Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Öncelikle, bir ilmi o ilmin uzmanından öğrenmek, bilginin sağlamlığı açısından temel bir kural diyebiliriz. Hakkında konuştuğu dinleri ve kutsal metinlerin dillerini bilmeden, yalnızca üçüncül kaynaklardan hareketle değerlendirme yapan birinden sağlıklı bilgi edinmek oldukça güç olacağı aşikar. Hele ki katı pozitivist bir bakış açısına sahipse, konuyu kendi ön kabullerinden bağımsız değerlendirmesi daha da zor olabilir. Bu yüzden sana tavsiyem, konunun uzmanlarına doğrudan danışabilecek bir konumda değilsen, güvenilir ve farklı görüşleri ele alan dinler tarihi kaynaklarından yararlanman ve mümkün olduğunca bu kaynakların dayandığı birincil metinleri incelemen.
Tevrat'taki bazı anlatıların ve emirlerin daha eski Sümer ve Babil metinlerinde de bulunduğu doğrudur. Ancak buradan Tevrat'taki bütün bilgilerin Sümer düşüncesinden kaynaklandığı dolayısıyla ''tüm ilahi kitaplar insan elinden çıkmadır'' gibi bir sonuç çıkarmak çok absürt kaçacaktır. Bu benzerliklerin ortaya çıkmasında, İbranilerin yaşadığı coğrafyanın ve içinde bulundukları kültürel çevrenin de etkisi olabilir. Üstelik bir metnin kendisinden önceki kültürlerde bulunan düşünce veya emirlerle benzerlik taşıması, tek başına onun insan ürünü olduğunu kesin olarak göstermez. Teolojik açıdan bakıldığında, ilahi bir emrin insanlığa bildirilmesi durumunda daha önceki toplumlarda benzer ilkelerin bulunması zaten mümkündür. Dolayısıyla burada asıl mesele, benzerliklerin varlığından ziyade bunların nasıl açıklanması gerektiğidir.
Bu düşünce biçimini daha iyi kavrayabilmen ve bu konu hakkında daha kaliteli ve özgün fikirler edinmek adına sana yazılmış en sağlam dinler tarihi kaynaklarından olan Baki Adam'ın çalışması Dinler Tarihi kitabını öneriyorum. Sümer medeniyetini ve dönemin kültürel çevresini daha iyi anlamak içinse Samuel Noah Kramer'in Tarih Sümer'de Başlar adlı kitabı faydalı bir başlangıç olabilir. Bence önce bu tür kaynaklarla genel bir çerçeve edinmek, ardından Tevrat ve Mezopotamya metinleri arasındaki belirli benzerlikleri incelemek, doğrudan videolardan hareketle bir sonuca varmaktan daha verimli olacaktır.
Evet, biyolojik açıklamaları var, ama ortada "mutlu ölüm" diye bir şey yok. Ölümde görülen gülümseme büyük ihtimalle yüz kaslarının ölüm anındaki veya sonrasındaki fiziksel durumundan kaynaklanıyor, kişinin o an bir şey hissettiğini göstermiyor.
Başlıca mekanizmalar şunlar:
Trafik kazası veya enkaz gibi durumlarda da benzer şeyler geçerli. Ağır travma, oksijen kesilmesi, kan basıncı çöküşü ve kas tonusunun değişmesi yüzün şeklini belirler. Ayrıca bu tür anlatılar çoğunlukla sonradan, yakınların hatırasından aktarılır. Gülümseyen yüzler akılda daha çok kalır, nötr veya acılı olanlar ise daha az anlatılır, bu da seçici bir hatırlamaya yol açabilir.
Özetle gülümseme, kişinin o anki duygusunu göstermez. Bilimsel olarak bilinen tek şey, ölüm sürecinde yüz kaslarının istemsiz davranabileceği ve sonuçta bazen gülümsemeye benzeyen bir ifade çıkabileceğidir. Bu ifade hem teselli verici hem de tamamen biyolojik olarak açıklanabilir bir olgudur.
Kısa cevap: çiğ yutmak önerilmez. Bıldırcın yumurtası tavuk yumurtasından "daha temiz" değil, Salmonella riski açısından da ciddi bir fark yok. Sağlıklı olmanız riski sıfırlamaz, yalnızca ağır seyir ihtimalini düşürür. Sonuç yine de birkaç gün süren ishal, kusma ve ateşle nöbetçi doktorun karşısında bitebilir.
