Orhun Yazıtları Nedir? Göktürk Abideleri Ne Anlatır, Nasıl Okundu?
Taşlar Bir Kağanlığın Tarihini Kimin Ağzından Anlatır?
/content/44dbae2c-a641-46ed-979c-9edd6ef1a30c.jpeg)
- Özgün
- Yazılı Edebiyat
- Tarih
Bu Makalede Neler Öğreneceksin?
Bu bölümü yapay zekâ hazırlar.- Orhun Yazıtları, 8. yüzyılda Moğolistan’da Kül Tigin, Bilge Kağan ve devlet adamı Tonyukuk’un anısına dikilmiş taş anıtlardır.
- Vilhelm Thomsen, Eski Türk yazısını 1893’te çözmüş; yazı sağdan sola okunmuş ve ünlüler çoğu zaman metinden çıkarılmıştır.
- Yazıtlar Türklerin tarihini, devletin iç sorunlarını ve kağanın öğütlerini anlatır; ölüm, dikiliş ve keşif tarihleri birbirinden ayrılmalıdır.
Orhun Yazıtları, İkinci Türk Kağanlığı döneminden kalan ve bugün Moğolistan'ın orta kesimindeki Orhun Vadisi'nde duran yazılı taş anıtlardır. Bu kağanlığın dönemi 682 ile 745 yılları arasına tarihlenmektedir.[3] Anıtların en büyük ikisi Kül Tigin ile kardeşi Bilge Kağan'ın anısına dikilmiş ve bu taşların Türkçe yüzleri, bugün Eski Türk yazısı (İng: "Old Turkic") ya da runik Türk yazısı diye anılan bir alfabeyle yazılmıştır.[4], [5] Ancak taşlarda sadece Türkçe metin yoktur. İki büyük anıtın birer yüzünde Çince yazıtlar da bulunmaktadır.
Bu taşlar karşısında iki soru öne çıkmaktadır. Birincisi taşların ne anlattığı, ikincisi ise okuma anahtarı ancak 1893'te bulunan bu alfabenin nasıl çözüldüğüdür. Anahtarı bulan kişi Vilhelm Thomsen olmuştur. Ne var ki iki soruya verilen yanıtlarda bazı noktalar sık sık karıştırılmaktadır. Aynı anıt için verilen farklı tarihlerin birbirine karıştırılması, Çince yüzün Türkçe metnin çevirisi sanılması ve bu taşların Türkçenin ilk yazılı örnekleri sayılması bunların başında gelmektedir.
Orhun Anıtları Nerede, Ne Zaman ve Kimin İçin Dikildi?
Orhun'un iki büyük anıtı, adlarını anısına dikildikleri kişilerden almaktadır. Bunlardan biri Kül Tigin, öteki ise kardeşi Bilge Kağan için dikilmiştir. Kül Tigin anıtını diktiren hükümdar da Bilge Kağan'ın kendisidir. Anıtlar Koşo Çaydam Gölü yakınında, Orhun Irmağı'nın doğusunda yükselmektedir. İki ana anıt arasındaki uzaklık yaklaşık bir kilometredir. Biçimleri de birbirine benzemektedir. Her biri bir kaide (taşın oturduğu taban) üzerine dikilmiş, dört köşeli ve tek parça büyük bir taş olup üst kısmı yarım daire biçiminde yuvarlatılmıştır.
Anıtların bulunduğu vadi bugün Moğolistan'ın orta kesimindedir. Bu nedenle yazıtları bugünkü Türkiye sınırları içinde aramak yanlıştır. Orhun Vadisi Kültürel Peyzajı 2004 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır ama listeye giren varlık kültürel peyzajın (insan eliyle biçimlenmiş doğal çevrenin) bütünüdür. Dahası bu peyzaj hala yaşayan bir alandır ve vadinin çayırları bugün de Moğol göçebe hayvancılar tarafından otlatılmaktadır.[6]
Ölüm, Dikiliş ve Keşif: Üç Ayrı Tarih
Orhun Yazıtları için tek bir yıl vermek, anıtla anılan kişinin ölümünü, taşın dikilişini ve taşın modern çağda bulunuşunu, yani birbirinden ayrı üç olayı birbirine karıştırmaktadır. Örneğin Kül Tigin 731 baharında ölmüş ve anıtı ertesi yıl, 732'de dikilmiştir. Thomsen'in tarih eşleştirmesine göre taştaki Çince tarih kaydı 1 Ağustos 732'ye karşılık gelmektedir. Yani ölümle dikiliş arasında bir yıldan uzun bir süre vardır. Bilge Kağan'ın ölümü ise 734 yılının sonbaharına tarihlenmekte ve hesaplamaya göre kağan öldüğünde 51 yaşında olmalıdır. Anıtındaki Çince kayıt, dikiliş tarihini Çin takviminde bir hükümdarlık dönemi olan K'ai-youen döneminin 23. yılı, yani 735 olarak vermektedir. Dolayısıyla iki dikiliş tarihi de taşların üzerindeki Çince tarih kayıtlarına dayanmakta ve iki kardeşin anıtları arasında yaklaşık üç yıllık bir fark ortaya çıkmaktadır.
Üçüncü tarih çok daha yenidir. İki büyük dikili taş 1889 yılında keşfedilmiş ve anıtları bulup bilim dünyasının dikkatini ilk kez üzerlerine çeken kişi, Rus araştırmacı N. Yadrintsev olmuştur. 1889, taşların yazıldığı yıl değil, bilim dünyasına girdiği yıldır ve Kül Tigin anıtının dikilişinden bu keşfe kadar bin yıldan uzun bir zaman geçmiştir.[8]
Tonyukuk Anıtı
Bu iki anıttan ayrı olarak, hükümdar olmayan bir kişiye ait önemli bir yazıt daha vardır. Tonyukuk, devlet adamı ve başkomutan (ordunun en üst komutanı) olarak tanımlanmakta ve bu nedenle söz konusu yazıt, bir kağanın değil, devlete hizmet eden bir yöneticinin anısını taşımaktadır. Anıt birden fazla taştan oluşmaktadır. Büyük taşta 35 satırlık bir yazı bulunurken ikinci ve daha küçük taşta 27 satır vardır.[2]
Tonyukuk anıtının dikilişi yaklaşık 720 yılına tarihlenmektedir, ancak bu yıl, Kül Tigin ve Bilge Kağan anıtlarındaki gibi taşın üzerindeki bir tarih kaydına dayanmamaktadır. Talat Tekin bu tarihi, anıtın bu sıralarda dikilmiş olması gerektiği yönündeki kendi değerlendirmesiyle vermiştir ve bu nedenle 720, kesin bir kayıt olarak değil, bir araştırmacının tarihlemesi olarak okunmalıdır. Tarihleme doğruysa Tonyukuk anıtı, Kül Tigin anıtından on yılı aşkın bir süre önce dikilmiş olmalıdır.
/content/9861e427-5475-4a23-9397-4ffcd14b7875.jpeg)
Taşın Üzerinde Kim Konuşuyor?
İki ana anıtın her birinin batı yüzündeki Çince yazıt, Türkçe metnin çevirisi sanılabilir. Oysa Thomsen, Kül Tigin anıtındaki Çince yazıtın Türkçe yazıttan bütünüyle farklı olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu Çince metin, Çin imparatorunun sözü olarak kaleme alınmıştır. Türkçe yüzlerde de tek bir anlatıcı yoktur. Örneğin Bilge Kağan anıtının doğu yüzündeki ilk iki satırda konuşan kişi, ölen hükümdarın oğlu ve tahttaki halefidir. Ardından gelen ana tarih anlatısında ölen kağan birinci kişi ağzından konuşturulmakta ve anlatı kağanın ölümüne ulaştığında ses yeniden değişmekte ve yeni kağan konuşmaya başlamaktadır. Thomsen'in numaralamasıyla bu geçiş, güney yüzünün 8. satırına (yayında "II S 8" diye gösterilen satıra) denk gelmektedir.[1]
Ayrıca Bilge Kağan anıtı, Kül Tigin anıtından uzun bir kısmı yeniden kullanmakta ve bu kısım, Kül Tigin anıtının doğu yüzündeki yazıtı neredeyse sözcüğü sözcüğüne yinelemektedir. İki anıtın paylaştığı bu kısım, ortak tarih anlatısı olarak adlandırılabilir. Böylece aynı sözler, Kül Tigin'in taşında yaşayan Bilge Kağan'ın, kendi taşında ise ölmüş kağanın ağzından okunmaktadır.
Taşta konuşan kişiyle taşı yazan kişi de aynı değildir. İki ana yazıtın yazıcısı olarak Yollug Tigin adı verilmektedir. Kül Tigin anıtındaki yazıcı kaydında Yollug Tigin, burada yirmi gün kalarak bu kadar yazıyı taşa yazdığını söylemektedir. Bilge Kağan anıtındaki kayıtta ise yazma ve süsleme işi için bir ay dört günlük bir süre verilmektedir. Yirmi gün anıtın bütün yapım süresini anlatmamaktadır, çünkü bu süre sadece Yollug Tigin'in yazıyı yazdığı zamanı kapsamaktadır. Benzer şekilde, anısına anıt dikilen kişi ile metni yazan kişinin rolleri de birbirinden ayrıdır.
Göktürk Yazısı Nasıl Çözüldü?
Metnin çözümüne giden yolda ilk adım, yazıtın Çince yüzünün çevrilmesi olmuştur. Bu adım, henüz bilinmeyen yazıyı okuma çalışmasından ayrıdır. Çince tarih kayıtları ise anıtların dikiliş yıllarını vermiştir.
Türkçe yüzü çözmek içinse yazının kendi kurallarını kavramak gerekmiştir. Thomsen'in yöntemi, ünlü işaretlerini ünsüz işaretlerinden ayırmakla başlamıştır. Bu yüzden önce yazının temel özelliklerini tanımak gerekmektedir.
Yazının Temel Özellikleri
Eski Türk yazısı yatay satırlarda, sağdan sola yazılmaktadır. Sözcükleri birbirinden ayırmak için iki nokta üst üsteye benzeyen bir işaret kullanılmaktadır. Okumayı asıl zorlaştıran özellik ise ünlülerle ilgilidir. Ünlüler yazıda her zaman açıkça gösterilmemektedir. Dolayısıyla bir yazıtı okumak, işaretlerin yerine bugünkü alfabenin harflerini tek tek koymak anlamına gelmemekte ve okuyan kişi, yazılmayan ünlüleri sözcüğün geri kalanından çıkarmak zorunda kalmaktadır. Ünlüleri göstermek için dört işaret kullanılmaktadır. Ancak bu dört işaret, dilde sadece dört ünlü ses bulunduğunu göstermemektedir. Bir ünlünün niteliğini (hangi ünlünün okunması gerektiğini) çoğu zaman sözcükteki ünsüzler belli etmekte ve Thomsen'e göre hiçbir ünsüzün ünlüler hakkında belirleyici bilgi vermediği sözcüklere çok nadir rastlanmaktadır.
İşaretlerin sayısında da dikkatli olmak gerekmektedir. Thomsen iki büyük Orhun anıtında 38 ayrı işaret saymış ama bu sayı sadece bu iki anıtın işaret dökümüne aittir. Yazının "runik" diye anılması da benzer bir yanlış anlamaya yol açabilir. Bu ad karakterlerin Germen runlarına yüzeysel benzerliğini anlatmakta ama bu benzerlik, iki yazının aynı alfabe olduğunu tek başına göstermemektedir. Kaldı ki runik Türk yazısının kökeni de tartışmalıdır ve bu konuda kesin bir uzlaşma yoktur.
Thomsen'in Anahtarı
Çözümde tek tek işaretlerin ne sıklıkla geçtiğinden de yararlanılmıştır. Bu yazıda ünlüler her zaman yazılmamakta ve niteliklerini ünsüzler belli etmektedir. Bu nedenle Thomsen ilk iş olarak ünlüleri gösteren işaretleri ünsüzleri gösteren işaretlerden ayırmayı hedeflemiştir. Thomsen'in başlangıç dayanakları tengri, Kül Tigin ve Türk sözcükleri olmuştur. Tengri sözcüğü "Tanrı" ya da "gök" anlamına gelmektedir. Öteki iki sözcük ise özel addır, yani Kül Tigin, anıtın anısına dikildiği kişinin adıdır. Türk ise halkın adıdır. Thomsen, yazıtların okuma anahtarına 25 Kasım 1893'te ulaştığını kendisi bildirmiştir. Yani keşiften çözüme sadece dört yıl geçmiştir.[8]
Anahtarı bulmak işin sonu olmamıştır. Thomsen işaretlere verdiği ses değerlerini, sözcüklerin ve cümlelerin gerçek anlamını verip vermediğine bakarak sınamış ve anıt metinlerini fotoğraflarla ve estampajları (taş yüzeyinden alınmış baskı kopyaları) gösteren levhalarla büyük bir titizlikle karşılaştırmıştır. Bu durumda çözümü denetlemek, bir alfabe tablosu kurmanın çok ötesine geçen bir iş olmuştur. Anahtar, bulunmasının ardından başka araştırmacılarla da paylaşılmıştır. Örneğin Radloff'un 1894'te St. Petersburg'da yayımladığı Kül Tigin yayını bu anahtardan yararlanmıştır. Thomsen'in kendi çözümlemesi ise 1896'da Inscriptions de l'Orkhon déchiffrées (Çözülmüş Orhun Yazıtları) adıyla yayımlanmıştır.
