Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
DNA'nın çift sarmal yapısının keşfi, kalıtımı soyut ve felsefi bir tartışma olmaktan çıkarıp doğrudan kimyasal bir mekanizmaya bağladığı için biyolojinin en net dönüm noktasıdır. Bu model sayesinde genetik bilginin hücrede nasıl depolandığı, hangi kuralla kopyalandığı ve nesillere nasıl aktarıldığı ilk kez fiziksel ve doğrulanabilir bir temele oturmuştur.
1953 öncesinde genetik materyalin proteinler olduğu varsayılıyordu. Dört bazdan oluşan nükleik asitlerin böylesine karmaşık bir yaşam çeşitliliğini kodlayamayacağı yönündeki ezber, çift sarmal modeliyle çöktü. Modelin en kritik özelliği, iki ipliğin birbirine antiparalel uzanması ve adenin ile timinin, guanin ile sitozinin karşılıklı hidrojen bağlarıyla eşleşmesidir.
Bu eşleşmenin getirdiği tamamlayıcılık kuralı, biyolojideki kopyalama bilmecesini tek hamlede çözdü. Bir iplikteki baz dizilimi biliniyorsa karşı ipliğin ne olacağı kaçınılmaz bir kimyasal zorunluluk haline gelir. Hücre bölünürken iki iplik ayrılır ve her biri yeni bir iplik sentezi için kalıp oluşturur. Yaşamın devamlılığı için mistik açıklamalara gerek kalmamış, süreç termodinamik kurallara dayalı somut bir kimyaya bağlanmıştır.
Ayrıca doğrusal baz diziliminin tespiti, genetik kodun ve mutasyonların temelini açığa çıkardı. Bu dizilimdeki harf hatalarının evrimsel değişimin ve patolojilerin kaynağı olduğu kanıtlandı. Bugün laboratuvarda bir virüsün varyantını saatler içinde dizileyip mutasyon haritasını çıkarabiliyorsak, bunu çift sarmalın sunduğu evrensel ve okunabilir dijital mimariye borçluyuz. Canlılık, çift sarmalla birlikte tahmin yürütülen bir alan olmaktan çıkıp ölçülebilen moleküler bir bilime evrilmiştir.
Kısa ve net cevap: Hayır, kopan bir dil karaciğer gibi sıfırdan kendini yenileyip eski boyutuna veya biçimine geri büyüyemez. Dil dokusu yaralanmalara karşı olağanüstü bir hızla iyileşir ve yüzeyini hızla kapatır, fakat kaybedilen o karmaşık kas kütlesi yeniden üretilmez, geriye sadece iyileşmiş eksik bir doku kalır.
Ağız içi biyokimyası aslında tam teşekküllü bir acil müdahale ekibi gibi çalışır. Tükürüğün içindeki epidermal büyüme faktörü (EGF) ve histatin gibi küçük ama inanılmaz marifetli proteinler, hasar anında olay yerine üşüşüp epitel hücrelerine resmen yangından mal kaçırır gibi bölünme emri verir. Yüzeydeki epitel tabakası ve tat tomurcukları bu sayede şaşırtıcı bir hızla toparlanır. Zaten tat tomurcuğu hücreleri normal şartlarda da ortalama on günde bir kendini sıfırlayan çok dinamik bir ekiptir. Ancak iş derin kas tabakasına ve dilin o üç boyutlu mimarisini baştan örmeye geldiğinde hücresel kadro resmen havlu atar.
Dil sadece düz bir et parçası değil, birbirine çapraz bağlanan sekiz farklı kas grubunun milimetrik uyumla çalıştığı yapısal bir şaheserdir. Kökten veya büyük bir parçası koptuğunda, vücudumuzda bu karmaşık mimariyi sıfırdan kurduracak bir morfogenetik harita tekrar devreye girmez. Karaciğerin yaptığı o meşhur telafi edici hücre çoğalması numarası maalesef dilde sökmez. Kas dokusundaki hasarda sahneye hemen fibroblastlar fırlar ve ortalığa bolca kolajen yığar. Yani organizma kayıp kas liflerini yeniden üretmekle uğraşmaz, açılan boşluğu hızla fibröz bir yara dokusuyla mühürleyip çekilir. Aksolotl gibi uzuvlarını kusursuzca baştan var eden canlıların aksine, memelilerde bu çapta bir epimorfik rejenerasyon programı bulunmaz.
