Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Merhabalar.
Toplumdan yozlaşma dediğimiz bu var olan durumu iki farklı şekilde açıklayabiliriz. Bu durum bilinçli veya bilinçsiz olabiliyor.
İlk önce bilinçsiz, yani farkında olmadan aslında toplumdan uzaklaştığımız, yozlaştığımız bir düşünsel sisteme bakalım. Toplumların belli tabuları, belli kalıpları vardır ve bu kalıplara göre yaşayışlarını devam ettirirler. Gün ola ki bu toplumun prangalarından kurtulan, yani esir hayatından kurtulup kendi düşünsel çizelgesini oluşturabilen , kendi aklını kullanabilen bir insan çıktığı zaman o toplumdan soyutlanır, ister istemez ayrılır. Çünkü senin fikirlerin toplumun ideallerine ters düşüyor ve dolayısıyla toplumdan dışlanıyorsun; bu bildiğimiz hemen her filozofta veya bilim insanında böyleydi.
Bir de ikinci grup var. Ben bu gruba birazcık romantizm duygusuyla hareket edenler şeklinde yorumluyorum. Toplumdan fikir olarak değil, görünüş olarak farklılaşmak istiyorlar. "Onlarla aynı olmamalıyım" düşüncesi aslında bunun altında yatıyor. Dolayısıyla kendilerini toplumdan farklı bir kümeye atıyorlar; bunlar da ikinci grup.
Ama unutmamalıyız ki aklını kullanabilme cesareti gösterebilmiş her radikal fikir veya her varlık gösterebilen insan toplumdan hemen hemen her zaman soyutlanmıştır; bu mecburi olarak bir gerçekliktir.
Kısa cevap: Sakız çiğnemek çene hattınızı belirgin hâle getirdiğini gösteren sağlam bir kanıt yok, aşırı çiğnemek ise çene eklemi ve çiğneme kasları için gerçek bir risk taşıyor. Yani "jawline sakızı" diye bir şey, eczanede de internette de aynı derecede raf süsü.
Neden böyle? Çiğneme kası (masseter) çalıştıkça hacmi artabilir, bu doğru. Ama bu, kalın ve gergin bir kas demek, estetik olarak "keskin çene" demek değil. Çene hattının görünümünü esas belirleyen şeyler kemik yapısı (alt çene açısı, çene ucu), genetik, yüzdeki yağ oranı ve yaşla gelen doku değişimleridir. Sakız bunların hiçbirini değiştirmez. Üstelik kas büyürse yüz keskinleşmez, kareleşir ve genişler. Estetik kliniklerinin masseter kasına botulinum toksini uygulayıp kası küçültmesinin sebebi de tam bu: insanlar zaten çok çiğneyen, kası aşırı gelişmiş çeneyi daraltmak istiyor.
Zarar kısmı ise sizin duyduğunuz uzmanların haklı olduğu yer. Sürekli ve uzun süre sakız çiğnemek şunlarla ilişkilendirilmiş:
Şunu da ekleyeyim, bu çalışmaların çoğu ilişki gösteriyor, "sakız mutlaka hasar yapar" demiyor. Ama kazancı olmayan bir şeyin riskini göze almak için de bir sebep göremiyorum.
Süre ne olmalı? Jawline için hiçbir süre önerilmez, çünkü ortada kanıtlanmış bir fayda yok. Sakızı ağız kokusu veya tükürük salgısını artırmak için kullanıyorsanız, şekersiz ve yemekten sonra en fazla 10 ila 20 dakika çiğnemek makul kabul edilir. Çene ağrısı, çıtırdama ya da yorgunluk başlarsa bırakın. Ağrı geçmiyorsa diş hekimine veya çene cerrahisine gidin. Sert "mastic" ya da jawline egzersiz aletleri ise sakızdan daha iyi değil, aynı eklem üzerine bindirilen daha sert bir yük.
Yüz hattı için gerçekçi olan şey ise genel yağ oranı, uyku, duruş ve yaşla birlikte değişen yüz yapısını kabullenmek. Bunun için satılan hiçbir ürünün mucize vaat etmesine inanmayın.
kısa cevap: evet, ama çok nadir ve neredeyse hep belirli koşullarda. fareler ve özellikle sıçanlar uyuyan insanın kulağını, yüzünü, parmaklarını kemirebilir. fakat kulak onların özel hedefi değil, ulaşabildikleri yumuşak doku ve yiyecek kokusu belirleyici oluyor.