/content/0db5117a-a432-4bea-b573-738380ae5da3.jpeg)
Yazıtlar Ne Anlatır?
Çözülen yazıtlardaki ortak tarih anlatısı, evrenin yaratılışıyla açılmaktadır. Anlatının ilk satırları, evrenin düzenini kuran bir girişle açılmaktadır.[1] Bu girişte yukarıda mavi göğün, aşağıda karanlık yerin yaratıldığı anlatılmakta ve insanoğlunun bu ikisinin arasında yaratıldığı söylenmektedir. Yani anlatı, tek bir hükümdarın hayatıyla değil, dünyanın kuruluşuyla başlamaktadır.
Bu kozmolojik (evrenin oluşumunu anlatan) giriş, Kül Tigin anıtında doğu yüzünün ilk satırında yer almaktadır. Bilge Kağan anıtında ise doğu yüzünde, kağanın oğlunun giriş sözlerinin hemen ardından gelmektedir. Gök ve yer ikilisi, ileride devletin yıkılışını sorgulayan bir pasajda yeniden ortaya çıkmaktadır.
Kuruluştan Çözülüşe
Kozmolojik girişin hemen ardından anlatı atalara geçmektedir. Bumin Kağan ile İstemi Kağan anlatıcının ataları olarak sunulmakta ve metne göre bu iki hükümdar, Türk halkının devletini ve kurumlarını yönetmiş ve düzenlemiştir. Anlatı daha sonra devletin dağılışına gelmektedir, ancak yazıt bu çöküşü sadece dış düşmanlarla açıklamamaktadır. Beylerle halkın birbirine karşı çekişmeler çıkardığı anlatılmakta ve Türk halkının bu çekişmelerle kendi devletinin dağılmasına yol açtığı söylenmektedir. Böylece anlatı, yıkılışın nedenini kağanlığın kendi içinde de aramaktadır. Dağılmanın ardından bağımlılık gelmektedir. Yazıta göre Türkler Çin kağanına boyun eğmiş ve elli yıl boyunca emeklerini ve güçlerini Çin kağanının hizmetine vermiştir. Ancak elli yıl, yazıtın geçmişe ilişkin kendi anlatısındaki sayı olduğu için başka kaynaklarla doğrulanmış bir süre gibi aktarılmamalıdır. Bağımsızlığın kaybı, metinde halkın ağzından sorulan sorularla anlatılmaktadır:
Kendi kağanı olan bir halktım, şimdi kağanım nerede? Hangi kağana emeğimi ve gücümü vereyim?
Bilge Kağan'ın Öğütleri ve Kederi
Yazıtın seslendiği kişiler sadece saray çevresinden oluşmamaktadır, çünkü kağan Türk beylerine ve halkına, "Söylediklerimi iyi dinleyin, dikkatle kulak verin!" diye seslenmektedir. Öğütlerden biri ticaretle ilgilidir. Kağan, Ötüken ülkesinde kalarak kervanlar ve konvoylar göndermeyi salık vermektedir. Buna karşılık Bilge Kağan, Çin'in tatlı çağrısına ve yumuşak zenginliğine kapılan pek çok Türk'ün öldüğünü söylemektedir. Bu sözler bir savaş kaydı olarak değil, hükümdarın halkına yönelttiği siyasal bir uyarı olarak okunmalıdır.
