İçerikler - Sayfa 99
Uzun Vadecilik (İng: "long-termism"), insanlığın uzak geleceğini olumlu etkilemenin, günümüzde yaşayan insanların ahlaki açıdan önceliği olduğunu savunan bir düşünce biçimidir. Geleceğin, sadece birkaç yıl sonraki değil, binlerce yıl sonraki nesillerin de sorumluluğunu taşıyan bir miras olduğu fikri, çoğu zaman göz ardı edilir. Bu noktada Stephen Hawking'in 2016 yılında The Guardian'da yazdığı gibi, “insanlığın gelişiminde en tehlikeli anda olduğumuz" fikri önemlidir. Örneğin Lord Martin Rees, medeniyetin 2100 yılına kadar var olma şansının %50 olduğunu tahmin etmektedir. Noam Chomsky ise yok olma riskinin şu anda “Homo sapiens tarihinin eşi benzeri görülmemiş bir düzeyde olduğunu" savunmaktadır. Oysa bugün aldığımız kararlar, teknolojiyi nasıl geliştirdiğimiz, iklim değişikliğiyle nasıl mücadele ettiğimiz ve hatta ne tür riskleri göze aldığımız gibi hususları ön planda tutarak henüz var olmamış trilyonlarca potansiyel yaşamın kaderini belirleyebiliriz. İşte Uzun Vadecilik tam da bu noktada devreye giriyor:
Modern çağın filozoflarından William MacAskill ve Toby Ord tarafından yakın bir zamanda ortaya çıkmış bu yeni düşünce, insanlığın uzun vadeli geleceğinin potansiyelini koruma ve maksimize etme çabası olarak tanımlanan felsefi bir duruş olarak da değerlendirilebilir. Bu yaklaşım, sadece birkaç on yıllık planlar yapmak yerine, varoluşsal riskleri (tüm insanlığın yok olmasına veya kalıcı olarak çöküşüne yol açabilecek olayları) önlemeyi birincil ahlaki görev olarak görüyor ve en ufak eylemlerimizi bile önemsememiz gerektiğini vurguluyor. Bu makalede, Long-termism'in felsefesini, önemini ve eleştirel tartışmaları derinlemesine inceleyerek eylemlerimizin gelecekteki etkilerini gerek birey olarak bizi gerekse türümüzü nasıl şekillendireceğini öğreneceğiz.
Evren'deki en yüksek sıcaklık arayışı, teorik fiziğin sınırları ile deneysel laboratuvar başarılarını kesiştiren önemli bir konudur. Sıcaklık, bir parçacık topluluğunun ortalama enerjisinin bir ölçüsüdür. Mutlak sıfır (mutlak en soğuk sıcaklık) bir alt sınırdır fakat herhangi bir sonlu işlem dizisiyle ulaşılamaz olup Evren'de bir üst sınırın olup olmadığına yönelik soru, bilim insanlarını meşgul etmektedir.
En yüksek sıcaklıkları incelerken hem laboratuvar ortamında yapay olarak oluşturulan rekorlara hem de doğada meydana gelen en şiddetli kozmik olaylara bakmak gerekir.
Günümüzde Alzheimer, ALS ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıkların oluşumunda genetik yatkınlık kadar çevresel faktörlerin de etkili olduğu biliniyor.[1] Bu bilgi Fransız Alplerinde görülen gizemli ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) kümelenmesi hakkında bize büyük ipuçları sunuyor.
2009 yılında Grenoble’daki bir hastanede nörolog olan Emmeline Lagrange, 42 yaşındaki bir köylü kadına ALS teşhisi koyduğunda bunun talihsiz bir rastlantı olduğunu düşündü. Avrupa’da her yıl 100.000 kişiden yalnızca 2–3’ünde görülen bu hastalık, küçük bir Fransız Alpleri köyünde ortaya çıkmıştı. Lagrange, bunun köydeki nadir vakalardan biri olduğunu düşündü. Ancak köyün pratisyen hekimi Valerie Foucault şaşırtıcı bir yanıt verdi: “Bu hastalığı çok iyi biliyorum çünkü bu köyde dördüncü vaka.”
Natasha Demkina 1987 yılında doğan ve 10 yaşından beri insanların içlerini görebildiğini iddia eden bir Rus. Gerçekten X-ışını görüp görmediği üzerine birçok araştırma yapılmış. Biz de hem bu testler üzerinden fikir yürütecek hem de kendi tariflerini dinleyerek bilimsel analizler yapacağız. Şüpheci yaklaşımımızı, fanatik bir şüphecilik ile süslemeden bir insanın nasıl X-ışını görebileceği üzerine de tahminlerde bulunacağız. Kim bilir, belki de bu kız gerçekten öylesine bir mutasyona sahiptir ki X-ışını görebiliyordur! Fakat mutasyonların fizik yasalarını ihlal etmeyeceğini aklımızdan çıkarmamakta fayda var.
Konuya Natasha'nın anlattıklarına kulak vererek başlayalım. Natasha şöyle anlatıyor:
Soğuk ve karanlık günlerde, havalar ısınana kadar kendinizi eve kapatmayı hayal etmek cazip gelir. Pek çok hayvan bunu, bedensel işlevlerini en aza indiren ve enerji için vücutlarındaki yağ depolarını kullanan “torpor” adı verilen bir duruma girerek yapar. İnsanlar da aynı şekilde kış uykusuna yatabilir mi?
Kışı atlatmak için pratik bir yol sağlamasının yanı sıra, bu konuyu araştırmanın bir başka nedeni de uzun mesafe uzay yolculuğunun gündeme gelmiş olmasıdır. Mevcut teknolojiyle en yakın gezegenimiz Mars’a yapılacak bir yolculuk yaklaşık sekiz ay sürer. Bir gün başka bir yıldız sistemini ziyaret etmeyi umarsak ışık hızında bile seyahat etsek bu yolculuk yıllar alacaktır. Uzun süreli bir “torpor” durumuna girebilmek, astronotlar için bu mesafeleri daha az sıkıcı hale getirebilir ve hayati kaynakların korunmasını sağlayabilir.
/content/b5ccd02e-5ad5-4649-b1c5-c62484cb30aa.jpeg)
/content/06ced42b-7700-4d4b-adfb-a5da2895b50c.jpeg)
/content/3729e92f-4614-45cb-8113-fa2327e16fef.png)
/old/content_media/e2c19d0f5a93fa9b42116e5526d9e9c8.png)
/content/7c79058a-4d3c-4d12-a0bc-c5a37a2ff7b1.jpeg)