Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
bence bu sepbi Uzay zaman boşluk için olan kütle çekim dolayı iki gezegen gaz ve o dolayı çekirdek güçlü kütle çekim gücü yüzde yani kısaca tamam bencd böyle ve ö
rnek.2 tane mıknatıs al eline ve 2. ya iter yada çeker bence Güneş uzay zaman boşluk olan kütle çekim zıt kuvvet
Evet, ince bağırsakta fiziksel sindirim gerçekleşmektedir.[1][4][5] Sindirim sistemimiz aldığımız besinleri emilebilir maddelere dönüştürmek için mekanik ve kimyasal işlemleri birlikte kullanmaktadır.[1] Mekanik sindirim besinin kimyasal niteliğini değiştirmemektedir.[1] Bu fiziksel işlem besini küçülterek hem yüzey alanını hem de hareketliliğini artırmaktadır.[1] Ancak mekanik sindirimin sadece ilk basamaklarla sınırlı olduğu düşüncesi yanlıştır, çünkü bu süreç besin ağızdan çıktıktan sonra da sürmektedir.[1]
İnce bağırsak mideden uzağa doğru duodenum, jejunum ve ileum bölümlerine ayrılmaktadır.[4] Buradaki ilk mekanik süreç segmentasyon (İng: "segmentation") hareketidir.[4] Segmentasyon kimusu kanalda ileriye doğru zorlamamaktadır.[4] Fakat kısmen sindirilmiş besin ve mide özsuyu karışımı olan kimusu sindirim sıvılarıyla karıştırarak mukozaya doğru itmektedir.[2][4] İkinci mekanik süreç emülsifikasyon (İng: "emulsification") olayıdır.[5] Emülsifikasyon, karaciğerin üretip duodenuma gönderdiği (safra kesesinin ise depolayıp yoğunlaştırdığı) safranın büyük yağ damlacıklarını küçük damlacıklara ayırmasıdır.[5] Bu ayrışma fizikseldir.[5] Böylece safra tuzları emülsiyon oluşturarak pankreas lipazlarının etki edebileceği yağ yüzeyini artırmaktadır.[3]
Kimyasal sindirim ise enzimlerle gerçekleşmektedir.[6] Örneğin yüzeyi genişleyen yağlarda pankreas lipazı her trigliseridi hidrolizle iki serbest yağ asidine ve bir monogliseride parçalamaktadır.[3][6] Mikrovillus zarlarındaki enzimler de karbonhidrat ve protein sindirimini tamamlamaktadır.[4] Küçülen bu alt birimler, dairesel kıvrımlar, villuslar ve mikrovilluslarla genişleyen mukozanın epitel hücrelerinden villuslardaki kan kılcallarına veya lakteal adlı lenf kılcallarına geçmektedir.[1][4][6] Sindirim hücresel solunum değildir.[7] Bunun yerine sindirim, emilim ve taşıma süreçleri, hücrelerin sitoplazma ve mitokondride hücresel solunumla ATP üretebilmesi için gereken maddeleri sağlamaktadır.[1][6][7]
Konunun ayrıntılarını Sindirim yazımızda bulabilirsiniz.
Kısa ve net cevap: Hayır! Yüze sarımsak sürmek ne olmayan bir kökten yeni sakal çıkarır ne de var olan telleri kalınlaştırıp gürleştirir. Üstelik gür bir sakal hayali kurarken cildinizi yakma ve var olan köklere de zarar verme riskiniz epey yüksek!
Sakal gelişimi tamamen genetik kodlarımız ve vücudumuzdaki androjen hormonları, özellikle testosteron ile dihidrotestosteron (DHT) arasındaki biyolojik iletişime bağlıdır. Derimizin altında genetik olarak programlanmış bir kıl folikülü yoksa, dışarıdan sürülen hiçbir bitki veya karışım oraya sıfırdan yeni bir folikül ekleyemez. Sarımsak hormon dengenizi ya da genetik yapınızı değiştiremeyeceğine göre, kıl kökü bulunmayan yerlerden sakal fışkırtması biyolojik olarak imkansızdır!
Peki bu şehir efsanesi nereden çıktı? Tıpta alopesi areata, yani halk arasındaki adıyla sakalkıran veya saçkıran gibi otoimmün kaynaklı bölgesel dökülmelerde sarımsağın içindeki allisin ve kükürtlü bileşikler araştırılmıştır. Bazı küçük klinik çalışmalarda, sarımsak jelinin bölgesel kan dolaşımını artırarak ve bağışıklık tepkisini hafifçe uyararak dökülen kılların yeniden çıkmasına destek olabileceği görülmüştür. Fakat bu durum, zaten var olan ama bağışıklık sistemi saldırısıyla dökülmüş köklerle ilgilidir, genetik olarak sakal çıkmayan bir bölgede yeni sakal üretmekle hiçbir alakası yoktur!
İşin en tehlikeli boyutu ise cilt sağlığıdır. Çiğ sarımsağı ezerek cilde doğrudan sürmek temas dermatiti ve kimyasal yanıklara yol açabilir. Sarımsaktaki yakıcı enzimler yüz gibi ince ve hassas bir deride kızarıklık, su toplama ve derin tahriş oluşturur. Bu iltihaplanma süreci skar dokusuna dönüşürse, var olan sağlıklı kıl kökleriniz de kalıcı olarak hasar görebilir. Yani sakal gürleştireyim derken cildinizden olabilirsiniz, aman dikkat!
Standart bir yetişkinde tüm vücut kemik sintigrafisinde (rutinde Teknesyum 99m işaretli fosfonat bileşikleriyle yapılan çekimlerde) hastanın aldığı etkin radyasyon dozu 3 ile 5 mSv (milisievert) arasındadır. Uygulanan doza bağlı olarak bu değer pratikte genellikle 4 ile 4,2 mSv civarında gerçekleşir.
Çekim sırasında damardan verilen radyoaktif izotop doğrudan kemik döngüsünün arttığı alanları hedefler. Poliklinikte ya da acil nöbetinde "içime nükleer santral kurdular, hücrelerim yandı" paniğiyle hezeyan üretenlerin aksine bu miktar, normal bir insanın yaşadığı çevreden bir yılda aldığı doğal arka plan radyasyonuna (yaklaşık 2,4 ile 3 mSv) oldukça yakındır. Hatta sıradan bir kontrastlı batın tomografisinde tek seferde 8 ile 10 mSv radyasyon alındığı düşünülürse, kemik patolojilerini aydınlatmak için ödenen bedel gayet düşüktür.
Radyasyonu vücuttan atmak için alternatif tıpçıların uydurduğu saçma sapan detoks sularına veya aktar çaylarına sarılmaya hiç gerek yok. Kemiğe tutunmayan radyoaktif madde böbreklerden hızla süzülür. Çekimden sonra yapılması gereken tek şey bol su içmek ve mesaneyi sık aralıklarla boşaltarak idrar yoluyla atılımı hızlandırmaktır.