Kağan, taşa ne yazdığını da açıklamaktadır. Türk halkını nasıl bir araya getirip devleti yönettiğini, nerede yanılıp bölündüğünü buraya yazdığını söylemektedir. Yani taş sadece başarıları değil, yanlışları da kayda geçirmektedir. Hatta bu satırları "ebedi taşa" kazıdığını belirtmekte ve Türk halkıyla beylerinden taşa bakarak öğrenmelerini istemektedir. Bilge Kağan yazıtının kuzey yüzünde insanlara acı çektirmemeyi ve eziyet etmemeyi buyuran bir emir de vardır. Ne var ki bu emrin çevresindeki metin hasarlı olduğu için hitabın kime yöneldiği gibi ayrıntılar tahminle tamamlanmamalıdır. Kül Tigin anıtındaki anlatıda ise savaşların yanında kişisel bir yas da yer almaktadır. Bilge Kağan, kardeşi Kül Tigin öldüğünde derin bir kedere düştüğünü anlatmakta ve kendi sözleriyle, "Gözüm görse de görmez gibiydi." demektedir. Böylece taş, bir devlet belgesi olmanın yanında bir kardeşin yasını da taşımaktadır.
Bir Pasajı Okumak: Üslup ve Okumanın Sınırları
Yazıtların üslubunun belirgin özelliklerinden biri, aynı düşüncenin iki cümleyle söylenmesidir ve bu iki cümle ya birbirine paralel kurulmakta ya da birbirinin karşıtı olarak dizilmektedir. Ses de anlatımın bir parçasıdır. Aliterasyon (İng: "alliteration"), yan yana gelen sözcüklerde aynı sesin tekrarlanmasıdır ve Thomsen, yazıtlarda bazı yerlerde bu tekrarın açıkça bilinçli kullanıldığına dikkat çekmiştir. Dolayısıyla yazıtlar sadece bilgi aktarmamakta, okuyanın kulağına da seslenmektedir.
Ne var ki aşağıdaki pasajlar Thomsen'in Fransızca çevirisinden Türkçeye aktarıldığı için ses tekrarları bu aktarımlarda izlenememektedir. Paralel kuruluş ise çeviride de korunmakta ve okumanın asıl ipucunu vermektedir. Her pasaj, önce parçaları ayrılıp sonra bu parçalar karşılaştırılarak birkaç adımda okunabilir.
Üç Örnek Pasaj
Birinci pasaj, Kül Tigin ve Bilge Kağan anıtlarının doğu yüzünde geçmektedir:
Yukarıda gök ezmediği, aşağıda yer yarılmadığı halde, ey Türk halkı, devletini ve kurumlarını kim yıktı?
/content/3a3178d2-ae9e-4a2b-8c52-7e223ae64e8f.jpeg)
İlk adımda pasaj virgüllerden bölündüğünde birinci parça "yukarıda gök ezmediği", ikinci parça ise "aşağıda yer yarılmadığı halde" olarak ayrılmaktadır. Ara sonuç, yukarı ile aşağının, gök ile yerin karşı karşıya durduğu paralel bir çifttir ve bu ikili, kozmolojik girişteki ikilinin aynısıdır. İkinci adımda çiftin işlevine bakıldığında, çiftin bir olay anlatmadığı, bir koşul kurduğu görülmektedir. Gök çökmemiş, yer yarılmamıştır. Üçüncü adımdaki soru ise doğal bir felaket olmadığına göre devleti kimin yıktığını halka sormaktadır. Sonuç olarak pasaj, göğün çöktüğü gerçek bir olayı aktarmamakta, halka kendi devletini koruma sorumluluğunu hatırlatan bir hitap olarak okunabilmektedir. Olası bir hata, gök ve yer imgesini yaşanmış bir doğa olayı sanmaktır. Oysa soru, yıkımın nedenini gökte değil, halkın kendi davranışında aramakta ve bu okuma, beylerle halk arasındaki çekişmeleri anlatan kısımla da örtüşmektedir.
İkinci pasaj, Bilge Kağan'ın kendi emeğini anlattığı bir cümledir:
Türk halkı uğruna geceyi uyumadan, gündüzü de rahat durmadan geçirdim.
İlk adımda ayrılan iki parça, "geceyi uyumadan" ve "gündüzü rahat durmadan" parçalarıdır. İki parça karşılaştırıldığında yapı paralel, içerik ise karşıttır, çünkü gece ile gündüz birbirinin zıddıdır. Yani bu pasajda paralellik ile karşıtlık aynı cümlede birleşmektedir. Üçüncü adım konuşanı belirlemektir. Bilge Kağan anıtında bu söz ana anlatının içinde yer aldığı için konuşan, ölen kağanın kendisidir. Sonuçta pasaj, hükümdarın halkı için harcadığı emeği gece ile gündüzün karşıtlığı üzerinden anlatmaktadır.
