İçerikler - Sayfa 98
Evrenin derinliklerinde, uzay-zamanın kendisini bile büküp yutan karadelikler mevcut. Hepimiz biliyoruz ki bu kozmik canavarlar büyük kütleli yıldızların ömrünü doldurup kendi içine çökmesiyle yani devasa kütleli maddelerin sıkışması ile oluşur. Peki ya size, bir kara delik yaratmak için koca bir yıldıza veya hatta hiçbir maddeye ihtiyacımız olmadığını söylesek? Sizce bir karadelik oluşturmak için sadece ışık yeterli olabilir mi? Bu, Albert Einstein'ın meşhur E=mc2E=mc^2E=mc2 denkleminin bize fısıldadığı en radikal sırdır. Bu sırrın adı: Kugelblitz. Bu yazımızda fiziğin bu en uç fikrini inceleyerek Genel Görelilik'in sınırsız gücünün, Kuantum Mekaniği'nin aşılmaz duvarlarıyla nerede karşılaştığını göreceğiz.
Karadelikler, evrenin en yoğun kütleleri olarak bilinir. Ancak fizikte öğrendiğimiz en temel ders şudur: Kütle ve enerji eşdeğerdir. Bu prensipten yola çıkarak büyük fizikçi John Archibald Wheeler, saf enerjinin (ışık veya radyasyon) bile, eğer yeterince yoğunlaşabilirse kendi kütleçekimine yenik düşerek bir karadelik oluşturabileceğini teorileştirdi.[1] İşte bu, temel olarak Kugelblitz'dir: saf enerjiden oluşan bir "ışık deliği".
“Huntington Hastalığı” ifadesini duymak bile ortamda hüzünlü atmosfere neden olabilir. Bu yüzden ölümcül hastalık için deneysel bir gen terapisine ait sonuçların yakın zamanda duyurulmasıyla yaşanan sevinç, umut duygusunu da beraberinde getirdi.
Küçük bir klinik deneyde, RNA’nın minicik bir parçasını kodlayan bir virüsün beyne enjeksiyonu, Huntington Hastalığı’nı bu kadar yıkıcı kılan “düzensiz” proteinlerin oluşumunu engellemiş olabilir. 24 Eylül’de bir basın bülteniyle açıklanan erken sonuçlar, 3 yıl boyunca tedavinin Huntington Hastalığı’nın ilerlemesini %75’e kadar yavaşlattığını ortaya koyuyor. Bir tedavi olarak düşünülmemesi gerekse de bu yaklaşım, aksi takdirde erken sakatlık ve ölümle karşılaşabilecek Huntington hastalarına çok daha uzun yıllar sunabilir.
Manyetik alan, hareket eden elektrik yüklerinin veya mınatısların çevresinde oluşan ve diğer hareketli yükler üzerinde manyetik kuvvetlerin uygulandığı bir vektörel alandır. Atom seviyesindeki elektron hareketlerinden gezegenimizin manyetik alanına kadar geniş bir yelpazede etkilerini görmek mümkündür.
Tarihçesine baktığımızda manyetik alanın keşfi; Antik Yunan'da kehribar taşı ile başlayıp dünyanın manyetik alanı, pusulalar diye devam eden serüvenin devamında kümlülatif bir şekilde elde edilen bilgiler ışığında Sanayi Çağı'ndaki elektromanyetizma biliminin temel taşlarından birini oluşturmuştur. Michael Faraday ile James Clerk Maxwell gibi bilim insanlarının çalışmaları sayesinde modern elektrik ve manyetizma teorisinin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Günümüzde manyetik alanlar; elektrik motorlarından jeneratörlere, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) cihazlarından veri depolama teknolojileri olan tablet, bilgisayar gibi cihazların içindeki HDD'lere kadar pek çok yerde kullanılır.
1992 yılında Güneş Sistemi dışındaki ilk gezegenin keşfedilmesinden bu yana, teleskoplar binlerce ötegezegen tespit etti. Bu gezegenler sadece Güneş benzeri yıldızların yörüngesinde değil; aynı zamanda ikili yıldız sistemlerinde, kırmızı cüce olarak adlandırılan küçük, soğuk yıldızlarda ve hatta aşırı yoğun nötron yıldızlarında bile gözlemlenmiştir. Bu yaygınlık, akıllara "Evren'deki her yıldızın yörüngesinde en az bir gezegen var mı?" sorusunu getirmektedir.
Bildiğimiz kadarıyla her yıldızın bir gezegeni yoktur. Cornell Üniversitesi Astronomi Bölümü Başkanı Jonathan Lunine'in belirttiğine göre, bu durum gezegenleri tespit edip edemememizle yakından ilgilidir ancak kesin olarak bilinmese de şimdiye kadar gezegen olarak aranan ancak hiçbirinin bulunamadığı pek çok yıldız olduğu kesindir.
Başıboş gezegenler (İng: "rogue planets"), galaksimizde kütle çekimiyle herhangi bir yıldıza bağlı olmadan, yıldızlararası uzayda tek başına seyahat eden dünyalardır. Bu yalnız gezegenler, yakınlarında kendilerini aydınlatacak bir yıldız ışığı olmadığı için karanlık ve soğuk bir varoluş sürdürürler.
Yeni araştırmalar, başıboş gezegenlerin evrende sanıldığından çok daha yaygın olduğunu gösteriyor. Bilim insanları, bu tür yalnız dünyaların, Samanyolu Galaksisi'nde bir yıldızın yörüngesinde dönen gezegenlerden bile daha fazla olabileceğini öne sürmektedir.
/content/ce764dfd-a0c4-42a3-9a29-057c847cd1d4.jpeg)
/content/4f13f0c9-3e10-4325-ae77-7ca1ee9a7d00.jpeg)
/content/4bb53893-356a-4880-96eb-b595d20a62f5.jpeg)
/content/52944b85-fcd6-4685-9894-8686daa71a2f.jpeg)
/content/69ac0d18-7613-4027-9cd9-793b214a3eff.png)