Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
O minik sinekler çöpün içinde kendiliğinden, yani yoktan var olmuyor. Genellikle meyve sineği (Drosophila melanogaster) veya organik atıklara yerleşen kambur sinek (Phoridae) türlerinden olan bu canlılar, ya çöpe attığınız meyve ve sebzelerin kabuğunda mikroskobik yumurta olarak eve çoktan girmiş durumdadır ya da çürüme kokusunu alıp en ufak açıklıktan içeri sızarak çöpe yumurtlamıştır.
Eski çağlarda insanların etten kurt, çöpten sinek türediğine inanması gibi bazen bize de o poşetin dibinde bir anda oluştuklarını düşündürür. Oysa arka planda müthiş bir koku alma duyusu ve biyolojik adaptasyon çalışır. Çöp bekledikçe içindeki organik maddeler bakteriler ve mayalar tarafından parçalanır, fermantasyon başlar. Açığa çıkan etil asetat ve asetik asit gibi fermantasyon gazları bu sinekler için açık büfe davetiyesidir. Çok uzaklardan bile bu kimyasal sinyalleri algılayabilen yetişkin bir dişi, sineklik tellerinin gözeneklerinden veya kapı altındaki mikroskobik boşluklardan içeri kolayca girip çöpe ulaşır.
Diğer yaygın senaryo ise onların zaten evin içinde bulunmasıdır. Manavdan veya marketten aldığımız meyve ve sebzelerin kabuklarında çoğu zaman çıplak gözle seçilemeyen sinek yumurtaları bulunur. Bu besinlerin artıkları çöpe atılıp oda sıcaklığında bekletildiğinde, nemli ve besleyici ortam kuluçka için mükemmel bir yuvaya dönüşür.
İşin bizi en çok şaşırtan kısmı ise onların inanılmaz üreme hızıdır. Tek bir dişi sinek birkaç günlük ömründe çöpe yüzlerce yumurta bırakabilir. Sıcak bir ortamda yumurtanın çatlaması, larvanın beslenmesi, pupa evresi ve yetişkin bir sinek olarak uçması yalnızca 7 ile 10 gün sürer. Çöpü birkaç gün beklettiğimizde, etrafta hiç sinek görmemiş olsak bile bir sabah onlarca küçük canlının uçuştuğunu görmemizin asıl sebebi bu hızlı yaşam döngüsüdür.
Kısa ve net cevap verelim: Hayır, çekirdeksiz karpuz kesinlikle GDO değildir ve insan sağlığına hiçbir zararı yoktur. İnternette sağdan soldan kopyalanıp berbat çevrilmiş felaket tellalı yazılarda her alışılmadık tarım ürününe hemen GDO yaftası yapıştırılıyor ancak buradaki biyolojik gerçek bambaşka. Çekirdeksiz karpuz laboratuvarda yabancı bir gen aktarılarak üretilmez. Tamamen klasik ıslah tekniklerine ve kromozom sayısını değiştirme prensibine, yani poliploidi yöntemine dayanan kısır bir melezdir.
Bu meyvenin nasıl ortaya çıktığını anlamak için temel genetik sürecine bakmak yeterli. Doğadaki standart bir karpuz iki takım kromozoma, yani diploid (2n) yapıya sahiptir. Çekirdeksiz varyete üretilirken önce normal bir karpuz fidesine acıçiğdem bitkisinden elde edilen kolşisin isimli bir madde uygulanır. Bu kimyasal hücre bölünmesi sırasında kromozomların ayrılmasını önleyerek sayıyı iki katına çıkarır ve ortaya dört takımlı, yani tetraploid (4n) bir ebeveyn bitki çıkar. Daha sonra bu dört takımlı bitkinin dişi çiçeği, normal iki takımlı (2n) bitkinin polenleriyle döllenir. İşte bu çaprazlamadan elde edilen tohumlar ekildiğinde üç takım kromozom taşıyan, yani triploid (3n) karpuz bitkisi elde edilir.
Peki neden çekirdek oluşmuyor ve o beyaz yapılar ne anlama geliyor? Üç takım kromozom tek sayı olduğu için bitki mayoz bölünme sırasında kromozomlarını eşit eşleyemez. Tıpkı at ile eşeğin çiftleşmesinden doğan katır gibi bu bitki de biyolojik olarak kısırdır. Tarlada meyve tutumunu tetiklemek için yanına normal karpuzlar ekilir ve arılar polen taşır. Meyve büyür ama tohum hücresi üreyemez. Karpuzun içinde denk geldiğiniz o yumuşak, saydam ve beyaz parçacıklar da tehlikeli bir mutasyon veya kimyasal birikinti değildir. Onlar yalnızca döllenemediği için içi boş kalmış, sert kabuk bağlayamamış tohum taslaklarıdır ve rahatlıkla yenebilir.
Fide aşamasında kullanılan kolşisinin meyveye geçip geçmediği de sıkça sorulur. Bu kimyasal yalnızca en baştaki ata bitkinin sürgün ucuna tek bir sefer uygulanır. Sizin sofranıza gelen karpuzda veya onun tohumunda kolşisin kalıntısı bulunması kimyasal olarak imkansızdır. Dolayısıyla çekirdeksiz karpuz yerken sağlığınız açısından endişe etmenizi gerektirecek hiçbir durum yoktur.
Merhaba
Kusursuz bir dijital ikiz, yalnızca dış görünüşü benzetilmiş bir model değil sistemin bütün parçalarını, başlangıç koşullarını, çevresiyle etkileşimini ve fizik yasalarını eksiksiz taşıyan ikinci bir örnek olurdu.
Şöyle ki;
Eğer evren bütünüyle belirlenimciyse, aynı koşullardan başlayan iki sistemin aynı sonuçları üretmesi beklenirdi. Bir beynin ikizi aynı girdileri alırsa aynı düşünceleri, bir ekosistemin ikizi de aynı değişimleri meydana getirebilirdi. Lakin kuantum düzeyinde gerçek bir rastlantısallık bulunuyorsa aynı başlangıç durumu, aynı tekil sonucu değil yalnızca aynı olasılıkları üretir. İkiz evrende başka bir kuantum sonucu ortaya çıkabilir. Keza kaotik sistemlerde ölçemediğimiz küçücük bir başlangıç farkı zamanla bütünüyle farklı bir geleceğe dönüşebilir. “Kusursuz başlangıç bilgisi” elde etmek de ölçüm sınırları nedeniyle başlı başına sorunludur. Böyle bir ikize sahip olmak, gelecekteki bütün verinin elimizde hazır bulunduğu anlamına da gelmez. Simülasyonu çalıştırmak ve sonuçların oluşmasını beklemek gerekebilir. Bazı sistemlerde geleceği öğrenmenin, sistemi adım adım yaşatmaktan daha kısa bir yolu olmayabilir. Üstelik gerçek dünyanın ikize vermediğimiz tek bir dış etkisi bile iki sistemi birbirinden ayırır. Bu nedenle gerçek dünyada veri toplama ihtiyacı tamamen ortadan kalkmaz; zira ikizin hala gerçeğe uygun olup olmadığını kontrol etmemiz gerekir. Tüm evrenin eksiksiz ikizini yine evrenin içinde kurmak ise ayrıca çelişkili görünür. Evrenin bütün bilgisini taşıyan bir sistemin en az evren kadar bilgi ve fiziksel kaynak istemesi beklenir üstelik kendi simülatörünü de simüle etmesi gibi bir öz gönderim sorunu ortaya çıkar. Ve bence kusursuz dijital ikiz, bir noktadan sonra model olmaktan çıkar ve o varlığın ikinci bir örneğine dönüşür. Fakat bize her şeyi önceden söyleyen sihirli bir kitap olmaz o da kendi zamanını yaşayarak verisini üretir. Kısacası kusursuz kopyaya sahip olmak, bütün geleceğe aynı anda sahip olmak değildir. Saygılarımla.
Doğrudan ve net bir cevapla başlayalım: Hayır, bir erkeğin spermi veya DNA'sı kadının vücudunda 6 ay boyunca kalamaz, omuriliğe çıkamaz ve kadının kendi genetik yapısına asla entegre olamaz. Birlikte olunan erkeğin DNA'sı yalnızca üreme kanalında geçici bir biyolojik kalıntı olarak bulunur ve adli tıp sürüntülerinde genellikle en fazla birkaç gün ile bir hafta arasında saptanabilir. Kadının hamile kalmadığı veya düşük yapmadığı bir durumda, erkeğin DNA'sının kadının vücudunda kalıcı hale gelmesi biyolojik olarak imkansızdır.
Hücresel düzeyde baktığımızda sperm hücresi, kadın üreme kanalının asidik ve zorlu ortamında en fazla 3 ile 5 gün canlı kalabilir. Bu sürenin ardından kadın bağışıklık sistemine ait nötrofiller ve makrofajlar hızla devreye girer. Yabancı hücreler olan spermler fagositoz yoluyla parçalanır, sindirilir ve ortamdan tamamen süpürülür. Biz laboratuvarda hücreleri iki gün canlı tutabilmek için medyumun pH dengesini ve sıcaklığını tutturana kadar krizlere girerken, spermlerin vücutta 6 ay boyunca gizlice yaşayabileceğini iddia etmek tüm temel hücre biyolojisi kurallarını yok saymak olur.
DNA testinde bu durumun çıkıp çıkmayacağı ise testin türüne bağlıdır:
Spermin omuriliğe tırmanması iddiası ise insanı gerçekten derin bir varoluşsal krize sokan bir şehir efsanesi. Bir sperm hücresinin vajinal kanaldan çıkıp dokuları aşması, dolaşım sistemine sızması ve ardından kan beyin veya kan omurilik bariyerini delerek merkezi sinir sistemine yerleşmesi hücresel ve anatomik açıdan imkansızdır. Bir makalede böyle bir mekanizma öne sürülse hakem heyetinin tek satırda reddedeceği kadar temel bilim dışıdır.
Bu söylenti, mikrokimerizm adı verilen gerçek bir bilimsel olgunun internette fena halde çarpıtılmasından kaynaklanıyor. Kadınların bazı dokularında erkek DNA'sı saptandığı doğrudur, ancak bu durum cinsel ilişkiyle değil, daha önce erkek bir fetüse hamile kalınmasıyla gerçekleşir. Fötomaternal mikrokimerizm sırasında plasenta yoluyla anne dolaşımına geçen fötal kök hücreler vücutta uzun yıllar kalabilir. Hamilelik veya düşük gerçekleşmemişse, kadının omuriliğinde ya da başka bir organında eski partnerlerine ait genetik bir birikim oluşmaz.
Merhaba
Bu sorunun en kısa ve net cevabı olarak enerji derdim. Zira madde, hareket ve evrendeki bütün dönüşümler enerjiyle ilişkilidir. Açıklamasız istemişsiniz, lakin cevabımın nedenini belirtmeden yalnızca tek kelime yazmak eksik geldiği için küçük bir açıklama eklemek istedim. Yaş 39. =))
DNA'nın çift sarmal yapısının keşfi, kalıtımı soyut ve felsefi bir tartışma olmaktan çıkarıp doğrudan kimyasal bir mekanizmaya bağladığı için biyolojinin en net dönüm noktasıdır. Bu model sayesinde genetik bilginin hücrede nasıl depolandığı, hangi kuralla kopyalandığı ve nesillere nasıl aktarıldığı ilk kez fiziksel ve doğrulanabilir bir temele oturmuştur.
1953 öncesinde genetik materyalin proteinler olduğu varsayılıyordu. Dört bazdan oluşan nükleik asitlerin böylesine karmaşık bir yaşam çeşitliliğini kodlayamayacağı yönündeki ezber, çift sarmal modeliyle çöktü. Modelin en kritik özelliği, iki ipliğin birbirine antiparalel uzanması ve adenin ile timinin, guanin ile sitozinin karşılıklı hidrojen bağlarıyla eşleşmesidir.
Bu eşleşmenin getirdiği tamamlayıcılık kuralı, biyolojideki kopyalama bilmecesini tek hamlede çözdü. Bir iplikteki baz dizilimi biliniyorsa karşı ipliğin ne olacağı kaçınılmaz bir kimyasal zorunluluk haline gelir. Hücre bölünürken iki iplik ayrılır ve her biri yeni bir iplik sentezi için kalıp oluşturur. Yaşamın devamlılığı için mistik açıklamalara gerek kalmamış, süreç termodinamik kurallara dayalı somut bir kimyaya bağlanmıştır.
Ayrıca doğrusal baz diziliminin tespiti, genetik kodun ve mutasyonların temelini açığa çıkardı. Bu dizilimdeki harf hatalarının evrimsel değişimin ve patolojilerin kaynağı olduğu kanıtlandı. Bugün laboratuvarda bir virüsün varyantını saatler içinde dizileyip mutasyon haritasını çıkarabiliyorsak, bunu çift sarmalın sunduğu evrensel ve okunabilir dijital mimariye borçluyuz. Canlılık, çift sarmalla birlikte tahmin yürütülen bir alan olmaktan çıkıp ölçülebilen moleküler bir bilime evrilmiştir.