanda doğru yerde olup doğru şeyleri yapmakla ilgilidir. Bu kişiler şüphesiz büyük adamlardı ancak başarılarını doğuştan gelen özelliklerine indirgemek hem onlara haksızlık olur, hem de esas gerçekten kaçmak olur. Başarılqrının sebebi bir daire meselesi değil, kantarla ölçüm yapmak kadar basit bir kökene de sahip değil. Daha çok bir sinerji meselesi. Pek çok etkenin doğru bir biçimde birleşmesi ile ilgili. Bunlqrın bir kısmı onların zihni ile ilgili, bir kısmı çevrelerinin özellikleri ile ilgili bir kısmı da şans-tesadüf. Hayatlarında yapabileceğimiz bir kaç ufak değişiklilikle onlar hiç bilemeyeceğimiz insanlara dönüşebilirlerdi.
Umarım sen de kendi yatkın olduğun alanı bulup, ona göre kendini geliştirip ona göre fırsatlar elde edip değerlendirmeyi başarırsın.
İşleyen Demir Meselesi!
İşleyen demir zeka, demirin işleyişi akıl ( pratik ve sınama) olmak üzere, ilki potansiyeli ikincisi ise realiteyi ifade eder. Bu dünyanın harcadığı zeki insan sayısını hayal bile edemeyiz. Sorunuzda sıraladıklarınız kuyudan çıkabilenler ve ya keşfedilip çıkarılabilenlerden ibaret.
Ne yazık ki bizler tür olarak zekayı ve aklı birlikte ve efektif olarak kullanmaya başladığımız günden beri, ki yerleşik yaşama geçiştir, boynumuza ve “kaderimize” bir pranga olarak vurduğumuz sınıfları da ve vesilesi ile sömürüyü de keşfettik.
İşte o gün bu gündür bize bu keşfi yaptıran ikilinin bir daha asla bir araya gelmemesi ya da daha doğru bir ifade ile tekelimizde kalması için hiçbir şeyi yapmaktan geri durmadık. Her düşüneni yaktık, astık, kestik, boğduk. (Biz değil egemenler)
Modern çağımızda da her ne kadar bu denli aleni ve vahşi bir yol ve yöntem izlemesek de, eğitim adı altında, bizden veya bize hizmete amada olmayana yönelik aynı acımasız tavrı çok daha sinsice sürdürdük ve sürdürmeye de devam ediyoruz. (Biz değil egemenler)
Her çocuğu, mensubu ya da hizmetine amade olabileceği sınıfa göre (Üreten emek veya asalak sömürücü sınıf olarak) tasnif edip bize yarayacak olan her cevheri, bulunduğu kuyunun dibinden çıkarırken büyük çoğunluğunu (ki çoğu yoksul, emekçi halk çocuğudur), cevher olarak bulunduğu kuyunun dibinden çıkarıp ışımasına vesile olacağımıza, eğitim adı altında dibinde cevher olan o kuyuyu taş ile doldurmanın derdine düştük. (Biz değil egemenler, güncel adları da burjuvazi, önceki adları ise feodal beyi, engizisyon, bir önceki adları ise köle sahibi efendi olanlar)
İşte bugün içine sığamadığımız dairenin darlığının nedeni bu: İradi olarak egemen tarafından her tür alanımızın daraltılması (Siyasi, sosyal, felsefi, bilimsel, ahlaksal ve özellikle ekonomik).
Aşılabilir mi, elbette. Bunu aşmanın mücadelesini o ilk ayrışmadan beri verenler var ve fakat ne yazık ki bir bedeli var. Bu bazen yediğimiz en leziz acılı Adana’yı yerken bile ödeyeceğimiz terleme bedelinden başlar Nesimi’ye kadar varır.
“Heyhat” türümüzün hiçbir mensubu, hiçbir devirde ve hiçbir şekilde, hiçbir mızrağı çuvala sığdırmayı başaramamıştır. Her şey ileriye akar. Bunu bize evrim, doğanın diyalektiği ile evrenimizin devinimi, kanıtları ile söyler. Bu güne kadar toplamda ( biraz geri çekilip, türümüzün tarihsel seyrine uzaktan baktığımızda, görünen genel eğrinin yönü itibarı ile) ve türümüzün kolektif yararı lehine hep yükselen eğri sabitini çürüten hiçbir argüman ileri sürülememiştir.
Mesele teslim olmamakta. Israrla araştırmaya, hayır diyebilme erdemini ve cesaretini göstermeye, öğrenmeye, gelişmeye ve geliştirmeye, acaba demeye ( bilimsel kuşkuculuk anlamında) bir kar makinesi gibi gerektiğinde tıkanan yolları da açmaya talip olarak: Mücadeleye devam…
İşte o zaman bilecek ve göreceğiz ki; devinen bir evrende, evrimleşemeye devam eden homo sapiens için hiçbir konuda sınır konamaz. Bir ayrık otu yahut kaplumbağa için de geçerli olmak üzere tevazusu ile . Sevgiyle…