neden kemirirler? kemirgenlerin kesici dişleri hayat boyu uzar. dişlerini aşındırmak için sürekli bir şeyleri kemirmek zorundadırlar, kablo, ahşap, plastik, sabun, ne bulurlarsa. bu davranış beslenmeden bağımsız bir ihtiyaçtır. insan dokusunu kemirmeleri ise başka bir konu. sıçanlar fırsatçı ve her şeyi yiyen hayvanlardır, aç kaldıklarında ve insanla aynı ortamı paylaştıklarında yaralı, uyuşmuş ya da hareketsiz bir canlıya yönelebilirler.
gerçekte ne görülüyor?
asıl risk yara değil, bulaşan hastalıklar. sıçan ısırığı ateşi (Streptobacillus moniliformis), leptospiroz ve yara enfeksiyonları, tetanoz gibi riskler ısırığın kendisinden daha ciddi olabilir. ısırık ya da kemirilme şüphesi varsa yarayı bol sabunlu suyla yıkayın, bir sağlık kuruluşuna gidin, tetanoz aşı durumunuz sorulacaktır. ateş, eklem ağrısı ya da döküntü birkaç gün sonra çıkabilir, bunu da hekime söyleyin.
evde fare sesi duyuyorsanız asıl çözüm yatak odasını yiyecek artığından arındırmak, giriş deliklerini kapatmak ve profesyonel haşere kontrolü almak. kulağınızı korumak için panik gerekmiyor, ama istilayı da hafife almamak lazım.
Tek çenekliler de ksilem ve floemi, çift çeneklilerle aynı ilk adımla yapar: apikal meristemin hemen altında oluşan prokambiyum ipliklerinden. Aradaki fark, çift çeneklilerde prokambiyumun bir kısmının kambiyum olarak kalıp ikincil ksilem ve floem üretmeye devam etmesi, tek çeneklilerde ise prokambiyumun genellikle tamamen olgun dokuya dönüşmesidir. Yani sorun "nasıl oluşurlar" değil, "kambiyum kalmaz" kısmında.
Birincil büyüme aşaması (her iki grupta ortak):
Tek çenekli demetinin özelliği: Prokambiyumun tüm hücreleri ksilem veya floeme dönüştüğü için ksilem ile floem arasında bölünebilen bir şerit kalmaz. Bu yüzden demetlere kapalı demet denir. Demetler gövdede tek bir halka yerine dağınık dizilir (ataktostel). Kambiyum olmadığından kalınlaşma ikincil odun ve kabukla olmaz. Mısır, buğday veya çimen gövdesinin odunlaşıp yıllık halka yapmamasının sebebi budur.
İstisnalar: Bazı tek çenekliler yine de kalınlaşır. Palmiyelerde bu, uzun süre bölünmeyi sürdüren birincil kalınlaşma meristemi ve yaygın parankima büyümesiyle olur. Dracaena, Yucca ve Aloe gibi cinslerde ise gövde kenarında ikincil kalınlaşma meristemi bulunur ve bu meristem yeni, dağınık vasküler demetler üretir. Bu yapı çift çeneklilerdeki vasküler kambiyumla homolog değildir, ayrı evrilmiş bir çözümdür.
Deniz biyoloğu olarak küçük bir not düşeyim, deniz çayırları (Posidonia, Zostera) da tek çeneklidir! Onlarda ksilem iyice körelmiştir, çünkü su doğrudan yapraklardan alınır. Yine de aynı temel plan, prokambiyumdan türeyen kapalı demetler, orada da işliyor.
Şahsi düşüncemi paylaşıyorum yanlış anlaşılmasın.Ahlakın toplumda yerleşik olma sebebi; insanların tek başına yaşayamayıp aksine grup yapısı içinde hayatta kalmasından ve bunun getirdiği davranışsal iletişimden doğan, yazılı olmayan kurallar bütünü olmasıdır.Elbette uyulması veya uyulmaması durumunda kişilerin çekebilceği fiziki ya da zihinsel yaptırımların olduğu; ancak bu yaptırımların bizzat toplum tarafından uygulandığı bir sistemdir.Aksi halde bu zaten bir hukuk kuralları bütümü olmazmıydı? "Ahlakın toplumda yerleşik hale gelmesi" değil de aslında ahlak oluştuğunda bir "toplum" haline gelmemiz bana daha doğru geliyor. Yani bence topluluk dediğimiz olgu, tamamıyla ahlakın doğununun bir sonucudur.Ahlak elbette değişebilir ve bozulabilir bir şeydir; ancak bu değişim hiç bir zaman hızlı olmaz.Suyun kayayı aşındırması gibi yıllar boyu sürüp giden ve topluluğu etkileyen sebep-sonuç ilişkileri neticesinde değişen bir süreçtir.