Kabuk meselesi. Salmonella yumurtanın kabuğunda bulunabilir, kırarken içeriğe bulaşabilir. Ayrıca bazı durumlarda bakteri, yumurta daha kabuk oluşmadan önce yumurtlama kanalında içeriğe geçebilir (özellikle S. Enteritidis). Yani kabuğu yıkamak ya da dikkatli kırmak sizi tamamen korumaz. Bıldırcın yumurtasının kabuğunun ince ve zarının sert olması da bu işi temiz yapmaz, yalnızca kırarken eliniz kabukla temas eder.
Çiğ tüketmenin getirisi yok. "Çiğ daha besleyici" iddiası yanlış. Tam tersine, çiğ yumurta akındaki avidin biyotini bağlar, protein sindirilebilirliği de pişmiş yumurtada daha yüksektir (yaklaşık %90'a karşı %50-65 düzeyinde). Yani çiğ yutarak hem risk alıyor hem de besinden daha az yararlanıyorsunuz. Bıldırcın yumurtasının mucizevi bir iyileştirici olduğuna dair insan çalışması da yok.
Nasıl tüketmelisiniz?
Kimler için özellikle tehlikeli? Hamileler, çocuklar, yaşlılar, bağışıklığı baskılanmış kişiler, kronik hastalığı olanlar. Ağır dehidratasyon ve bakteriyemi görülebilir.
Şimdiye kadar sorun yaşamadıysanız bu, yöntemin güvenli olduğunu kanıtlamaz, sadece şanslı olduğunuzu gösterir. Pişirip yemek lezzetten ve besin değerinden bir şey götürmez, yalnızca riski götürür.
Evet, oluşabilir. Ama "terliksi hayvan" ya da amip gibi çıplak tek hücreliler için çok nadir bir olay. Fosil kaydında mikroskobik canlılar var, fakat bunların çoğu sert kabuğu ya da duvarı olan gruplar.
Asıl belirleyici olan, canlının mineralleşebilen bir yapısının olması. Çıplak amip ya da silli bir Paramecium ölünce hücre zarı ve sitoplazma hızla bozunur, geriye fosilleşecek sert bir şey kalmaz. O yüzden bunların fosili neredeyse hiç yoktur.
Kabuklu olanlarda durum değişiyor:
Çıplak hücreler için istisna olarak çok ince taneli, oksijensiz ortamlarda ya da kehribar gibi reçinelerde hızla gömülme sayesinde yumuşak dokunun izi korunabiliyor. Kehribarda tek hücreliler ve bazı protistler bu yolla bulunmuş. Ancak bu tür örnekler nadirdir ve çoğu kez tür düzeyinde kesin tanı koymak zordur. Çok eski hücresel yapılar için (örneğin ~1 milyar yıllık çökellerdeki mikrofosiller) yorumlar da tartışmaya açık kalabiliyor.
Kısacası mikroskobik olmak fosilleşmeyi engellemiyor, engelleyen şey sert yapının olmaması. Sorunuzdaki iki örnek için cevap "pratikte hayır", kabuklu akrabaları için ise "evet, hem de bol miktarda".
Kısa cevap: Tam olarak hangisi olduğunu kimse bilmiyor, ama elma, muz ya da çilek olmadığı kesin. Botanikte meyve, çiçeğin döllenmiş yumurtalığının olgunlaşmış hâlidir. Yani meyve, çiçekli bitkilerle birlikte ortaya çıktı. Fosil kayıtları bunun yaklaşık 130 milyon yıl önce, Erken Kretase döneminde olduğunu gösteriyor. Daha eski tarihler öneren fosil iddiaları da var ama tartışmalı.
Kızına şöyle anlatabilirsin: Çiçekler yokken bitkilerin tohumları ortadaydı, çam kozalağı gibi. Tohumu bir kabuğun içine saklayan ilk bitkiler, ilk meyveyi yapmış oldu.
Yani ilk meyveyi sofradaki gibi tatlı, sulu bir şey olarak düşünme. Büyük ihtimalle küçük, sert ve bugün çoğumuzun yüzüne bakmayacağı bir şeydi. Etli, iri, tatlı meyveler çok sonra, hayvanlarla tohum yayılımı ilişkisi geliştikçe çeşitlendi. İnsanın elindeki şeftali, domates, portakal ise bin yıllık seçilimin ürünü.
Bir de şu incelik var. Domates, salatalık ve patlıcan botanik olarak meyve. Kızın bir dahaki kahvaltıda bunu sorarsa hazırlıklı ol.