Üçüncü pasaj en uzun olanıdır ve iki ayrı ifadeyi bir araya getirmektedir:
Çıplak halka giysi sağladım, yoksul halkı zengin kıldım (...) sayıca az olan halkı çok kıldım.
Bu kez parçalar sayıldığında iki değil, üç parça çıkmaktadır. Her parçanın içinde bir karşıtlık vardır, çünkü çıplak olan giyinmiş, yoksul olan zenginleşmiş, az olan çoğalmıştır. Böylece her parça, bir önce ve bir sonra durumunu yan yana koymaktadır. Bu kuruluşun ne iş gördüğü sorulduğunda olası bir hata, cümleleri bir nüfus sayımı ya da ekonomik ölçüm gibi okumaktır. Oysa pasajda ne bir sayı ne de bir ölçüt vardır. Üçlü paralellik, hükümdarlığı halkın geçimiyle ilişkilendiren bir anlatım kurmaktadır. Hükümdarın az halkı çoğalttığını söylemesi de kendi başarısını anlatma biçimidir. Alıntıdaki (...) işareti ise iki ayrı ifadenin arasındaki sözlerin atlandığını göstermektedir.
Neyi Kesin Bilmiyoruz?
Thomsen'in yayınında köşeli ayraçlar, taşta artık okunamayan kısımları göstermektedir. Bu ayraçların içindeki tamamlamalar sağlam kalmış harflerle aynı kesinlikte sunulmamalıdır. Thomsen, kendi metin ve dil açıklamalarının ileride başka araştırmacıların çalışmalarıyla değişebileceğini kabul etmiştir. Çözülmüş bir alfabe, bütün ayrıntıların kesinleştiği anlamına gelmemektedir. Aşınma ise bazı yerlerde okumayı bütünüyle imkansız kılmaktadır. Örneğin Clauson, Tonyukuk yazıtının 45. satırındaki belirli bir noktada yazının tamamen silindiğini bildirmiştir.[7] Okunabilen yerlerde de sonuç her zaman tek bir çözüm olmamakta ve bazı yorumlar, inceleme sonunda "ya bu ya şu" biçiminde iki seçenek arasında kalabilmektedir.
Büyük Orhun anıtlarını Türkçenin ilk yazılı örnekleri saymak da sorunludur, çünkü Moğolistan'daki Çoyren yazıtı için 688 ile 692 arasında olası bir tarih verilmektedir. Bu tarih, Tonyukuk anıtı için önerilen yaklaşık 720 yılından da, büyük anıtların 732 ve 735 tarihlerinden de öncedir.[2], [4] Bu nedenle büyük Orhun anıtlarını Türkçenin tartışmasız ilk yazılı örnekleri diye nitelemek uygun değildir. Yazıtların türü konusunda da tek bir yorum yoktur. Tezcan bu metinleri bir tür emir, ferman ve buyruk olarak yorumlamayı önermektedir ama bu sınıflandırma bir araştırmacının görüşüdür ve tartışmayı kapatmamaktadır.
/content/22a59537-e597-42fa-a6cf-e5bbfa393aa1.jpeg)
Sonuç
Orhun Yazıtları, 8. yüzyılda Moğolistan'ın orta kesiminde dikilmiş taş anıtlardır.[3], [6] Bu taşlarda bir kağanlık, kendi tarihini, iç çekişmesini ve halkına öğüdünü kendi ağzından anlatmaktadır. Bu yüzden taşları iki yönden okumak yararlıdır. İlk okuma, yazıtları bir tarih kaynağı olarak ele almaktadır. Bu okumada büyük anıtların dikiliş tarihleri Çince kayıtlardan gelmekte, ölüm ve keşif tarihleri ise ayrı yıllara oturmaktadır. İkinci okuma, metni belirli bir siyasal amaçla yazılmış bir hitap olarak görmektedir. Bu hitapta ölen kağan birinci kişi ağzından konuşmakta, yeni kağan sözü devralmakta, Kül Tigin anıtının Çince yüzü ise Çin imparatorunun sözü olarak yazılmıştır. Çin kağanına verilen elli yıllık hizmet, yazıtın kendi anlatısındaki bir sayıdır ve Çin'e karşı uyarı da, halkını giydiren hükümdar portresi de bu hitabın parçasıdır.