Eğer geçmişte birinin dili o bahsettiğin korkunç aletlerle koparıldıysa, kişi yoğun kanamadan veya enfeksiyondan hayatta kalmayı başarsa bile geriye kalan şey sadece büzüşerek kapanmış, işlevini büyük oranda kaybetmiş bir dil kökü olurdu. Tükürükteki proteinlerin desteğiyle yara yüzeyi hızla örtülse de eksilen kas kütlesi asla tekrar uzamaz.
Bir prizde hem faz hem nötr bulunmasının nedeni, elektrik akımının ancak kapalı bir devrede akabilmesidir. Enerjiyi lamba, ütü ya da şarj cihazı gibi bir alıcıya taşıyan akımın hem gidebileceği hem de geri dönebileceği iki yola ihtiyaç vardır. Faz hattı enerjiyi cihaza getirir, trafodan gelir ve ülkemizde nötre göre yaklaşık 230 V gerilime sahiptir. Nötr hattı ise akımın cihazdan geçtikten sonra trafoya geri döndüğü dönüş yoludur ve potansiyeli yaklaşık 0 V'tur. Evlerdeki şebeke alternatif akımdır (AC), yani akım saniyede 50 kez yön değiştirir ve faz ucundaki gerilim sürekli salınır. Cihaz, faz ile nötr arasındaki gerilim farkıyla çalışır. Yalnızca faz olsaydı akımın dönecek bir yolu olmazdı, devre tamamlanamazdı ve cihaz çalışmazdı. Cihaz fişe takılıp açıldığında ise devre kapanır: akım fazdan cihaza girer, işini yapar ve nötrden geri döner. Prizdeki üçüncü bağlantı olan topraklama hattı normalde akım taşımaz; cihazda bir kaçak olduğunda akımı güvenle toprağa aktararak elektrik çarpmasını önler. Nötr hattı 0 V civarında olsa da prize çıplak elle müdahale etmek tehlikelidir, çünkü faz ile toprak arasında kalmak da çarpılmaya yol açar.
Bu durumun temel sebebi, pişmiş yumurtadaki kükürtlü uçucu bileşikler ile çiğ domatesteki aldehitlerin ağız içinde yarattığı kimyasal çatışma ve koku reseptörlerinizdeki genetik farklılıklardır. Yumurta piştiğinde proteinler denatüre olup kükürt açığa çıkarır, çiğ domatesle temas ettiğinde ise bazı burunlar için adeta bir duyusal alarm durumu başlar.
Yumurtayı tavaya attığınız anda albümin gibi proteinlerin o muntazam katlanmaları çözülür, sistein ve metiyonin gibi kükürtlü amino asitler serbest kalır. Pişme ısısıyla ortaya çıkan hidrojen sülfür ve dimetil sülfit gibi uçucu kükürt bileşikleri, pişmiş yumurtanın o karakteristik kokusunu oluşturur. Çiğ domates tarafında ise lipoksijenaz enzimi harıl harıl çalışır ve taze, çimensi kokuyu veren heksenal ile heksanal gibi doymamış aldehitleri üretir. Bu iki molekül grubu aynı tabakta veya çatala bulaşan mikroskobik bir kalıntıda buluştuğunda, koku reseptörlerinde birbirini dengelemek yerine metalik, bayat ve balıksı yeni bir koku algısı tetikler.
Eşinizin bu ikiliye bayılıp sizin en ufak bulaşta bile rahatsız olmanızın arkasında ise koku reseptörü genlerinizdeki varyasyonlar yatar. İnsan genomunda koku algısından sorumlu yüzlerce reseptör geni bulunur ve tek bir nükleotit farkı bile belirli bir aldehit veya kükürt türevine olan hassasiyeti katbekat artırabilir. Sizin koku alma sisteminiz bu bileşimi çürümüş veya bozulmuş bir gıda uyarısı gibi işlerken, eşinizin reseptör profili bu kimyasal sinyalleri gayet uyumlu bir lezzet olarak algılar.
Domates piştiğinde, yani menemen olduğunda durumun düzelmesi ise tamamen sıcaklık ve enzim kinetiğiyle ilgilidir. Yüksek sıcaklık domatesteki lipoksijenaz enzimini denatüre ederek sert aldehitlerin sentezini durdurur. Çiğ domatesin uçucu yeşil bileşikleri ısı etkisiyle buharlaşır ya da parçalanır, yerini furanlar gibi karamelimsi ve tatlı pişmiş aroma bileşiklerine bırakır. Kükürt bileşikleriyle kafa kafaya çarpışacak çiğ aldehit kalmadığı için ortaya çıkan kimyasal tablo rahatsız edici olmaktan çıkar.
Evet, Türkiye'de DEET içeren sinek kovucular var, fakat sıradan bir süpermarket reyonunda bulamamanız gayet beklenen bir durum. Piyasada hâlâ satışı süren Off! Max (yaklaşık yüzde 28 ile 30 DEET) ve mavi ambalajlı klasik Sinkov sprey (yüzde 12 DEET) doğrudan bu etken maddeye sahip. Daha yüksek konsantrasyon arıyorsanız outdoor ve kamp malzemesi satan yerlerde ya da seyahat sağlığı odaklı ithal ürünlerde Lifesystems Expedition gibi yüzde 50 oranında DEET içeren seçenekleri bulabilirsiniz.
Bulamamanızın ilk sebebi, internetin her köşesine sinen o bitmek bilmeyen 'kimyasal zehirdir, bitkisel olan şifadır' hezeyanı. Sosyal medyada iki video izleyip kendini zehirlenmiş sanan popüler algı sağ olsun, üreticiler de bu kolektif evhamı paraya dönüştürmeyi seçti. Şişelerin üzerine büyük harflerle 'DEET içermez' yazıp içine lavanta veya limon otu yağı dolduruyorlar. Ancak o çok övülen aromatik yağlar yirmi dakika sonra uçup gittiğinde sivrisineklerin insafına kalıyorsunuz.
İkinci ve bilimsel açıdan makul sebep ise ikaridin (picaridin) maddesinin sektöre yerleşmesi. DEET, böceklerin koku reseptörlerini bloke eden ve onlarca yıldır güvenilirliği kanıtlanmış altın standart bir molekül, fakat saat camını, plastikleri ve sentetik kumaşları eritmek gibi huyları var. İkaridin ise plastiğe zarar vermeyen, kokusuz ve cildi daha az yorucu olan daha güncel bir alternatif. Dünya Sağlık Örgütü ve CDC gibi kurumlar da ikaridini koruyuculuk süresi ve etkinlik bakımından DEET ile eşdeğer kabul ediyor.
Kısacası, eczanelerden veya güvenilir internet satıcılarından Off! Max veya klasik Sinkov sorabilirsiniz. Tropikal bir sıtma bölgesine gitmiyorsanız ya da çalılıklarda kene kovalamıyorsanız, kutusunda etken madde olarak yüzde 15 ile 20 ikaridin yazan ürünler de sinir sisteminizi yıpratmadan işinizi görür.
İnsanlar için yanıt net bir hayır. Bir bebeğin anne karnında ikizini kelimenin gerçek anlamıyla avlaması, ağzıyla yemesi ya da sindirmesi biyolojik olarak mümkün değildir. Popüler kültürde dolaşan bu iddianın temelinde iki ayrı biyolojik gerçek yatar. Biri insanlarda görülen hücresel geri emilim süreçleri, diğeri ise doğada bazı hayvanlarda kelimenin tam anlamıyla gerçekleşen rahim içi yamyamlık.
İnsan gebeliklerinde bahsedilen durum çoğunlukla kaybolan ikiz sendromu (vanishing twin syndrome) ile ilgilidir. Çoklu gebeliklerin erken evresinde ikizlerden birinin gelişimi durduğunda, ölen embriyonun dokuları diğer kardeş tarafından yenmez. Bu dokular ve sıvılar anne rahmi, plasenta ve kısmen hayatta kalan fetüs tarafından pasif biçimde geri emilir. Çok nadir durumlarda iki embriyo hücresel düzeyde kaynaşıp tek bir bireyde iki farklı genetik profil oluşturabilir (kimerizm) veya gelişim kusuru sonucu parazitik ikiz vakaları ortaya çıkabilir. Bunların hiçbiri bir avlanma veya beslenme davranışı değildir.
Doğanın geri kalanına baktığımızda ise işler değişir, çünkü doğa hiç de pamuk şeker tadında bir yer değildir. Rahim içi yamyamlık (intrauterin kannibalizm), bazı canlılarda çok net bir evrimsel hayatta kalma stratejisidir. En bilinen örneği kum kaplanı köpekbalıklarıdır (Carcharias taurus). Anne rahminde ilk gelişip dişleri beliren embriyo, henüz savunmasız olan kardeşlerini ve döllenmemiş yumurtaları kelimenin gerçek anlamıyla yer. Doğuma yalnızca bu amansız yarıştan sağ ve tok çıkan tek bir yavru ulaşır. Benzer şekilde bazı semender türlerinin yumurta kanallarında da erken gelişen yavruların zayıf kardeşlerini tükettiği belgelenmiştir.