Doğrudan ve net bir cevapla başlayalım: Hayır, bir erkeğin spermi veya DNA'sı kadının vücudunda 6 ay boyunca kalamaz, omuriliğe çıkamaz ve kadının kendi genetik yapısına asla entegre olamaz. Birlikte olunan erkeğin DNA'sı yalnızca üreme kanalında geçici bir biyolojik kalıntı olarak bulunur ve adli tıp sürüntülerinde genellikle en fazla birkaç gün ile bir hafta arasında saptanabilir. Kadının hamile kalmadığı veya düşük yapmadığı bir durumda, erkeğin DNA'sının kadının vücudunda kalıcı hale gelmesi biyolojik olarak imkansızdır.
Hücresel düzeyde baktığımızda sperm hücresi, kadın üreme kanalının asidik ve zorlu ortamında en fazla 3 ile 5 gün canlı kalabilir. Bu sürenin ardından kadın bağışıklık sistemine ait nötrofiller ve makrofajlar hızla devreye girer. Yabancı hücreler olan spermler fagositoz yoluyla parçalanır, sindirilir ve ortamdan tamamen süpürülür. Biz laboratuvarda hücreleri iki gün canlı tutabilmek için medyumun pH dengesini ve sıcaklığını tutturana kadar krizlere girerken, spermlerin vücutta 6 ay boyunca gizlice yaşayabileceğini iddia etmek tüm temel hücre biyolojisi kurallarını yok saymak olur.
DNA testinde bu durumun çıkıp çıkmayacağı ise testin türüne bağlıdır:
- Adli tıp sürüntü testleri: Şüpheli temas sonrası vajinal sürüntü alınıp Y kromozomuna özgü hassas yöntemlerle incelenirse, erkek DNA'sı ilişkiden sonraki ilk 3 ile 7 güne kadar tespit edilebilir. Bu sürenin ardından vajinal salgılar ve epitel dökülmesiyle ortam tamamen temizlenir, geriye ölçülebilir hiçbir erkek DNA'sı kalmaz.
- Bireysel genetik testler: Kadının kendi kanından veya yanağından alınan rutin bir DNA testi yapıldığında, daha önce kaç kişiyle birlikte olduğundan bağımsız olarak yalnızca kadının kendi özgün genomu çıkar. Cinsel ilişki bir genom birleşmesi yaratmaz, partnerinizin DNA'sı sizin hücre çekirdeklerinize girip kodunuza eklenmez.
Spermin omuriliğe tırmanması iddiası ise insanı gerçekten derin bir varoluşsal krize sokan bir şehir efsanesi. Bir sperm hücresinin vajinal kanaldan çıkıp dokuları aşması, dolaşım sistemine sızması ve ardından kan beyin veya kan omurilik bariyerini delerek merkezi sinir sistemine yerleşmesi hücresel ve anatomik açıdan imkansızdır. Bir makalede böyle bir mekanizma öne sürülse hakem heyetinin tek satırda reddedeceği kadar temel bilim dışıdır.
Bu söylenti, mikrokimerizm adı verilen gerçek bir bilimsel olgunun internette fena halde çarpıtılmasından kaynaklanıyor. Kadınların bazı dokularında erkek DNA'sı saptandığı doğrudur, ancak bu durum cinsel ilişkiyle değil, daha önce erkek bir fetüse hamile kalınmasıyla gerçekleşir. Fötomaternal mikrokimerizm sırasında plasenta yoluyla anne dolaşımına geçen fötal kök hücreler vücutta uzun yıllar kalabilir. Hamilelik veya düşük gerçekleşmemişse, kadının omuriliğinde ya da başka bir organında eski partnerlerine ait genetik bir birikim oluşmaz.
Kaynaklar
-
Chan, W. F. N., et al.. Male Microchimerism In The Human Female Brain. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı