Bugün
Bugün hazırlanıyor.
Bugün hazırlanıyor.
Bazen bunu bende düşünüyorum özellikle plants vs. zombies oynarken. Bitkilerin ileride bilinç kazanıp bize savaş açması pek olası değil. Çünkü bitkiler ışık, dokunma ve kimyasal uyarılara tepki verebiliyor ama sinir sistemleri ve beyinleri yok. Bilinç için beynin kesinlikle gerekli olup olmadığını da tam olarak bilmiyoruz. Ancak bitkilerin çevrelerine tepki vermesi, bilinç kazandıkları anlamına gelmiyor. Yani bilimsel açıdan bitkilerin bilinç kazanıp insanlara savaş açacağını söyleyebileceğimiz bir kanıt yok. Bence burada asıl sorgulamamız gereken şey, bilincin oluşması için beynin mi gerekli olduğu, yoksa başka biyolojik sistemlerin de bilinç geliştirebilme ihtimali mi olduğudur. Bu sorulara da cevap verirsem, bilinç için beynin kesinlikle şart olduğunu söyleyemeyiz ama bildiğimiz bilinç örnekleri sinir sistemiyle bağlantılı. Bitkilerde beyin ve sinir sistemi yok; çevrelerine elektriksel ve kimyasal sinyallerle tepki veriyorlar. Ancak tepki vermek, bilinçli olmak demek değil. Başka biyolojik sistemlerin bilinç geliştirip geliştiremeyeceğini henüz bilmiyoruz. Yani bitkilerin bilinç kazanması teorik olarak tamamen imkânsız diyemeyiz ama bugün bunu destekleyen bilimsel bir kanıt da yok. Bu yüzden bitkilerin bilinç kazanıp bize savaş açacağını söylemek bilimsel bir tahminden çok, varsayım olur. İyi günler dilerim...
Kısa cevap: İkisi de büyük ihtimalle belleğin normal çalışma biçiminden kaynaklanıyor. Rüyalar zayıf kodlanır, tanıdıklık hissi ise hatırlamadan bağımsız üretilebilir. Bu konuya doğrudan odaklanan çok az çalışma var, o yüzden aşağıdakiler kanıta dayalı çıkarımlardır, kesin bir mekanizma değil. 🙂
1) Neden "bunu daha önce görmüştüm" hissi geliyor?
2) Unutulmuş bir rüya neden birden aklıma geliyor?
Rüyalar zaten kolay unutulur. REM uykusunda bellek kodlamasında rol alan noradrenalin düzeyi düşüktür ve prefrontal bölgelerin etkinliği uyanıklığa göre farklıdır. Bu yüzden rüya, uyanınca silikleşmiş bir iz olarak kalır (Nir ve Tononi, 2010). Ama iz tamamen silinmiş olmayabilir. Bir koku, bir cümle, bir ruh hâli ya da mekan, rüyadaki bir öğeyle örtüşünce bir hatırlama ipucu işlevi görür ve anı yüzeye çıkar. Bu, bağlama bağlı bellek dediğimiz olgunun bir örneği. Ayrıca bazen hatırladığınız şey rüyanın kendisi değil, rüya sırasında ya da sonrasında yaptığınız bir düşünce olabilir. Kaynağı karıştırmak da çok yaygındır.
Bilmediklerimiz: Bunun her kişide hangi mekanizmayla olduğunu bugünkü verilerle ayırt edemiyoruz. Sık ve rahatsız edici biçimde yaşanıyorsa uyku kalitesi ve stres de sorgulanabilir ama tek başına tanıdıklık hissi bir sorun işareti değildir.
Video konusuna gelince, şu an için bu konuda bir video hazırlama imkânım yok, kusura bakmayın. Ama sorunuz iyi bir içerik fikri, not aldım. 😊
Kısa cevap: Evet, bozarız, ama sorunun boyutu ölçeğe bağlı. Bir evin çatısındaki yağmuru biriktirmek sorun değil. Bir yerleşimin üzerine düşen yağmurun tamamını tutmaya kalkarsan, o suyun gideceği yerlere gitmesini engellersin ve bunun bedelini önce toprak, sonra dere, sonra şehrin kendisi öder.
Neden böyle? Yerleşim alanında yağmur zaten doğal döngüdeki yolundan büyük ölçüde sapmış durumda. Asfalt ve beton sızmayı keser, su yüzey akışına geçer ve kanalizasyonla denize ya da dereye gider. Yağmur suyu hasadı bunu bir ölçüde geri çevirir, yani kötü değil. Ama "tamamı" dediğin an, doğada yağmurun üç işini de elinden almış olursun:
Bir de depolamanın kendi sorunları var. Tank suyu durursa sivrisinek üretir, kirlenir ve işlenmeden içilemez. Çatıdan gelen su kuş pisliği, toz ve metal içerebilir. Ayrıca yağmur mevsimsel düşer, tamamını tutmak için devasa hacimler gerekir, bu da pratikte mümkün olmaz.
Doğru yaklaşım "hepsini depola" değil, "bir kısmını depola, bir kısmını toprağa bırak" olmalı. Şehir planlamasında buna süngerleşen kent (sponge city) ve düşük etkili gelişim (LID) yaklaşımları deniyor: geçirgen zemin, yağmur bahçeleri, sızdırma hendekleri ve yeşil çatılar. Hem sel riskini düşürür, hem akiferi besler, hem de depolanan kısım sulama gibi içme dışı işlerde kullanılır. Yani suyu tutmak, döngüyü kesmek değil, döngünün hızını ve yolunu yönetmek olmalı.
Ehlileştirme vahşi doğada bulunan bir hayvanı çeşitli yollarla sakinleştirmek ve insanla yaşama alıştırmak demektir. Canlı türünün genetiğinin değiştirilmesi söz konusu değildir.
Evcilleştirmek ise zamanında vahşi doğada yaşayan bir canlı türünü yapay seçilim yoluyla nesiller boyunca insan istek ve ihtiyaçlarına göre şekillendirmektir.