Bu iki okumayı ayırmak, bugün yazıtlar hakkında söylenenleri tartmanın da ön koşuludur. Yazının kökeni hala tartışmalıdır ve metinlerin türüne dair emir ya da ferman yorumu bir araştırmacı görüşü olarak durmaktadır. Bu sorular, taşı hem kaynak hem hitap olarak okuyan araştırmalara kalmaktadır. Taşların durduğu vadi ise göçebe hayvancıların bugün de otlattığı yaşayan bir kültürel peyzajdır.
Bu makale üzerine konuşmaya devam et
Topluluk sohbetine katıl, yorum bırak veya ayrıntılı bir soru sor.
- Muhteşem!0

- Tebrikler!0

- Bilim Budur!0

- Mmm... Çok sapyoseksüel!0

- Güldürdü0

- İnanılmaz0

- Umut Verici!0

- Merak Uyandırıcı!0

- Üzücü!0

- Grrr... *@$#0

- İğrenç!0

- Korkutucu!0

- ^abThomsen, Vilhelm. Inscriptions De L'orkhon Déchiffrées. Mémoires De La Société Finno-Ougrienne, V, 1–224. Helsingfors: Imprimerie De La Société De Littérature Finnoise. (1 Ocak 1896). Alındığı Tarih: 3 Kasım 2026. Alındığı Yer: Finlandiya Milli Kütüphanesi, Fenno-Ugrica | Arşiv Bağlantısı
- ^abTekin, T.. A Grammar Of Orkhon Turkic. Indiana University Publications, Uralic And Altaic Series, 69. Bloomington: Indiana University; The Hague: Mouton, 419 S. (1 Ocak 1968). Alındığı Tarih: 3 Kasım 2026. Alındığı Yer: Monumenta Altaica, eser taraması | Arşiv Bağlantısı
- ^abTezcan, M.. In Which Group Do The Orkhon Inscriptions Belong From A Diplomatic Point Of View? Chronica: Annual Of The Institute Of History, University Of Szeged, 18, 262–270. (1 Ocak 2018). Alındığı Tarih: 3 Kasım 2026. Alındığı Yer: Szeged Üniversitesi, Acta arşivi | Arşiv Bağlantısı
- ^abDoerfer, G.. Chinese Turkestan Viii. Turkish-Iranian Language Contacts. Encyclopaedia Iranica, V(5), 481–484. (1 Ocak 1991). Alındığı Tarih: 3 Kasım 2026. Alındığı Yer: Encyclopaedia Iranica | Arşiv Bağlantısı
- ^The Unicode Consortium. The Unicode Standard, Version 17.0: Chapter 14, South And Central Asia-Iii, §14.8.1 Old Turkic. The Unicode Consortium. (1 Ocak 2025). Alındığı Tarih: 3 Kasım 2026. Alındığı Yer: Unicode | Arşiv Bağlantısı
- ^abUNESCO World Heritage Centre. Orkhon Valley Cultural Landscape. Unesco World Heritage List, No. 1081Rev. Alındığı Tarih: 3 Kasım 2026. Alındığı Yer: UNESCO Dünya Mirası Merkezi | Arşiv Bağlantısı
- ^Clauson, G.. A Grammar Of Orkhon Turkic, By Talât Tekin [Kitap Değerlendirmesi]. Bulletin Of The School Of Oriental And African Studies, University Of London, 32(2), 415–416. Cambridge University Press. Doi:10.1017/S0041977X00055610. (1 Ocak 1969). Alındığı Tarih: 3 Kasım 2026. Alındığı Yer: Monumenta Altaica, dergi makalesi taraması | Arşiv Bağlantısı
- ^abÇakın, Y.. Orkhonindskrifterne. Lex / Den Store Danske. Son Güncelleme: 30 Haziran 2026. (1 Ocak 2026). Alındığı Tarih: 3 Kasım 2026. Alındığı Yer: Lex, Danimarka milli ansiklopedisi | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misin?
Şu iki siteden biriyle hemen destek olabilirsin:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracıyla 07.11.2026 14:07:42 tarihinde oluşturuldu. Evrim Ağacı'ndaki içerikleri birden fazla editör sürekli gözden geçiriyor, güncelliyor ve geliştiriyor. Bu çıktıdan sonraki güncellemeleri görmek ve içeriğin en güncel hâlini okumak için şu adrese git: evrimagaci.org/s/24105
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı sürece izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş hâlleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz.